Seyyid Muhammed Nur’ul Arabi HAZRETLERİNE GÖRE MÜRŞİD-İ KAMİL

MÜRŞİD-İ KÂMİL
Mürşid‑i Kâmil Nedir? sorusuna cevap arayanlara rehber olacak bu yazımızda, tasavvufta derin bir mânevî anlam taşıyan mürşid‑i kâmilin kim olduğu, nasıl tanınması gerektiği ve neden bu kadar önemli olduğu üzerinde duracağız. Bir “mürşid‑i kâmil”, yalnızca doğru yolu göstermekle kalmaz; Kur’an-ı Kerim ve sünnete tam bir bağlılıkla yaşayan, nefsi arındıran, mânevî evlat olarak mürîdlerini Allah’a yaklaştıran bir rehberdir. Kalbî gelişimin anahtarı olan bu özel makama dair hem tanım hem de bu makamın tasavvuftaki yeri üzerinde titizlikle duracağız
Tasavvuf, herşeyden önce maddî-manevi bir eğitim işidir. Eğitilmeye muhtaç insanın ilk işi, kendisine yol göstermeye muktedir mürşid-i kâmil birini bulmaktır. İnsanların mîzaç ve tabiatları birbirinden farklı olduğu için eğitim yolları da farklı olacaktır. Bilhassa bu bakımdan bir rehber ve üstada olan ihtiyaç üzerinde ne kadar ısrar edilse yeridir.
İnsanoğlu, kendi noksanlarını nadiren görebilir, hele noksanlarını derhâl düzeltmesi haline daha az rastlanır. Bu konuda ilk tedbir olarak, noksanları ve bunların nasıl giderilebileceğini göstermek için bir üstat lâzımdır. İnsanda var olan devamlı ilerleme sırasında üstat onu birçok lüzumsuz gayretlerden alıkoyacaktır. Yalnızca okumak ve dinlemekle öğrenilmeyecek nice hususların tecrübeli bir üstadın gözetiminde pratik olarak tatbik edilmesi faydalı, hatta zaruridir. Çünkü bilmek yeterli değildir. Onun hazmedilmesi ve alışkanlık haline gelmesi lazımdır. Bu sebeple bütün mutasavvıflar, tasavvuf yolunda yukarıda belirtildiği üzere ilerleyebilmek için bir mürşide bağlanmak gerektiği konusunda uzlaşmışlardır. Üstadı olmayan bir müridin yol alması söz konusu bile edilmez.
Bayezid el-Bistamî (261/874)’nin “Üstadı olmayanın önderi, şeytandır” demesi bundandır. Gerçek şudur ki, Hristiyan mistisizmi ile İslâm tasavvufu arasındaki başlıca farklardan biri, tasavvufta rehbersiz bir şeyin yapılamayacağıdır.
Seyyid Muhammed Nur’a gelince; O da diğer mutasavvıflar gibi bu anlayışın benimseyicisi ve şiddetli savunucusudur. Eserlerinde bunu görmek ve anlamak pek zor olmaz. O’na göre mürşid-i kâmil, gözden perdeyi kaldıran göz doktoru gibidir. Bütün zorluklar onunla hallolur. Müşkülleri hallolanlar da, başkalarının dertlerine çare olurlar. Mürşid-i kâmil, sırât-ı müstakîme (doğru yola) çağıran kişi olduğundan, şerîat, tarîkat ve hakîkat ilimlerine haberdar olması gerekir.
Sırât-ı müstakim; Tevhîd olup, bu da kâmillerin yoludur. Bunun Kur’ân-ı Kerîm’den delili şudur: “De ki: İşte bu benim yolumdur. Ben, insanları bir basîret üzere davet ediyorum. Ben de, bana tâbi’ olanlar da böyleyiz.” (Yûsuf Suresi 108. Ayet)
Gerçeğin sırları ile dolu olan bu yol, makâmât-ı Tevhîd’i kapsar. Bunun bilinmesi ve anlaşılıp keşfedilmesi, ancak gerçek mürşid-i kâmilin talim ve telkîniyle mümkündür. Tevhîd makamlarını bilmek demek zulmanî ve nûranî perdeleri geçmek demektir. Böylece “gayr” diye bir şey görünmez. Bu da düşüncelerinde gayr olmayan, sadece zât-ı Hak bulunan hakîkat ehli mürşid-i kâmillerin himmeti ile gerçekleşir.
Onların himmeti, Tevhîd mertebelerini telkin etmeleridir. Mürşid-i kâmilin bu telkîniyle Allah’a kavuşmayı dileyen, O’nun mübarek el ve eteğine yapışmalıdır. O, yüce himmetiyle kişiyi kendinde kalmaktan kurtarır, ona kim olduğunu bildirir. Böylece, yüce gayeye kavuşturur. Bu yola girmeyenler bol ibâdet ve riyazâtla meşgul olur, yabanda kalır ve cemâl-i ilâhîyi burada müşâhede edemeyeceğinden, ahirette de edemez.
İrşad görevini üstlenenlere; mürşid-i kamil dendiği gibi, Kiram ve Şeyh de denilir. Bunlara ek olarak mürşid-i kâmillere Kümmelîn sözcüğünün de Seyyid Muhammed Nur tarafından çokça kullanıldığını görmekteyiz. Mürşid-i kâmil, Elest bezminin sâkisi ve Kâf-ı âdem olup, öyle kolayca bulunmaz ve bilinmez. O, aynı zamanda Defter-i Rahmân diye de çağırılır. Çünkü O, Rahmân sıfatını taşır. O’nun dediklerini yapmak gerekir. Mürşid’in emrini tutmamak, Hakk’ın emrini tutmamak ve Hak emirlerine boyun eğmemektir.
Mürşid-i kâmil, bir deryadır. Mücevherlerini, kenara kendisi atmaz. Ama dalgıçları da engellemez. Hiçbir mürşid, yolda, çarşı ve pazarda gezenlere “Gelin, size ilmi-i Tevhîd’i göstereyim” demez. İrfan mektebinin öğreticisi mürşid-i kâmil‘dir. O, orada elif’in, be’nin, te’nin vb. hakîkatlarını öğretir. Yanına varıldığında, sıkıntı ve dünya dertlerini alanlar mürşid-i kâmildir. Sıkıntı ve dertleri arttıranlar, insan-ı kâmil değildir. Onlar yalancıdır. Hakk’a giden yolu sarpa uğratacaklarından, onlardan kaçılması gerekir. Gerçek şudur ki, mürşid-i kâmilin yolu gâyet kolaydır.
Hasan Fehmi Kumanlıoğlu
Hz. Pîr Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî Yüksek Lisans Tezinden

