Asrın Büyük Mütefekkiri Ârif-i Billah Eş-Şeyh Hasan Fehmî İştibî el-Melâmî

Yazar: Burak Anılır
Tarih: 01.06.2023
Siteye Eklenme Tarihi: 1.10.2025

Bey’at-ı Hakk’ı,Muhammed’den kılanlar Merhaba
Buldunuz iman-ı kamil cümle yaran Merhaba

Varis-i Nebi’dir,ol Nur Muhammed asfiya
Gün gibi doğdu bu alem yüzüne saldı ziya

Oldu imam ehl-i aşka,v erdi müezzin sala
Kıldılar dört farz namazı okundu “Kad efleha”

Geçtiler zevk-i fenadan buldular zevk-i beka
Kıldılar vahdette namaz, ettiler mirac Hakk’a

Sidre-i Münteha olmaz aşığa durak makam
Geçtiler “Kavseyn” e anlar ettiler canı feda

Ol yüz-i bedr-i münir ahzeyledi şemsten ziya
Cümle erbab-ı ulumun kalbine verdi cila

Cilve-i Ma’şuk’a sabretmek gerektir aşığa
Bir cefası içre FEHMİ’ye gelir yüzbin sefa

1885 yılında Makedonya’nın İştip iline bağlı Muşansa köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Mahmutağalar namıyla bilinen ailenin reisi Mahmut Ef., annesi ise Nefise hanımdır. Balkanların fethi ile beraber gerçekleşen Osmanlının iskan politikasının bir sonucu olarak Anadolunu birçok yerinden sanatkar, edip, alim ve arif Türkmen ailelerini Rumeline yerleşmişti. Bu sebepler dahilinde Hasan Fehmi hazretlerinin atalarıda Bursa’dan göç ederek İştip ve çevresine yerleşmişlerdir.

Yerleştirilen ailenin reisi Kadir Dede’nin Bursa’dan geldiği kendi kabir taşında yazılıdır. Kadir Dede’nin dört oğlu olmuştur. Bunlar; Halil, Arslan, Mehmet ve İbrahim dir. Bu dört kardeşten Halil Dede’nin de dört oğlu olmuştur. Bunlar da Zeynel, Talip, Nasuh ve Eyüp tür. Hasan Fehmi Efendinin dedesi olan Talip Ef.nin ise Mahmut ve Şahin adında iki oğlu dünyaya gelmiştir. Hasan Fehmi efendinin divanında Talibi mahlasını kullanması dedesi Talip Ef.ye izafeten olmasıda ihtimal dahilindedir. Hasan Fehmi Efendinin ilk tahsilini Tikveş’e bağlı Nigotin’de yaptığını görmekteyiz. Öğretmeni Hacı Şeyho namıyla maruf Hacı Mustafa Efendi idi. Kendisi bu zattan aynı zamanda zahir ilmini de tahsil etmiştir. Hacı Şeyho batın ilmine vakıf bir zat olmasına rağmen delikanlı bir çağda olan Hasan Fehmi’ye oradaki tahsilin sonunda “Sen artık batın ilmini de almayı hakettin, ama ben senin sadece zahiri hocanım” demiş ve ilm-i tevhidi almak için onu başka bir mürşidi kamile salık vermiştir.  Hali vakti yerine olan babası Mahmut Ef. bu defa genç Hasan Fehmi’yi daha yüksek tahsil için İştip Medresesi’ne yollar. Buradaki hocası Hacı Mustafa Efendinin salık verdiği Hacı Ali Rahmi Efendidir. Bu zat hem zahir ilmine hem de batın ilmine vakıftır. Zahir ilminin tedrisi sırasında lüzum gördüğü anlayışlı talebelerine batın ilmini de öğretmektedir. Bu talebelerden biri de Hasah Fehmi Efendidir. Gerekli zahir ilmini öğrenen ve batıni ilmin mertebelerini de yaşayıp zevkeden Hasan Fehmi kısa bir zaman sonra genç yaşta, 22 yaşında batıni ilmi öğretme ve bu vazifeyi yürütme görevi olan Hilafeti almıştır. mürşidi Ali Rahmi Efendiden bu hususta divanında şöyle der:

Mürşidim Ali Rahmi
Bildirdi beni bana
Ol irşad-ı manevi
Bildirdi beni bana

Ali Rahmi Efendinin mürşidinin H.Salih Rıfat Ef. ve onunda mürşidinin Hz.Pir Muhammed Nurül Arabi olduğunu aşağıdaki nutkunda açıkça belirtmektedir.

Nakşibendinin salikleriyiz
Rif’at Melami havzeleriyiz
Seyyit Ali’nin dervişleriyiz
Nur Muhammed’in bendeleriyiz
Vahdet gülünün bülbülleriyiz

Melamet neşvesiyle yanan bir aileden gelen Hasan Fehmi, mürşidi H.Ali Rahmi Efendiden hilafet alınca, bu yönde kısa zamanda temayüz etmiş, ilmi, irfanı ve genç dinamizmiyle etrafına aşıkları ve temiz gönüllüleri toplamıştır. Kendi köyü Muşansa’da olduğu gibi, yakın köy ve kasabalarda da ünü duyulmuş, salikleri tevhid zevkiyle erdirmeye son derece çaba sarfetmiştir. Kendini bu yola vermiş, bu yola adamış, resmi göreve hiç yönelmemiştir. Bilineceği üzere Hasan Fehmi’nin yaşadığı yıllar Osmanlı Devlet’nin çöküş Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları idi. Dedeleri, Osmanlılar’ın parlak devirlerinde gelmişler, yeni yurtlar kurmuşlar, ömürlerini bu güzel düzende geçirmişlerdi. Hasan Fehmi Tezdoğan ise çöküş yıllarında doğduğundan, bunun doğuracağı acı ama gerçek sebepler neticesi, dedelerinin doğum yerine, anayurda geçmişlerdir. Hasan Fehmi’nin anayurda gelişi Balkan Harbi’nin olduğu yıllardır. Yerleşim bölgesi olarak Egeyi seçer ve İzmir-Tire’ye yerleşir. Edindiğimiz bilgilere göre Mürşidi H.Ali Rahmi Ef.de anayurda göçtükten sonra bir müddet Tire’de oturmuş sonra Turgutlu’ya gitmiş ve orada Hakk’ın rahmetine kavuşarak defnedilmiştir. Balkan Harbi sona erer ama bu sefer 1.Dünya Savaşı başlar. Savaş yılları askerlik görevini “Bölük Emini” olarak yapar ve bu nedenle Serez’e kadar gider. Savaşta Osmanlı Devleti yenilmiştir. Bundan yararlanan düşman devletler Anadolu’yu işgale kalkarlar. Yunanlılar İzmir’e çıkar. Hasan Fehmi Efendi çocuklarının yanına Muşansa’ya döner. Orada 10 yıl kadar kaldıktan sonra tekrar Anadolu’ya bu defa çocukları ve yakınlarıyla temelli gelir. İzmir-Menemen’e yerleşir. Ana yurdumuzdan düşman temizlenmiştir. Türkiyede Tezdoğan soyadını alır. Menemen’de zahirecilik, bakkallık ve tütüncülük yapar. Bu işler nüfusu kalabalık olan Hasan Fehmi Tezdoğan Efendinin ailesine yarar sağlamayınca 1939 yılında İzmir’de Darağacı semtine göçer. 12 yıl burada yaşamını temin eden ve sevenlerini aşk-ı ilahi ile bezeyen Hasan Fehmi 1951 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşur. Kabri İzmir-Altındağ’da Kokluca Mezarlığı’ndadır. Mezar taşında şu dörtlüğü yazılmıştır.

Mahvedip Fehmi’yi mahz-ı zat eyle
Bekada baki kıl izz ü cah eyle
Cemalin keşfedip dilküşad eyle
Hicr ile Berzah’ta beni durdurma

İştipli Hasan Fehmi Efendi Melamiliği balkanlardan anadoluya getirmiş yetiştirmiş olduğu melamet erleri sayesinde Melamiliğin ve Melamilikte divan kültürünün günümüze kadar gelmesini sağlamış ender bir şahsiyettir. Halifeleri arasında İştipli Abdürrahim Efendi, Menemenli Ahmet Kumanlıoğlu, İştipli Hasan Özlem Efendi ve Nezir Vuslat Efendiyi saymak mümkündür. Ayrıca kendinden sonra gelen kuşaklarda yetişen Melami erlerinden Üsküplü İsmail Hakkı Efendi, Ahmet Kumanlıoğlu, Sabri Soyyiğit, Ahmet Soyyiğit gibi isimlerin de aynı zevk ve şevk ile divanları olduğunu aynı zamanda Yahya Soyyiğit, Ender Doğan ve Raif Vırmiça gibi değerli bestekarları görmekteyiz. Bu bize Melami düşüncesinin edebiyata ve sanata vermiş olduğu değeri göstermektedir. Kendisinden sonra gelen zevatın nutku şeriflerinden örnek verecek olursak Menemenli Ahmet Efendi Mürşidi Hasan Fehmi Efendiye olan muhabbetini şu şiiri ile yansıtmıştır.

Duydum beni methetmişler
Methe layık sensin Şeyhim
Duydum seni zemmetmişler
Zemme layık benim, Şeyhim

Bana bakıp gülmeseydin
Can evime girmeseydin
Kulağıma demeseydin
Bilemezdim seni Şeyhim

Sordular kim senin Şeyhin
HASAN FEHMİ’m benim Şeyhim
Himmetinden razı olsun
Alemlerin Rabbi Şeyhim

Gördüklerim seninledir
Bildiklerim seninledir
Kesret-vahdet seninledir
Seninledir AHMED Şeyhim

Ahmet Kumanlıoğlu mürşidi Hasan Fehmi Efendiye olan muhabbetinin yansıması olarak oğluna da efendisinin ismi vermiş onun bu mesleki melamiyede en iyi şekilde yetişmesi için gayret göstermiştir. Hasan Fehmi Divanını derleyip hazırlayan bunca yıl içinde defalarca yayınlayan kıymetli hocamız Hasan Fehmi Kumanlıoğlu efendimize ayrıca saygı hürmet ve teşekkürlerimizi sunarız.
Hasan Fehmi divanını incelediğimizde o da diğer mutasavvıf şairlerde görüldüğü üzere, ağırlık olarak tevhid, vahdet, peygamber sevgisi, ehl-i beyt, methiye, nasihat ve mensubu olduğu yolun sülükuna dair bilgiler verir. Divanında 110 adet nutk-ı şerif vardır. Bunların çoğunluğu aruz vezni ile yazılmıştır. Yazmış olduğu bu nutku şerifler içerdiği mana derinlikleri, salikin seyr u sülukunda yol gösterici olması sebebiyle Bosna Hersek, Kosova, Makedonya ve Türkiye’deki tasavvuf ehli kişiler arasında beğenilip dergahlarda ve irfan meclislerinde okunmaya devam etmektedir.

Bu aşk bir bahri ummandır buna hadd ü kenar olmaz
Delilim sırr-ı Kurandır bunu bilende âr olmaz

Diyen Seyid Seyfullah hazleri ve diğer mutasavvıfların nutuklarında olduğu gibi Hasan Fehmi’de enfüsünden afaka tulu eden bu nefeslerinde sözlerindeki dayanağının Kuranı kerim olduğunu göstermek için sıklıkla ayet ve hadislere yer vermiştir. Ehlullahın sözleri “vema yentiku anil heva in hüve illa vahyun yuha” ayetini sırrı gereği nefislerinden değil hakkın kelamı olan kuran kerimdendir. Resulallah efendimiz Muaz bin cebeli Yemen’e vali tayin ettiği vakit kendisine şöyle nasihatte bulundu. “Kuranla hükmet, sünnetle hükmet, kuran ve sünnete ters düşmeyecek bir şekilde kalbinle hükmet” Yine İmam Azam hazleri “bize ait olduğunu duyduğunuz bir söz işittiğinizde yanında bir ayet veya hadis arayın eğer bulamazsanız o söz bize ait değildir.” demektedir velhasıl Hasan Fehmi efendi de bu kaide üzerine durmuştur. Bu meseleyi Hasan Fehmi şu beyitle izah etmiştir.

Kamil mürşid olanın sözleri Kur’an olur
Nakıs mürşid olanın sözleri güman olur

Yazdığı nutku şerifleri incelediğimizde onu etkileyen en önemli mutasavvıfın Niyazi Mısri olduğu hemen farkedilmektedir. Niyazi Mısri Melamilerce kabul edilmiş en önemli velilerdendir. Bilindiği üzere Mısri hazlerinin divanı Melami Piri Seyyid Muhammed Nurul Arabi tarafından şerh edilmiş, Tekkelerde ihvanlar arasında çokça okuna gelmiştir. Bunun sebebini Nurul Arabi hzleri. Niyazi Mısrinin bu nutku şeriflerini sülukunun nihayetinde yazmış olmasına bağlar. Bu nedenle kemalat ve mana derinliği bakımından tercih edilir olmuştur. Hasan Fehmi Efendininde süluku esnasında bu kaynaktan beslenmiş olması onun şiirlerinde Niyazı Mısrinin etkisini arttırmıştır. Buna örnek olarak Niyazi Mısrinin

Nâdanı terk etmedin yârânı arzularsın,
Hayvânı sen geçmedin insânı arzularsın.
“Men arefe nefse hû fakad arefe Rabbe hû”
Nefsini sen bilmedin Subhânı arzularsın.

Nutkuna nazire yaparak Talibi mahlasıyla yazmış olduğu şiirini okumak istiyorum.

Hayvanlığı terk etmeden insanlık arzularsın
Rüşd-i Hakk’a ermeden Mevla ’yı arzularsın

Taklidi terk etmeden hem tahkike ermeden
Sırr-ı Kur’an bilmeden irfanlık arzularsın

Sermayesiz bezirgan karı olmaz bir zaman
Ne sergin var ne dükkan zenginlik arzularsın

Kuyuya atılmadan kervana katılmadan
Kul olup satılmadan sultanlık arzularsın

Talibi evrad ile bir keçe külah ile
Hemen bir hırka ile hilafet arzularsın

Nasıl ki Mısri hzleri “Niyâzî’nin dilinden Yûnus durur söyleyen, Herkese çü can gerek Yûnus durur cân bana. Diyorsa aynı şekilde Hasan Fehmi’nin dilinden söyleyen de Niyazi Mısri hazleridir.

Nurul Arabi hazlerinin melamet anlayışının temeli Muhyiddin ibn Arabi’ye dayanmaktadır. Öyle ki bir çok eseri Nurul Arabi hzleri tarafından şerh edilmiş ihvanın istifadesine sunulmuştur. Bizde bu eserlerin tamamını Nurul Arabi Külliyatı çalışmamızda yayınlamıştık. Muhyiddin Arabi hzlerinin fikirleri birçok zevatı etkilediği gibi Hasan Fehmi efendiyi de etkilemiş ve İbn Arabi için şu methiyeyi dile getirmiştir.

Geldi Muhyiddin hakikat alem içre ağniya
Kapısında Padişahlar oldular kul ve keda

İlmi, ağzından Rasul’ün aldı ol ali cenab
Eyledi ihsan ona ol Fahr-i Alem Mustafa

Rüşd-i alem oldu asrında bilenler bildiler
İstidadı tam olanlar eylediler iktida

Ol güruh-ı akl olan sofular onu bilmedi
Ona Zındıktır demekle düştüler hep mehlika

Bahr-ı ahdardır makamı Hızr’a yoldaştır o pir
Nevm-i gafletten uyandırdı nice yüzbin Musa

Ab-ı hayat menbaıdır kendisi haydır müdam
Etti ihya dini ilmiyle yeniden ol sima

Bahr-ı ilmine kayık salmak bana mümkün değil
Eyle himmet FEHMİ’ye yolundayım çün bir feda

Her derviş gibi Pirine Hürmetkar ve onun öğretilerine sımsıkı bağlı olan Hasan Fehmi. Bu sebeple Piri üstadı Seyyid Muhammed Nurul Arabi’ye olan muhabbetini divanında yansıtmıştır.

Yüzüm tuttum sana ya Hazreti Pir
Bu can kurban sana ya Hazreti Pir

Visalin gülüne divaneyim ben
Hu deyip gezerim ya Hazreti Pir

Cemalin nuruna pervaneyim ben
Yakarım sinemi ya Hazreti Pir

Yanarım aşkınla nar-ı suzanda
Şikayet eylemem ya Hazreti Pir

“İzheb” emrinden sen geldin da’vete
Şanındır şefaat ya Hazreti pir

Gezerim alemde canım yok tende
Sensin bu cisme can ya Hazreti Pir

Vasfını işittim çün arş istiva
İlmin muhit oldu ya Hazreti Pir

Senin medhinden ben aciz bendeyim
Vasfın kal’e gelmez ya Hazreti Pir

Budur TALİBİ’nin daim niyazı
Ayırma kapından ya Hazreti Pir

Melamiler sulh zamanı horosan erenlerinden aldıkları usul erkan gereği halkın ilmen irfanen yetişmesinde halka hizmeti en onurlu vazife sayan kimseler olduğu gibi harb zamanında da bu erenlik vasfına Alplik sıfatı da eklenerek amansız bir ALPEREN olmuşlardır.

Hasan Fehmi’de yine böyle bir zamanda Osmanlının son demlerinde balkan savaşlarını, cihan harbini ve istiklal harbini görmüş ardından cumhuriyetin kuruluş dönemlerini yaşamış olduğundan bu sürecin içindeki şartları gayet yakından görmüştür. Milli mücadele sırasında yaşanan sıkıntılara şahit olmuş, Bu sırada Gazi Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi halkın kurtuluşu için bir umud olmuştu. Hasan Fehmi Millet meclisinin Ardından ilan edilen cumhuriyetin idaresinin hürriyetine aşık Türk Milletinin ruhuna en uygun olan yönetim şekli olduğuna ve istikbaldeki refah ve yükselişin ancak cumhur ile sağlanabileceğine inanmıştır. Bu vaka hakkında Hasan Fehmi divanında millet meclisi açılışı ile cumhuriyetin ilanındaki memnuniyetini şu şekilde ifade etmektedir.

Edelim Hakk’a hamdiyyet
Vücuda geldi hürriyet
Böyle bir gün gördü millet
Yaşasın Pir Melamiyyun Muhammed Nur

Yeni meclis meb’us oldu
Bütün alem memnun oldu
Eşkıyalar nabud oldu
Yaşasın Pir Melamiyyun Muhammed Nur

Bugün oldu cumhuriyet
Kalmadı harice minnet
Oturdu tahtına millet
Yaşasın Pir Melamiyyun Muhammed Nur

Kelam-ı Talibi billah
Bize ihda etti Mevla
Bunu bilmezdi şeyh u şah
Yaşasın Pir Melamiyyun Muhammed Nur

Dörtlüklerin sonunda “Yaşasın Pir Melamiyyun Muhammed Nur” demesinin sebebi cumhuriyetin kurucu kadrosunun bir çoğunun manastır askeri lisesinden hocaları Bursalı Mehmet Tahir bey oluşu sebebiyle ki Tahir Bey Nurul Arabi hazlerinin halifelerindendir. Bu öğrenciler derslerinin dışında Bursalı Tahir Beyin melami sohbetlerinde bulunuyor onunla beraber İştip, Ustrumca ve Üsküpteki Nurul Arabinin diğer hulefası ile tanışma fırsatına eriyorladı. Bu sohbetler esnasında Nurul Arabi’nin düşüncelerinin kendileri üzerinde etkisinin olması düşünülmektedir. Çünkü melamet düşüncesi ve öğretisinin amacı ilericiliği hedefler kişinin Hüviyyetinde hürriyetine erişmesi gerektiğini bildirir. yani özgürlükçüdür. Bu sebeple Gazi Mustafa Kemal Atatürk “ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK BENİM KARAKTERİMDİR” demiştir.

Şura suresi 23. Ayette cenab-ı Hak “Kul la es’elukum aleyhi ecren illel meveddete fil kurba / Ben, buna karşılık sizden Ehlibeytime meveddet dışında bir ücret istemiyorum.” Demektedir. Özellikle bütün tasavvuf ekollerinde olduğu gibi melami düşüncesinin en önemli farz unsuru Ehl-i Beyt-i Mustafaya meveddet etmektir. buradaki “MEVEDDET” ifadesi çok önemlidir. Yapılan tercümelerde genel olarak “SEVMEK” olarak çevirilmiş olsada bu çeviri MEVEDDET kelimesinin tam olarak karşılığı değildir. Arapça Vedd/Vüdd kökünden gelmekte olan bu sözcüğün ifade ettiği mana sevenin sevgilisinde fena yani maşukunda yok olacak düzeyde sevmesini ifade eder. Yani Tasavvuf metodolijisinde olan Fenafişşeyh – fenafirresul ve fenafillah üçlemesinin en başında olmazsa olmazı fenafi’l-ehlelbeyt diyebiliriz. Bu hakikat şehri Haz Muhammeddir. kapı Hz Alidir, Kapının iki kanadı imam hasan ve imam hüseyindir. anahtarı hz. Fatımadır. vel hasıl içinde ehli beyt muhabbeti meveddeti olmayan herşey eksiktir. Bunu kendine esas almayan her yol batıldır. Melami yolunun önemli bir şahsiyeti olan Hasan Fehmi efendi divanında ehli beyte olan meveddetini birkaç nutkunda dile getirmiş bunların içinde ehli beyte yapılan zulümlere değinip sevenlerini ve takipçlerini bu düstur üzere yetiştirmiştir.

Muhammed birliğe edince sala
Ali Zülfikar saldı dört yana
Ol güruha dahil buldular felah
Meded Ya Muhammed şahımdır Ali
Herdem gönlümdeki mihmanım Ali

Hakikat şehrinde durduk namaza
Aşılar kıblesi “Semme vechullah”
Dört tekbirle cümle uyduk imama
Meded Ya Muhammed şahımdır Ali
Herdem gönlümdeki mihmanım Ali

Ehl-i beyt’i kasteyledi ol Mervan
Susuzluktan şehid oldular sıbyan
Aşıklar ciğerin kıldılar büryan
Meded Ya Muhammed şahımdır Ali
Herdem gönlümdeki mihmanım Ali

Hasan’la Hüseyin ciğerpareler
Aşıklar kalbinde açtı yareler
Tabibler bu derde bulmaz çareler
Meded Ya Muhammed şahımdır A li
Herdem gönlümdeki mihmanımdır Ali

Ali’nin şöhreti denildi Haydar
Ma’rifet kılıcı ismi Zülfikar
Bu esrarda FEHMİ eyledi ihbar
Meded Ya Muhammed şahımdır Ali
Herdem gönlümdeki mihmanım Ali

Birçok mutasavvıf şair gibi Hasan Fehmi efendide yaşamış olduğu seyr u suluk merhalelerini anlatabilmek bunu anlatırkende nâ ehlinde gizleyebilmek için şiirlerinde zaman zaman metafor/rumuzlar kullanmışlardır. Mutasavvıflar kullandıkları bu metaforlar/rumuzlar için KUŞ DİLİ tabirini kullanmışlardır. Bu sebeple mutasavıfların şiirlerini okurken kelimelerin anlamına değil kelimelere yüklenen derin manalara bakmak gerekir. Hasan Fehmi bu kuş dili için divanında şu nutku söylemiştir.

Murg-ı anka ismine
Bülbül olanlar anlamaz
Mavera-yı kaf olup
Anka olan anlar bizi

Söylenen bir kuş dilidir
Bilmeğe irfan gerek
Tevhidi murg-ı zebandan
Ders alan anlar bizi

FEHMİ’yi siretle görmek
Kimseye olmaz nasib
Bi huruf u lafz u savt
Sohbet bilen anlar bizi

Hasan Fehmi bu kuş dilini anlamanın yolunu ancak “murg-i zeban” olarak ifade ettiği mürşid-i kamilden seyr u suluk görmek ile mümkündür. aksi halde Kuşların padişahı olan Anka kuşuna ulaşamayıp sadece ismini güzellikle anmaktan öteye gidemeyiz. Fehmi’nin sözlerini anlamak için ANKA kuşuna ulaşmak gerektiğini ifade ederken bununda ancak Kaf dağını yani bu vücut varlığından kurtulmakla yani ölmeden önce ölünüz hadisinin sırrına ermekle mümkün olacağını söyler.

Ölmeden FEHMİ bu zevke nail oldu sanmayın
“Mutu kable en temutu” Mevt-i ihfa bizdedir

Hasan Fehmi’nin kullandığı metaforlardan ağaç ve yaprak ifadelerine göz atacak olursa örnek olarak şu beyti okuyabiliriz

Yine yaz oldu gönül, açtı bahar eşcar bana
Açtı evrak libasiyle göründü ol dost bana

Burada Hasan Fehmi, “Yine yaz oldu gönül,açtı bahar eşcar bana” Ben kendim ait sandığım varlıkları yakarak o güneşe zat-ı baht ‘a ulaştım. artık benim için hakikat zahir olmuştur. demektedir.  Ağaç metaforunda ise ağaçta yapraklar olduğu halde ağaçta batındır. gördüğünün tümüne ağaç dersin. zahir olan ağaçtır. Hasan Fehmi burada Makamı Cem zevkine değinmekte ikinci mısrada Açtı evrak libasiyle göründü ol dost bana demeklede yaprak elbisesinde dostumu gördüm demekle ağacın batın olduğu yaprakların zahir olduğu hazretül cem makamına ulaştım demektedir. Yaprak ve yeşil renk Hazretül cem makamını temsil eder. özetle hasan fehmi efendi bu beyitte Makamı Cem ve Hazretül cem makamlarının zevkine dem vurmaktadır

İştipli Hasan Fehmîde diğer melami şairlerin özelliklerini gösterir. bu özelliklerden biri bu nefeslerin kurulan meclislerinde sohbet konusu açılımı yapabilmek için yazıldığıdır. Bu programda kurulan bu irfan sofrasından lezzetlenebilmek adına İştipli Hasan Fehmi efendinin divanından şu nutku şerifini idrak etmeye gönüllere ektiği tohumu yeşertmeye çalışalım.

Bismillahhirahmanirrahim

Surette dört terkibim sırette hem beştenim
Ol vücud-ı cevherim Hakk’a etti inkılab

Hakk’ın sureti olan hem odur sıret bana
Vücudum bulmaz fena suretimdir bir serab

Ben var oldum varlıktan nefh oldum zat-ı Hak’tan
Zikr-i “Ene’l-Hak” bana ondan oldu istilâb

Madem ki kul Hak olmaz,kul Hakk’ın gayrı olmaz
Kul çün ayn-ı Hak olmaz kimdir kul kimdir Çalap?

Kulun varlığı Hak’tır kul esmadan elyaktır
Cismin hiç hükmü yoktur döner suda bir dolap

Hak faildir hem muhtar kulda yoktur ihtiyar
Onun için ehl-i Hak etmedi hiç ittirab

FEHMİ Hakk’ı arif ol hem kadere bağlı ol
İhtiyarın terkeyle işleme günah sevab

Surette dört terkibim sırette hem beştenim
Ol vücud-ı cevherim Hakk’a etti inkılab

İnsan yaradılış itibarıyla iki ana unsurdan oluşmaktadır. bunlar zahirde suret denilen bedeni varlığımız ile batındaki siret denilen ruhani varlığımızdır. bu iki unsurda kendi içinde ayrılmaktadır. Bedeni varlığımızı oluşturan eskilerin anasırı erbaa dedikleri dört temel element vardır. Bunlar Toprak, hava, su ve ateştir. Ve bu görünen unsurların aslı ise nuru muhammediyedir. Buna işaretle Peygamber efendimiz s.a.s. Allah ilk önce benim nurumu yarattı demektedir. ardından da Allah beni kendi nurundan alemleri de benim nurumdan yarattı demektedir. Resulallah efendimiz sahabenin Allah bu alemi yaratmazdan evvel nerdeydi sorusuna karşılık “beynel ama” altında ve üstünde hava olmayan bir yerde idi demektedir. Mutasavvıflar bu oluşuma üç isim vermişlerdir. Buna göre cenabı hakkın bu alemi yaratmadan önceki durumu LA TAAYYUN mertebesidir. ardından Cenabı hakkın Efendimizi kendi nurundan yaratması ise TAAYYUNU EVVEL mertebesine işaret eder ardından efendmizin nurundan bu alemin yaratılışı ise TAAYYUNU SANİ mertebesidir. Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere herşeyin aslı olan bu dört anasırın esası bu nuru muhammedidir.

Sirette hem beştenim ifadesi ise varlığın iç yüzü olan ruhun mertebelerine beş letaife işaret etmektedir.
Bunlar 1) Kalb, 2) Ruh, 3) Sır, 4) Hafi, 5) Ahfa dır.

Bu suret ve siretin hakikatini idrak edenin vücüdu cevher olan özüne dönüşür.
Burası fenafillahtan bekabillaha geçişin ilk mertebesi olan makamı ceme işarettir.

Hakk’ın sureti olan hem odur sıret bana
Vücudum bulmaz fena suretimdir bir serab

Efendimizin ifadesiyle Allah ademi kendi sureti üzerine yaratmıştır. Burada suret olarak kastedilen esma ve sıfatları üzerine yarattı demektir. Hakkın esma ve sıfatlarından oluşan suret aynı zamanda senin siretindir. Suret ve siret birbirinin tamamlayıcısıdır. Siretsiz beden yani ruhsuz beden ölüdür, suretsiz siret yani bedensiz ruh ise hayaldir. Vücudun kaim yani hayatın olabilmesi için suret ve siretin birlikteliği zorunludur. Böyle kimseler için hadisi şerifte “Müminlere ölüm yoktur onlar fena yurdundan beka yurduna göçerler” denilmektedir. Bu sebeple İştipli Salih Rıfat efendi “İhtiyari mevt idenler nur ile defnoldular / Hay olup Rıfat bekada nice sultan oldurlar. demektedir. Hal böyle olunca görünen bu suret bir hayal mesabesinde kalır.

Ben var oldum varlıktan nefh oldum zat-ı Hak’tan
Zikr-i “Ene’l-Hak” bana ondan oldu istilâb

Ademe kendi ruhumdam Ruh üfledim ayeti sırrınca varlığım Hakkın varlığındandır.
Melun Şeytan bu hakikate arif olmadı Ademi Haktan gayrı gördüğünden ona secde etmedi bu sebeple ilahi huzurdan ebediyen kovuldu.
Makamı Cem’e gelen salik bu hakikatin bilincinde olarak enel Hakk sırrı onu tamamıyla kaplamıştır.
Artık onun her zerresinden ENEL HAK narası duyulmaktadır. Gerçi kuldan Ene’l-Hak diyen de Hakk’ın kendisidir. Burası hakikat şehridir, burada Hak zahir olur.

Madem ki kul Hak olmaz,kul Hakk’ın gayrı olmaz
Kul çün ayn-ı Hak olmaz kimdir kul kimdir Çalap?

Kul, bu görünen kâinattır. Kâinat ile onu vareden yüce Halik Hak Tealâ aynı değildir. Kâinata “Bu Allah’ tır” demek yanlış ve hatadır, gerçeği örten cümle olduğu için küfürdür. Kâinat, Hak’ tan ayrı ve gayrı bir varlık mıdır? Hayır. Aynı değil, gayrı değildir. Ne aynıdır, ne gayrıdır.

O halde Hak=Çalap ile kulu nasıl ayırt edelim, diyor Efendimiz. Bunu ilm-i tevhid mertebeleri ile çözmek mümkündür. Makam-ı Cem’de Hak zahir halk bâtın, kul ismi gizli. Makam-ı Hazretül Cem’ de kul ismi zahir Hak bâtın. Şeriat mertebesi.

Makam-ı Cemül Cem’ de zahir de bâtın da, evvel de ahir de Hak’ tır. Cem’ de Sıfat zâtın aynıdır. Hazretül Cem’ de Sıfat zâtın gayrıdır. Cemül Cem’de ne aynı ne gayrıdır.

Kulun varlığı Hak’tır kul esmadan elyaktır
Cismin hiç hükmü yoktur döner suda bir dolap

Varlık üç şey ile müteşekkildir. bunlar efal sıfat ve zattır. bir kimse bunları sahibinin Hak olduğunu idrak edip kendine ait sandığı bu varlığı sahibinin Hak olduğunu idrak edip yokluğunu anlayıp fenafillah oldumu artık beka’ya adım atar. Kuldan geriye kalan sadece bir esmadır.  o da ona ait değildir.

Kulun cismi, bedeni, döner suda bir dolap hükmündedir. Burada gaye su’ dur. Dolap ona hizmet eder. Kul da Hakk’ ın varlığının mazharıdır. Mazhardan muzhır görünür. Muzhır, zuhura getirendir, o da Hak’ tır. Ağaca itibar, meyvesi içindir.

Hak faildir hem muhtar kulda yoktur ihtiyar
Onun için ehl-i Hak etmedi hiç ittirab

Cenabı Hak cümle fiillerin failidir. burada Hakk’ın fail olması halk ve icad etme bakımından fiillerin yaratıcısıdır demektir. Kulun bu fiiliyatta hiç bir katkısı yoktur. Herşey Hakk’ın iradesine bağlıdır. Ehlullah bunun böyle olduğunu bildiği için bu alemdeki tecellilere asla şaşırmazlar.

FEHMİ Hakk’ı arif ol hem kadere bağlı ol
İhtiyarın terkeyle işleme günah sevab

Kader meselesi toplumun genelinde yanlış bir şekilde anlaşılmaktadır. Genelde bilinen cenabı hakkın bize yazdığı kader çok uzun zaman önce cenabı hak bizim kaderimizi yazdı bizde şimdi o kader çizgimizi yaşıyoruz diye düşünülüyor hatta madem Cenabı hak bizim yapacaklarımızı biliyor ve yazıyor o zaman bizim bunda bir katkımız olmadığı için bizim bir günahımız yoktur algısı ortaya çıkıyor. Bu fikir ve düşünce tamamıyla yanlıştır ve batıldır.

Kader denen mefhumun işleyişi yazar yaşarsın – yaşarsın yazar ilkesine bağlıdır.
Peki bu nasıl oluyor. Bizler zamanla mukayyettiz belli bir zaman cizgisinde bulunuyoruz. Geçmiş var, An var, gelecek var. Fakat cenabı hak bu zaman çizgisinin dışındadır. Hatta zamanında yaratıcısı kendidir. Bu sebeple kişi bir fiil işlemeye niyet ettiği zaman cenabı hak aynı anda kaderini halkeder.
Senin kaderinin eyleme dönüşmesinde senin sevapkar veya günahkar olman senin tercihlerine bağlıdır. Bu sebeple Allah her fiilin yaratma ve icad etme bakımından failidir. Arifi billah olanlar kendilerine ait bir varlıkları olmadığından onlar An-ı daimdedirler. Kendine ait sandıklarını Hakkın varlığında yok ettiklerinden onların sevap ve günah işleme gibi bir durumları yoktur. Aynı Karagöz ve hacıvat oyunundaki karakterlerin durumu gibidir. şeyh Kuşteri bu oyunu icad ederek bu hakikatleri anlatmaya çalışmıştır.

Son olarak bizi dinlediğiniz için teşekkür eder, Başta İştipli Hasan Fehmi efendi olmak üzere onun halefleri İştipli Abdürrahim Efendi, Menemenli Ahmet Efendi, Üsküplü İsmail Hakkı Efendi ve İştipli Hasan Özlem efendilerin aziz ruhaniyetlerine selam ederim.

O’ndan O’na Huuuuuu

Yazan: Burak Anılır
Instagram: burak_anilir

Scroll to Top