“melamet” nedir

“Melamet” Nedir? Ne Demektir? Ne Anlama Gelir?

“Melamet” nedir? ne anlama gelir? Melamet, Hakk’ın katında makbul olabilmek için halkın iltifatına tenezzül etmemektir.Melamet, her türlü fanatizmden uzak olmaktır.Bu sebeple Resulullah Efendimiz, şöyle buyurmuştur; “Doğru yolda olun, orta yolu tutun!” Melamilik, bir bakımdan, insanın kendine ait sandığı varlığının Hakk’ın varlığı olduğunu anlayarak fenâfillah mertebesine ulaşması ve ardından bu varlığı her türlü taassuptan (fanatizmden) arındırarak Bekâbillah’ta Hakk’ın varlığı ile yeniden bezenmesidir.Melamet’te esas olan, mutlak surette Cenâb-ı Hakk’ı tevhit edebilmek, mutlak vahdete erip her yönden “semme vechullâh’ı” (her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır) müşahede etmektir. Melametin kökeninde “levm” (kınama) vardır. Fakat bu kınama, halkın nefretini kazanmak için kötü fiillerde bulunmak […]

“Melamet” Nedir? Ne Demektir? Ne Anlama Gelir? Devamını Oku »

Asrın Büyük Mütefekkiri Ârif-i Billah Eş-Şeyh Hasan Fehmî İştibî el-Melâmî

Asrın Büyük Mütefekkiri Ârif-i Billah Eş-Şeyh Hasan Fehmî İştibî el-Melâmî Bey’at-ı Hakk’ı,Muhammed’den kılanlar MerhabaBuldunuz iman-ı kamil cümle yaran Merhaba Varis-i Nebi’dir,ol Nur Muhammed asfiyaGün gibi doğdu bu alem yüzüne saldı ziya Oldu imam ehl-i aşka,v erdi müezzin salaKıldılar dört farz namazı okundu “Kad efleha” Geçtiler zevk-i fenadan buldular zevk-i bekaKıldılar vahdette namaz, ettiler mirac Hakk’a Sidre-i Münteha olmaz aşığa durak makamGeçtiler “Kavseyn” e anlar ettiler canı feda Ol yüz-i bedr-i münir ahzeyledi şemsten ziyaCümle erbab-ı ulumun kalbine verdi cila Cilve-i Ma’şuk’a sabretmek gerektir aşığaBir cefası içre FEHMİ’ye gelir yüzbin sefa 1885 yılında Makedonya’nın İştip iline bağlı Muşansa köyünde dünyaya

Asrın Büyük Mütefekkiri Ârif-i Billah Eş-Şeyh Hasan Fehmî İştibî el-Melâmî Devamını Oku »

Âşıkların Vuslat Yolculuğu Kitap Önsözü

Âşıkların Vuslat Yolculuğu Kitap Önsözü Bismillâhirrahmânirrahîm [Kāle lehu mûsâ hel ettebi’uke ‘alâ en tu’allimeni mimmâ ‘ullimte ruşdâ]Musa ona dedi ki: “Doğru yol olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?” (Kehf;18/66) Bütün hamd ve övgüler; alim-i ezeli olup herşeyi hakkıyla bilen, ilmi ve ahkâm-ı rubûbiyyeti ile bütün âlemleri kuşatan Allâhu teâlâ hazretlerine aittir. Salât ve selâm ise onun habîb-i ekremi varlığın özü ve başı olan Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.s.) Efendimizin üzerine ve onun pâk ehl-i beyti olan Hazret-i Ali (k.v.), Hazret-i Fâtıma (r.a.), Hazret-i Hasan (r.a.) ve Hazret-i Hüseyin (r.a.) Efendilerimizin ve kıymetli ashâbının üzerine olsun. Bilhassa

Âşıkların Vuslat Yolculuğu Kitap Önsözü Devamını Oku »

Kâmil İnsan

Kâmil İnsan Hakikate giden yolda insanların kemâlâtı farklı şekillerde anladıklarını gördüm. Şeriat mertebesinde olanlar, kemâlâtı çokça ibadet ve taatte zannederler. Onlara göre namazı, orucu, zikri ne kadar ziyade ise kemâli de o nisbettedir. Tarikat mertebesinde olanlar, olağanüstü haller ve kerametleri kemâlât sanır; kimin keşfi açık, kimin kerameti görülmüşse, onu kâmil bilmeye meylederler. Hakikat mertebesine yaklaşanlar ise, kemâlâtı çokça bilgi edinmek, sırları bilmek, derin meselelerden haberdar olmak zanneder. Onlara göre marifet, çok okumak, çok öğrenmek ve sır perdesini kaldırmakla elde edilir. Oysa anladım ki,Marifet ehlinin nazarında asıl kemâlât bunların hiçbiri değildir. Zira ibadet, bilgi ve keramet, ancak birer vasıtadır; hakiki

Kâmil İnsan Devamını Oku »

Nûru’l-Arabî Hazretlerinin Damadı Prizrenli El-Hâc Abdürrahim Fedâî Efendi

Nûru’l-Arabî Hazretlerinin Damadı Prizrenli El-Hâc Abdürrahim Fedâî Efendi Sözlerimize Prizrenli büyük mutasavvıf ve divan şairi Hacı Ömer Lütfi efendinin Fedaî hzlerine ithafen yazdığı methiyesinden birkaç beyit ile başlamak isterim. Mir’ât-ı Yezdânsın bize Dâmâd-ı Pîr AbdürrâhîmMişkât-ı Rahmânsın bize Dâmâd-ı Pîr Abdurrahîm Nûr Muhammed Nûr’dan Doğdu sana ol Tûrdanİçtin yemm-i mescûrdan Dâmâd-ı Pîr Abdurrahîm Bâtında buldun feyzi tâm zâhirde ilminle benâmSensin melâmîde îmân Dâmâd-ı Pîr Abdurrahîm Açtın künûz-i vahdeti saçtın o dürr-i hikmetiSundun şarâb-ı vuslatı Dâmâd-ı Pîr Abdurrahîm Lütfî dedi var kurbetim gösterdi târîh rıhletinOldu gemide vuslatın Dâmâd-ı Pîr Abdurrahîm İlmi çevreler tarafından üç dönem içerisinde incelenen melâmilik, esası itibarıyla hiçbir

Nûru’l-Arabî Hazretlerinin Damadı Prizrenli El-Hâc Abdürrahim Fedâî Efendi Devamını Oku »

Sâd Sûresi’nin Altmış Beşinci Âyet-i Celîlesinin Bâtınî Hakîkatleri

BU RİSÂLE, SÂD SÛRESİ’NİN ALTMIŞ BEŞİNCİ ÂYET-İ CELÎLESİNİN BÂTINÎ HAKÎKATLERİNİ BEYÂN EDER Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm Bütün hamd ve övgüler, Vâhid ve Kahhâr olan, her şeyde tecellî ve nûr ile zâhir olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm, varlık ve ferdiyetin en kâmil mazharı olan Efendimiz Muhammed (s.a.s)’e ve onun âline ve ashâbına olsun. Kul innemâ enâ munzirun, ve mâ min ilâhin illallâhu’l-vâhidu’l-kahhâr.(De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. O Vâhid ve Kahhâr olan Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.”) (Sâd; 38/65) Âyet-i kerimede ilk önce buyurulan ifade “İnnemâ enâ munzir” Yani “ben bir münzirim, uyarıcıyım.” Denilmektedir. Bu ifade her ne kadar zahirde Peygamber efendimizin

Sâd Sûresi’nin Altmış Beşinci Âyet-i Celîlesinin Bâtınî Hakîkatleri Devamını Oku »

Risâle-i Seyr-i Enbiyâ

Risâle-i Seyr-i Enbiyâ Bismillahirrahmanirrahim Yoğuruldu hamurum kırk gün pirin elindenÜfürdü nefesini hû ile ta elestü bezmindenCan buldu cânan seyran eyledim vechimdenCümle melâike ile Âdeme secde eyledimBir dem oldu Âdem ile cenneti konak eyledim Eyleyip nüzûl Âdem baba ile cennetten arzaBinbir gece tövbe kıldım afv dileyip MevlâyaBuluştum Âdem ü Havva ile cebel-i arafattaHabil ile beraber hayvanımı kurban eyledimNiyaz edip yüce Mevlâ’ya halimi arz eyledim Kâbil düştü nefsin hevasına attı taşı HâbileMüzdelife’de aldım taşı attım ona Minâ’daHabil’e didar oldum Kâbil ise uydu şeytanaHâbilin ardından Âdem Baba ile yâs eyledimKabil nesliyle nice zaman harb u cihad eyledim Habil suretine bürünüp göründüm Şit

Risâle-i Seyr-i Enbiyâ Devamını Oku »

Şerh-i Nutk-ı Âşık Veysel (K.S.)

Şerh-i Nutk-ı Âşık Veysel (K.S.) Bismillahirrahmanirrahim Elhamdülillahi rabbil âlemin es-selâtu ve’s-selâmu ‘alâ resulina Muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ve ehl-i beytihi ecmâin Uzun İnce Bir YoldayımGidiyorum Gündüz GeceBilmiyorum Ne HaldeyimGidiyorum Gündüz Gece Mâlum ola ki, Âşık Veysel k.s. bu nutk-ı şerifinde enfüsünde kendinin, afakta ise salikin seyr u sülûk yolculuğunu ve bu yolculuk esnasında başına gelecek olan halleri ifade etmiştir. “Uzun İnce Bir Yoldan” murat edilen seyr u sülük yolculuğudur. Kıldan ince ve kılıçtan keskin olarak ifade edilen sırat köprüsünden de ifade edilmek istenen budur. Bu yol öyle meşakkatlidir ki, nefsin galebe çalması durumunda esfele safiline siccine yuvarlanır

Şerh-i Nutk-ı Âşık Veysel (K.S.) Devamını Oku »

Hz. Peygamber Efendimiz’in Cedlerinin İsimlerindeki Hikmet Ve Sülûk Yolculuğundaki Remizler Üzerine

Hz. Peygamber Efendimiz’in Cedlerinin İsimlerindeki Hikmet Ve Sülûk Yolculuğundaki Remizler Üzerine Bismillahirrahmanirrahim Bilindiği üzere Fahr-i Âlem Efendimiz’in dedesinin ismi Abdulmuttalib, babasının ismi Abdullah, mübarek validelerinin ismi ise Âmine’dir. Cenâb-ı Hakk hazretleri bu nurlu zatların sırlarını mukaddes kılsın, bâtınî hikmetlerini bizlere de âyan eylesin. Bu isimler sadece tarihî birer şahsiyetin remzi olmayıp, tevhîd yolunun seyr ü sülûk merhalelerinde ilerleyen sâlik için manevî bir yol haritasıdır. Her biri, ilâhî hakikatin insan kalbinde doğuşunu simgeleyen remizlerdir. Bir sâlik, hakikati Muhammediyye’ye talip olduğunda, evvela Talib olur. Bu taleb, onu Muhammedî sırra yönlendiren ilk niyettir. İşte bu merhalede sâlik, sırların başlangıç noktası olan “Abdulmuttalib”

Hz. Peygamber Efendimiz’in Cedlerinin İsimlerindeki Hikmet Ve Sülûk Yolculuğundaki Remizler Üzerine Devamını Oku »

Scroll to Top