Fehmi Özden Efendimiz’in 29.07.2017 Ustrumca Sohbeti

Bismillahirrahmanirrahim;
Hak dosta demişler ki;
“Biz tayyi zaman, tayyi mekân yaparak kâbeye gideriz’’
demişler de; hak dost demiş ki;
“Ha biz öyle yapmayız” demiş! E naparsınız ?
“Kâbeyi ayağımıza getiririz”
Şimdi sizde ol hak dost gibi, yani insanı kamil kâbesini ayağınıza getiriyorsunuz ya!
Ki kim yapar bunu?
E bunu ancak melami yapar işte, bunu melami yapar…
Dahası da varda, söylesemmi söylemesemmi bilmiyorum..!
ABDULLAH Efendi: Gelmişken söyleyiniz efendim.
FEHMİ Efendi: Yahu sol tarafıma bakıyorum; sağıma bakıyorum “Demedim mi diyor” ! Şimdi oradan korktum bu tarafıma baktım ne diyeyim şimdi yani..! Neyse biz gene yunus baba gibi diyelim;
Yunus sözleri eğri bürü söyleme
Bir molla kasım gelir seni sıgaya çeker.
Gelir mi gelir! Seni sigaya çekebilir miyiz ? Valla çekilebiliriz yani. En başta kendim kendimi sigaya çekiyorum: Sözünü diyorum doğru söyle, eğri bürü söyleme, taş attırma..! Ama bazen işte küp içindekini dışarıya sızdırıveriyor, elde olmadan da olabiliyor ama! Dikkat edelim ki bunlar alışkanlık peyda etmesin. Yani isteyerek bu sözleri, hani şatahat diyoruz ya! Elde olmadan, halin mağlubu olarak…. Saray burnunu biliyorsunuz İstanbul’da! Topkapı sarayının alt tarafı; alt taraflarında Gülhane parkı falan vardır, birisi nâralar atıyormuş!
“Satıyorum ulan yok mu İstanbul’u alan?”
Padişahta orda revan köşkünde oturuyor, bizim ağanın nârası kulağına gitmiş.
“Ulan bre densiz ! Sen kimsin ? Kimin mülkünü satarsın? Tiz yakalayın getirin şunu”
Hemen yakalayıp getirmişler huzura çıkarmışlar. Bakıyor ki padişah karşısında!
“Söyle bakayım kimin malını satarsın?” Bakmış ki iş ciddi, durum tehlikeli, cebinden şişeyi çıkarmış koymuş.
Demiş: “Padişahım! Alanda bu, satanda bu, ben değilim” demiş..!
Bizde bazen aşk şarabını fazla kaçırınca; böyle istemeden halin mağlubu olarak, o anki zevkimizin, neşemizin, o tecellinin mağlubu oluruz da, dilimizden böyle gayri ihtiyari zahire ters düşebilecek sözler bizde sarf edebiliriz. Ama dikkat edelim ki bu sözler bizde alışkanlık haline gelmesin. Yani o hali yaşamadan, o hal içerisinde olmadan, yani o aşk sarhoşluğu olmadan söyleyebileceğimiz bu tür sözler, bizi sorumluluk altına sokar..!
Mecnuna hesap kitap sorulmaz ! Nasıl diyordu Hasan Fehmi Hazretleri ?
Mecnuna bir şey sual olunmaz,
Yazmadı kalem levh-i mahfuzda !
Onun mükellefiyeti yoktur çünkü; akıl dairesinin dışına çıkmış. Başka kime sorulmaz ? (Mecnuna) e mecnun deli ! Bize mecnun lazım değil arkadaşlar ! Meczup lazığım değil, bize cazip insan lazım. Hz.Muhammed (s.a.v) gibi, Hz.Ali efendimiz gibi. “On iki imam katarımız, Uyamazsın demedim mi” dedi ! Niye uymayacağız ya, uyarız ! Uyduk elhamdulillah.
Dün koçanalı kardeşler ilahi okuyorlardı, ne diyorlardı ?..
Arayu arayu bulsam izin
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hak nasip etse görsem yüzünü
Ya Muhammed canım arzular seni
Derken; arkadaşın biriside müdahale etmeye çalışıyordu. : Yahu ne yani olurmu ! Ağradımızı bulduk ya, bulmamadıkmı ? Sürmeye diye tozunu çekmedikmi gözümüze ? O sürme sayesinde gözlerimiz daha güzel görür hale gelmedimi ? Araplar gözlerine sürme çekerler, niye?
Sıcaktan, o sürme çekme suretiyle, gözleri o güneş ışınlarının fazlalığından korumak babında, ve daha iyi bir görüş salmak içindir o.
“Hak nasip eylese görsem yüzünü”
Yahu görmedik mi ?
“Sizi hakka vuslat ettirecek bir yol gesterdim” diyor evlatlarım! Daha ne diye? Artık âvam-i düşüncelerden kurtulduk zan’nediyorum ! Zannetmek kelimesi de belki hoş kaçmadı ama; hepiniz için, hepinizden bunu emin olduğumu söyleyemediğim için, “zannediyorum” diyorum. Ama buna “Hüsn’ü zan” diyelim…
Evet sevgili dostlar, ağızımızdan çıkacak her söz, bizim için hesabı verilecek sözdür. Söylediklerinden mesulsün; haa ! Dem gelir söylemediklerinden de mesul olabilirsin yani…! Söylemen gerekirken, söylemediğinden mesul olursun. Eğer kardeşinin dedikodusunu yapıyorlarsa; kardeşini, dostunu gıyabında onu müdafaa etmiyorsan, o zaman haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan da olabilirsin!
“Niye şeytan olayım yahuu? Ben tevhid ehliyim; benim şeytani sıfatlarla ne işim olabilir?” Benim sıfatlarım rahmani sıfatlardır, hakka ait sıfatlardır, hakka ait bütün güzellikler bende olması gerekir, benimdir.
Yoksa bile omun gayretine girerim, bende olsun isterim.
Efendim; “İki tane mürşide namaz kıldırdım, dua faslında dedim ki : Yarabbi bu iki mürşide ne verdiysen aynısını bana da ver, bende istiyorum dedim” diyor!
Tabi ki, tevhidin bütün güzelliklerinin biz talibiyiz. Bütün rahmani sıfatların, Muhammedi sıfatların biz talibiyiz, istiyoruz..! Rabbim hepimize inşallah lütfetsin, ihsan etsin, ikram etsin; istiyoruz da oda! Diyor ki “Kulum istiyormusun ? O zaman vereceğim. Yalnız seninle bir anlaşma yapalım diyor! Bir alış veriş yapalım seninle! “Sen sendekini bana ver, bende bendekini sana vereyim..!”
Biz bizde olanı ona verecek olursak, o batakçı değildir, tekrar bize iade eder. Hem daha iyi, hem daha güzel bir şekli ile.
Hiç biriniz size yapılan ihsanın ikramın altında kalmak istemezsiniz; mutlaka ona karşı bir mukabelede bulunmak istersiniz. Belki aynısı, belki daha fazlasıyla mukabelede bulunmak istersiniz. Çünkü insanın içerisine Allah bunu koymuş; niye? Allah’ta var çünkü bu! Sana da koymuş, senin içine de koymuş o güzelliği. “Kulum diyor bana bir adım at, sana on adım atarım. Kulım bana yürüyerek gel, sana koşarak gelirim”. Hep fazla fazla rahmetini;
“sebekat rahmeti ala gadabi” buyuruyor ya ! Rahmetim gazabımı hep geçmiştir. Bakın Kur’an ayetlerine; celali ayetlerin peşinden mutlakaa cemali ayetler gelir ! Ama mutlaka öyledir yani. Asla cemali bir ayetin peşinden celali bir ayet gelmez ! Celalinden tecellisini söyler; ama hemen peşi sıra mağfiretli olduğunu, af edici olduğunu hemen peşi sıra bunları ifade eder. Yani bize demek istiyor ki; celaliniz hep içerde kalsın, cemalinizi yukarıya çıkarın, cemalinizi zahir etmeye bakın, yani Muhammediyetinizi zahir etmeye bakın. Ama Muhammediyeti zahir etmek için evvela ne lazım ? O celale bir uğramak lazım !.. O yüzden işin başında dahi bize neyi telkin ediyorlar ? İsmi celali ! Lafza-i celali ! “Allah celle celaluhu” diyoruz! Celali’le tecelli eden. Karşısında kendisinden başka alsa hiç bir şey bırakmayan; ne zaman ki Hz. Musa’ya tecelli etti, tecelli ettiğinde, yani celali ile kendisine gösterdiğinde, ayeti kerime ne diyor?
صَعِقًا موسَى وَخَرَّ “Ve harra mûsâ saıkan” ! Musa düştü bayıldı, kendisinden geçti…
Hak celaliyle, Kamilin eli vasıtasıyla, kamil eliyle bizde tecelli ederde ! Bizim Musalığımızdan, bizim Hasanlığımızdan, bizim Necip’liğimizden bizde bir şey bırakmaz. Varlıktan benlikten dem vururken, o tecelli geldiğinde vatlıktan, benlikten senden eser kalmaz.! Mahviyyet gelir, acziyyet gelir. Gelirde, sende senlikten eser bırakmaz. Senden senliğini alır ama, rahmeti gazabını geçmişmiydi ? Evet ! Rahmetini coşturur, ne yapar ? Sana hak benliğini giydirir. Seni kendisiyle var eder, seni kendisinden haberdâr eder. Tevhide gelsin gelmesin, hepsi aynı vardan var olmuştur. Ama kimisi haberdâr değil, kimisi artık haberdâr olmuştur. Kimini suretinde bırakır, maddesinde bırakır; onlarında kulluğu gene ona aittir! Hz. Muhyiddin diyor ki : “Saneme ibadet, samede ibadettir”..! Sanem put demektir; samde’se Cenab-ı Hakk’ın bir esması biliyorsunuz. Hiç bir şeye muhtaç olmama halini ifade eden. Sanemin bir varlığı yok ! Onun varlığı anladık ki ef’al mertebesinde fiilullah olarak bize görülür, sıfat mertebesinde sıfatullah olarak, vücud mertebesinde vücudullah görülür. Tabi bu arifâne bir bakıştır, bu bakışa sahip olmayanlar için bu söz, küfrü gerektiren bir sözdür. Ama az önce ilahide, Pir Sultan Abdal’dan bize bir esintiler getirdi İdaver efendi sağolsun. Bir küfür iman dedin sen orda ! Söyle bakayım nasıldı o ?
“Küfrü imana değişemezsin demedim mi” Yani ne demek istiyor? Önce diyor bir küfre tabi ol, hele senin o imanın dursun.
Ne demektir “La ilahe” ? La ilahe küfrün tâ kendisdir ! “La ilahe” inkardır. Zaten inkar etmeden ikrar edemezsin. İkrar inkardan sonra gelir. “İllallah” la ilahe’den sonra gelir !.. Ama buda zordur işte. Yunus baba ne diyor ?
“Bu ne küfürdür imandan içeru”
Bu ne küfür ! O sana küfürle isnatta bulunur; derki : “Sen kâfirsin” ! Halbuki kâfir olan kendisidir; senin aynanda kendisini görmektedir, kendi küfrünü aşikâr etmektedir. Sana küfür isnât etmekle, kendi küfrünü aşikâr etmektedir…
Hepimiz bu aleme ter temiz geliyoruz. Ne iman var, ne küfür var, hiç bir şey yok. Ama yavaş yavaş etrafımızı tanımaya başladıkça, yavaş yavaş kendimizi bilmeye tanıdıkça, yavaş yavaş kirlenmelerde başlar..! Bu kirlenme bazen küfürle olur, bazenda imanla olur yani. Rasullullah efendimizin teşrif ettiğinde, mekkeli müşrikler hepsi imanlı insanlardı; imansız insanlar değillerdi ki ! Yani ateist insanlar değillerdi onalar ! Hepsi imanlı insanlardı. Ama o imanları onlara fayda vermiyordu; o imanları haddi zatında inkarın küfrün tâ kendisiydi. Resullulah efendimiz onları imana davet etti. İman edenleri imana davet etti. : “Ey Allaha inananlar, iman edin” ! Kur’an ayeti bu. : “Ey Allah’sız olarak Allaha iman edenler ! ‘Aminû billah’ Allah ile Allaha iman eden”. Aaa ! Bak gördün mü ? İncelik burda işte; Allah ile Allaha iman..! Sen ayrı Allah ayrı; e buda bir iman, buda bir anlayış; ama bu anlayış geçerli bir anlayış değil. Ne istiyor bizden ? “Ey iman edenler, hadi bakalım bir daha iman”. Nasıl iman ? Hz. Muhammed’in anlattığı, bildirdiği gibi, tanıttığı, bildirdiği Allaha iman. Şirksiz bir iman; şeksiz şüphesiz, acabasız bir iman…
(İhvanlardan biri) bir şey yazmış Facebook’da; kim okudu onu ? Var mı onu okuyan ?
İDAVER Efendi : “İman namazdan daha efdaldir” yazmış.
FEHMİ Efendi : “İman namazdan daha iyidir, çünkü namaz 5. Vakittir, iman her zaman farzdır”… Birazcık eğrilik büğrülük var ama, ne yapalım düzelteceğiz artık yavaş yavaş. İmanla namaz aslında bir biriyle mukayese edilecek, karşılaştırılacak bir şey değil..! Çünkü önce iman lazım; namaz sonra gelir. Önce iman lazım, oruç sonra gelir. Önce iman lazım, bütün ibadetler sonra gelir. Namaz farzdır kime ? İman edene, mü’mine fazdır. Oruc kime? Gene mü’mine farzdır. Bütün ibadetler hepsi mü’mine farzdır. Mü’min olmayana farz değil. Ha bu gâvurcuğa oruç farzmı ? Değil. Ramazanda sen sabahtan akşa kadar aç kalırsın. Ramazanda sabahtan akşama kadar dilini tutarsın. Gözünü haramdan tutarsın; kulağını gıybetten, dedikodudan tutarsın, sana farz ! Mü’minsin çünkü. Mü’min değilsen; mü’min olmayana bunlar farz değil ki. Mü’min olmayana bunlar hepsi yüktür; oruc yüktür, namaz yüktür. O namaz ona bir değer katmaz, o ibadetler;
لِّلْمُصَلِّينَ فَوَيْلٌ “Fe veylun lil musallîn”e uğrar ! Bir değer ifade etmez. Yaptığın bütün güzelliklerin, iyiliklerin bir değer, bir mana ifade etmesi için evvela ? evvela iman lazım. Evvela “La ilahe illallah” doğru iman; ondan sonra ? Sonra islam. İşte tevhid işi temelden tutuyor arkadaşlar ! Temel imandır, önce temeli sağlam yapmak istiyoruz. Yani ilk önce hak ile tanışmak lazım, onunla bilişmek lazım. Bu iman dediğimiz şey de, güzellikte, ancak tevhid’le sağlanır. İlimsiz olmaz ! “Bilemezsin” diyor ! Bilmeyince olmaz. “Duyamazsın” dedi ! Duymayınca, hissetmeyince, zevk ettmeyince olmaz ! Olmaz be dostum. E “On iki katarımız uyamazsın” ! E uyamazsın tabi ki; nasıl uyacaksın ki ? Orda çile var, orda zahmet var, orda meşakkat var, celali tecellilere sabretmek var, “Eyvallah” demek var, Hz. Hüseyin gibi kerbelâda can vermek var. Ama senin canın tatlı !
Kıyamazsan baş’u cane
Irak dur girme meydane
Bu meydanda nice başlar
Kesilir hiç soran olmaz
Soruyor muyuz ? Acıyor muyuz ? Gelmiş ! Atıyoruz içeriye; “Kurbanlık geldi” diyoruz, hiç acımıyoruz valla. Kasapta hiç acımıyor yani hâa..! “Bismillahi Allahu ekber” deyip kesip geçiyor. Ve çıkınca tebrik ediyoruz, tekbirler getiriyoruz. Bir daha giriyor, bir daha çıkıyor. Bir daha giriyor, bir daha çıkıyor. Ahmet Kumanlıoğlu !
“Zatına ilhak için bir can istiyorsan benden
Nice yüzbin cân feda olsun bir nefes ayırma beni senden”.
Bir canım değil, bin canım olsa, yüzbin canım olsa, seve seve feda ederim sana diyor. Şimdi böyle diyen ehli beyt aşıkı, ehli beyt muhibbi, ehli beytin yolundan giden, yani on iki imam katarına uymuş bir insanı !… Katline ferman vermişler seyyid nesiminin ! Yüzmüşler derisinide fetva veren diyor ki; “Bu öyle bir mendeburdur ki, öyle bir zındıktır ki, öyle bir mülhid’tir ki, katli, canı, malı helaldır. Hatta ve hatta kanının düştüğü yer necistir bu, toprağı kirletir kazıyıp atmak gerekir”diyor. O anda da bir damlacık kanı geli vermiş parmağına. Kazıyıp atmak, kesip atmak gerekirdi ya ! Demişler ki “Şeyh efendi, şeyhul islam efendi, keselim parmağını atalım gitsin ? :Yok yok, yıkarız geçer”… Biz diyor baş veriyoruz, can veriyoruz, sen diyor bir parmağını feda edemiyorsun ! Yaa. İman eden candan geçer. İman ettin; ama imtihanıda bekle be dostum !.. “İbrahim ima ettinmi ? : Ettim yarab”… Nemrudun ne diyor kulağına ? “At bu ateşe bakalım”..! Atmışlar gidiyor ateşe doğru; son ana kadar imtihan yine devam ediyor hâa ! Bakalım imanında sadıkmı değilmi, nereye kadar. Cebrail gelmiş; “İstersen duğa edeyim senin için ? ‘Geç, çekil, rabbimle arama girme, rabbim bilmiyormu ? Her halimden haberdâr değilmi ? Benim ateşe gitiğimi bilmiyormu ? ‘Biliyor'”..! İşte onu dedirtecek yani onu dedirtecek. İmanda seni o noktaya getirmek istiyor; getirdimi ? Geldimi baktımı hâa ! Aşkı var, sadakati var. O zaman ne diyor ? إِبْرَاهِيمَ عَلَى وَسَلَامًا بَرْدًا ونِيكُ نَارُ يَا قُلْنَا “Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîm” Ey nar ! Yakma diyor İbrahimimi. Nedir o nâr arkadaşlar ? İşte o nâr dediğimiz celali tecelilerdir. Eğer la faile illallaha gönülden sıdkı sadakatle imam ettiysen; o cehennem tecellisi dediğimiz celali teceliğiler yakmaz seni !.. keza la mevsuf, keza la mevcud.
Yandı çün FEHMİ zatı aşkın nârına
Yanmaz artık cehennem de bi-güman
O cehennem onu artık yakmaz, yakamaz. Ateş ateşi yakar mı ? Yok be canım..! Hâ bak (İman namazdan daha efdaldir) sözünde sahibi geldi. Namaz beş vakit farzmış ! Kim demiş namaz beş vakit farz diye ? Ne beş vakti !Her daim farz ! Beş vakit değil; bütün vakitlerde farz. Kime ? Ehli hakikat’a. Ehli hakikatın namazı başka, ehli şeriyatın namazı başkadır. Ehli şeriyatın imanı başka, ehli hakikatin imanı başkadır arkadaşlar. Biz şimdi ehli şeriatın namazıyla, ehli hakikatın imanıyla karşılaştırırsak yanlış yapmış oluruz. Onu düzeltmek lazım.
دَائِمُونَ اتِهِمْصَلَ ىعَلَ هُمْ الَّذِينَ “Ellezîne hum alâ salâtihim dâimûn”
O mü’münler ki onlar daiğim namazdadırlar.
Ehli zahir günde beş defa huzura çıkar yada çıkmaz; ama ehli hakikat daima huzurdadır !..
Mürşidini methu sena etme bâbında diyor ki Ahmet Kumanlıoğlu;
Fehmi’de yoktu mekân, Huzurdaydı her zaman
Huzur nedir bilmedin, Birde Melamiyim dedin
Melamiyim dediysen o zaman huzurun ne olduğunu bilmiş olman lazım.
Bizim Süleyman var bendirzen, ilahi bestekârı. Artık Hasan Fehmi divanında kalmadı bestelemedi ilahi, hepsini besteledi yani. O anlattı bana da; iki arkadaş yürüyorlar eyyüp sultana doğru. Bir tanesi yeni intisab etmiş, yeni biy’at emiş, hakikat yoluna girmiş, onun heycanı içerisinde böyle arkadaşına diyormuş ki : “Ben Melami oldum” ! Yanından biriside tap koluna yapışmış; “Sen demiş peygamber olmalısın” ! “Estağfirullah demiş efendi, olurmu öyle şey” falan; “O zaman demiş evliya olmalısın” ! “Aman efendi ne evliyası”. “İyi ama az önce dedin ki : Ben Melamiyyim !.. Görüyormusun, yerin neresi anlıyormusun ? Ya be dostum..! Bütün imanları bir kefeye koysalar, birde melaminin imanını bir kefeye koysalar, melaminin imanı ağır gelir yani.! Bu melami hangi melamidir sizce ? Sus diyor kimseler duymasın; içinden söyle. “Yüz melami verecem bir bektaşi versinler” ! Ruhu şad olsun güzel efendicim benim. “Abe demiş sen kimsin ” ? Halil kırman akhisarlı “Melami nedir demiş bilirmisin” ? ‘Bilirim elbet’ ! Hay, aydın efesi; “Melami olmayan demiş evliya olamaz, melami olmayam enbiya, peygamber olmaz, bir tane daha var ama onu söylemeye mezun değilim”..!
Ahmed Demir Efendi: İyiki söylememiş.
FEHMİ Efendi : Ama sen anladın başka ! Anlayan anladı. Anladıysan sende kalsın. Ama az önce arkadaşın birisi açık ediyor; ses arkamdan geldi, neyse dedim şimdi ellemiyim, dokunmayayım şimdi.
“Yunus sözleri eğri büğrü söyleme” zaten söylemeyede memur değiliz canım ! Bakma biz bol kepçe restorantta yetiştiğimiz için bol kepçeden veriyoruz. Ama alışmışızda biliyormusun almaya böyle ! Ne derler be ? Bizim hakkımız söke söke alrız’mı neydi o Abdullah baba ? Evet, tevhit bizim hakkımız öylemi ? Öyle. O zaman söke söke alırız abi, alacaz.! İzmir bornovada bemim bir çırağım vardı Ali Rıza; onun oğlan kardeşinin hanımının dedesi vardı melami mürşidi. Gittik tanıştık ziyaret ettik, güzel bir insan. Bizim kamil falan üç beş arkadaş gitmişler ziyaretine; adamdan bir sohbet çıkmaya başlıyor, adamda başlamış şaşırmaya; “Yahu demiş n’oluyor bana ! Bana bir şeyler oluyor ! Ben böyle hiç sohnet etmezdim”demiş. Ordan diyor ki dost; : Ne sandın diyor, bu bizim hakkımız, vereceksin. Senmi veriyorsun ?”… Hak sahibi hakkını elbette ki alacaktır; yeter ki gönülden iste, sen irşâd olmayı iste, hiç merak etme Allah seni her yerden irşâd eder. Bir çocuktan irşâd eder; bir hristiyandan, bir gavurcuktan irşâd eder, bir hayvan’dan irşâd eder, yeterki sen açık ol irşâd olmaya. Gözünü, kulağını aç ! Gavurcuk ! Ne gavurcuğu be ? Sen gavurcuk görürsün. Neydi o ? Demedikmi fil filullah, sıfat sıfatullah, vücud vücudullah ? E nerden çıkardın gavurcuğu ? Nerden çıkardın dostum ? Demedik mi : “Gitti kesret geldi vahdet” ! E vahdet geldiyse; vahdet geldimi her şeyin üstünü örter, bak gece geldi ! Örttümü ? Örttü Valla. Öyleyse o gece sanada gelsinde örtsün her şeyini. Hâ sonra o gecende aydınlanır, “Tala al bedru aleyna”diyor; “Ay doğdu üzerimize”. O Muhammed ayı doğarda gecenide gündüze çevirirmi ? Vallahi çevirir, (gecen) aydınlanır tabi ki. O yüzden diyor Ahmet Kumanlığı oğlu:
Biz geceyi güne kattık
Her nefeste hakka taptık
Sanmayın ki yoldan saptık
Hu’dur bizim huzurumuz
Hak’tır bizim zuhurumuz
Biz “Hu”yun huzurundayız her daim. “Hu” ! Yani onun huzurundayız. O yüzden demiş: “Fehmide yoktu mekan” ! Yani Fehmi artık mekanlara takılıp kalmıyor; bî-mekân, bî-zaman’la onun işi. Hazreti Niyazi’nin dediği gibi: “Zamanı bî-zamandır, Mekanı bî-mekândır” zamansızlık, ve mekansızlık.
Ama !
“Zuhur eden yine ol, Mekânda ve zamanda”..!
Mekânsızda olmuyor, zamansızda olmuyor. Öyleyse şu mekânda “Mekîn” olan, oturanın kim olduğunu bil. Zaten ona takıldığın zaman, öte tarafı görmezsin artık. Etrafında yüzlerce insan olsun; bizi davet ederlerdi düğüne, giderdik efendiyle beraber. Ooo ! Vur patlasın çal oynasım, millet döktürüyor. Bizde orada bir kenara çekilmişiz efendimizle sohbet ediyoruz. Normal şartlarda ben orda beş dakika durmam oturmam; o gürültüyü kaldıramıyor kafam yaa. Naralar şartlar gitmiş, ne var ? Başka bir hava var orda. İki sevgili böyle bir araya gelmişiz, can cana, kan kana olmuşuz böyle, girmişiz muhabbetinin içerisine, orayla bir alakamız yok yani. Onlar oynasınlar, zıplasınlar, bana ne ! Ben sevgilimle sohbet’teyim diyorum. Mevlana diyor ki : “Padişahla sohnetteyim vezir gelmiş beklesin”!.. İşte padişah ile sohbete girdiğinde artık gayrı masiva diyoru ya, öyle bir şey zaten kalmaz, zaten kalmadan da giremezsin bak padişahla sohbete, Hakla sohbete. Onca varlık var iken “Gitmez gönül darlığı” diyor ya ! Onca varlıklar içerisinde sen, e birde sen varsın, ondan sonra hakla (sohbet) olmaz, namaz olmaz, huzur olmaz. Ne olacak ? Sür çıkar bütün gayriyyetleri ağyarı gönülden, ondan sonra : “Tâ tecellî ede hak !.. Hak zahir olsun;
اللّهِ وَجْهُ فَثَمَّ تُوَلُّواْ فَأَيْنَمَا “Fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh” olsun. Her nereye dönersen dön haktır, vechi zattır, vechi haktır. Gayri ! Gayri diye bir şey kalmadı artık, çıkardık onları biz, yok yok yok;
“Hep hak oldu cümle alem, Şehr’u pazar kalmadı”. Ara sıra adama telefeon açıyorum, diyorum : Hangi pazardasın ? “İşte bandırma pazarı, falan pazarı, filan pazarı” onu sormuyorum yahu ! Kesret pazarındamsın, vahdet pazarındamısın ? Yoksa kesret pazarı içerisinde vahdet pazarınımı kurdun ? Alış verişin kiminle ? Kime satarsın ? Kimden para alırsın ? Kime servis açarsın ? Kime hizmet edersin ? Bil, tanı; bildikçe imanın daha da artar, güçlenir. “Biz ayetlerimizi onlara okuruz, ve Allah’ın ayetleri okununca
إِيمَانًا زَادَتْهُمْ آيَاتُهُ عَلَيْهِمْ تُلِيَتْ وَإِذَا: “izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen”. İmanları diyor aratar. İmanları aratar ! Allah’a olan inançları imanları artar. Artarmı ? Artıyor işte ! تَعْمَلُونَ وَمَا خَلَقَكُمْ للَّهُ وَا ” Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn ” Sizide yaratan benim, yaptımız bütün işleride yaratan gene bemim Diyor. Bu ayet okundumu bize ? Okundu. Bu ayete iman ettikmi ? Ettik, tamam eyvallah. Daha sonra başka bir ayet bize okunuyor;
“Allâhü lē ilēhe illē hüvel hayyul kayyûm”.. ey dikkat et dostum ! Hayat benimdir, ilim benim, irade benim, kudret benim, semi benim, basar benim, kelam benim, dikkat et benimdir. İman ettinmi ? Ettim ! Arttımı şimdi imanın ? Tabiki artacak; ” zâdethum îmânen ” artar iman. Artık öylesine bir iman olacak ki ; iki kere iki ! Soruyor adam : Alırkenmi satarkenmi” ? Dört etmez diyor. Alırkem başaka satarken başka; öyle olmayacak. İki kere iki dört ! Matamatik değişmez, Allah’ın ayetidir matamatik..! Adın ne :Abdullah, şek ve şüphen varmı ? Yok, adım Abdullah yahu. Allah’ın kuluyum, Allah kuluyum. Hâ bazen derler zahir kulu, bazen derler “Batın” kulu ama olsun gene onun kuluyum yani. Varmı şek süphen ? Yok diyorum ne şek süphesi. Şek şüphe acaba ! O zaman iman yok sende. “İne ucu kadar kuru yer kalmayacak, kalırsa cunupluğun, canabetliğin gitmez” diyor. Cünüp canabet ayrı demek o, o zaman haktan ayrı düşersin. Gitmesi için tependen tırnağına kadar o tevhit suyuyla seni gusül ettirmesi lazım kamilin. Ter temiz pırıl pırıl olmalısın; üstünde şu kadarcık şirk necaseti kalmamalı.
Evet onun için dostlar sık sık kendimizi gözden geçirmeliyiz… kendimizi otokartik derler; melami Levm etmek, bu aynı zamanda bu manayada gelir yani. Kendini sorguya çekmek, kendini hesaba çekmek. Nerdeyim ? İmanım ne almemde ? Bir söz vermiştim kamilime, her nefeste Allah adını anacaktım anıyormuyum ? Birde bana rabıta vermişti, sım sıkı sarıl bu rabıtayı bırakme elden demişti. La fail illallah demişti. Söz söz demiştim, sözümde duruyormuyum ? Kendini sık sık kontorol et. Kulağın sürekli o ilahi ikâza açık olsun, bir yanlış yaparsan, o ilahi ikâzı hemen hemen işitirsin. Kamilin sesidir o ses ! Derki : Olmaz evlat, ne demiştim ben sana ? Hani böyle yapmayacaktın, hani nefsine uydurmayacaktın, hani
أُمِرْتَ كَمَا فَاسْتَقِمْ “Festekim kemâ umirte” Emrolunduğun gibi dost doğru olacaktın, öyle anlaşmıştık seninle, bu yolda öyle yürüyecektik beraber !.. Ne demişti Musa’ya ? : “Yolculuk yaparız amma şartım var ! Asla bana itiraz etmeyeceksin, ve her ne iş yaparsam yapayım ‘Neden böyle, niçin böyle’ demiyeceksin, nedenleri niçinleri terk edeceksin”… Dayanamadı; deldi gemiyi itiraz, katletti çocuğu itiraz, yaptı duvarı gene itiraz. E dedi ki : Yetti gayrı, bir iki üç ! Zaten o kadardır, üçten sonra yollar ayrılır. Ef’al, sıfat, zat !.. terk edersen nisbetleri yol birleşir, bir olur. Terk etmezsen e yollar ayrılır ! Sen gidersin nisbetler dünyasına, o gider hak dünyasına, hakikat dünyasına devam eder o yolunda yani. Olan ! Olan sana olur; yazık etme kendine. Madem ki bir yolculuğa girdin, bir yolculuğa başladın, öyleyse ne diyordu Hasan Fehmi Efendimiz ?
Deldir kayığı hem katlet gülamı
Harabede setrin kenzin setrine çalış
Enbiya rumuzun bilmek istersen
Bir kamil mürşidin eline yapış
Yapışta o eli bırakma be dostum,bırakma. Kulak ver sözüne; Ya Mustafa kardeş bülentin babası, Allah sana bin iyilik versin. Adın da Mustafaymış. “Korkma Fehmi var iken, Ol Muatafa sultanımız”..! Niye korkalım yahu biz ol Mustafa sultanın ümmetiyiz, biz ol Muhammed Mustafa sultanın yolundan gideniz, al dedini alan, at dedini atanız. Biz ona iman etmişiz; 1400.Sene öncekinede iman etmişiz, “Evvelsin Ya Rasulallah”dedimiz onada iman etmişiz, “Ahirsin ya rasulallah” onada iman etmişiz, “Zahirsin ya resulallah” onada iman etmişiz. Nasıl zahir ? E artık onuda ben söylemeyeyim yani, onuda sen söyle, İrfaniyetini kullan. Sözü rabıtanla söylersen hiç problem yok korkma ! Ama gaflet ile söylersen aaa ! Allah hemen seni yakalar ! Yahu Allah ne yakalayacak, molla kasım yakalar. Ulan Molla kasım kim salak, ahmak adam !.. Ee yakalar baba, dikkat et. Tevhit ! Dikkat dikkat dikkat. Zemin kaygan arkadaşlar, buzun üstünde nasıl yürüyorsunuz “Aman düşmüyeyim” diye, ama o patenciler varya ben onlara hayranım yahu. Kim o ? İşte o kamildir ! buzun üstünde her türlü hareketi yapar düşmez. Ama sen onun yaptığını yapayım dersin kıç üstü düşersin çömleiğide kırarsın ! Allah korusun. Ne lazım ? Dikkat et onun elini bırakma, kaymayasın. Yavaş yavaş, merak etme günü zamanı geldiğinde hepsi senin hepsi. Demi zamanı geldiğinde velilere kardaş, nebilerle haldaş olurmusun ? Vallahi olursun ! Niye hepsi bu tevhit yolundan geçtiler çünkü. Hepsi tevhit yolunun yolcuları, sende o yolun yolcususun. Oyalanmayacaz İnşallah; durmak yok yola devam. Allah yardımcımız olsun; o yardım ediyor zatende, yeterki biz ondan gelen yardımın farkına varalım. O hep bize yardım eder. Bazen nefsimize ağır gelen şeyler, aslında onun gene bize yardımıdırda işte bunu kabul edemiyoruz yani. “Vay diyoruz o bana yan baktı” ! Bakar ! E yanlışın var çünkü. Hiç bir şey sebebsiz değildir; “Bilmezem nedir kusurum” ! Var bir kusurum ama bilemedim, bulamadım.
“Bilmezem neder kusurum, Küstü cananım benim”
Bak ! O zaman cananı küstürmemeye bak. Uzak değil çok yakınmış, canda gönülde hep o varmış. Öylemi sami ?
SAMİ : Evet efendim.
FEHMİ Efendi : Öyle diyor ama, sami ehliyeti aldı, arabayı aldı, hala beni ziyarete gelecek ! Bekle gelecek. Ne zaman gelecen sami ?
SAMİ : İnşallah efendim geliriz
FEHMİ Efendi : İnşallah ! Atıyoruz hep Allah’ın üstüne “İnşalah”..! Allah diyor ki : “Kulum niye beni ziyarete gelmedimin ? Kulum niye beni aç bırakdın doyurmadın” ? Kulum kulum ! Eee ! Ne diyecen ? İnşallah, Olsun inşallahta sonunda Maşallah olsun inşallah. İnşallahtan maşallaha bir yolumuz gelsin yani… Lata (kamil) diyorki : Sami gelsin arkasından bende gelirim diyor. İbrahim diyor ki : Benide yapabana atma diyor bende gelirim diyor, nede olsa eski dostuz diyor. Öylemi İbrahim ?
İBRAHİM : Eyvallah efendim
FEHMİ Efendi: Ah be ibrahim, ah be ibrahim ah.
Evet dostlar benden buka (bukadar), sadakallah ülazim. Ne ikram edecekseniz ikram edin buyurun. İster mideye, ister gönüle. Buyur Ahmed baba, söyle canım ne dersin diyor, vuslatın başka alem, sen bir ömre bedelsin. Söyle Allah kulu; buyur canım.
Hepimiz tevhitte kardeşiz arkadaşlar, ayet ne diyor ? : Ancak mü’münler karseştir. Ötekiler kardeş ! Onlarda kardeşimiz ama ten kardeşimizdir. Beşeriyet itibari ile, mahluku hüda olma itibari ile hepimiz kardeşiz. Onda ağçta bir, hayvanda bir, taşta bir, sende birsin, hepsi Allah’ın mahlukudur yani. Ama bir defa “Refiul derecat” var şimdi ! Değilmi ? İnsana gelince insan bam başka. Hele hele insanı hakiki ooo !.. Öyle kolay kolay insan olmadı canım, Allah öyle kolay kolay bu insanı yaratmadı, ne everelerden sonra. Her şey hazırlandı en sonunda insan, en son !.. Dolayısıyle : Biz insanı Mükerrem yarattık, çok üstün yetkilerle donattık onu; “Kerremna” diyor..! Çok mükerrem, çok üstün bir varlık yani. Üstünlüğü nerden geliyor ? Üstünlüğü halife oluşundam geliyor, hakkın halifesi oluşundan geliyor. Hepsini yaratmış ama o hilafet sırrını diğerlerine vermemiş. : Biz dağalara taşlara bu (halifeliği) teklif ettik ama kabullenemediler, şefkat dilendiler. Ama insan ! Hâa ! İnsanın değeri ordan geliyor işte. Hakkın halifesi olmasından geliyor. Yeterki onun farkına varalım inşallah. Farkına varalım; sen kimsin ?
Kanden gelir yolun senin ?
Ya kande varır menzilin ?
Nerden gelip gittiğini anlamayan ?
Ne imiş İlmi ? Bilmezmisin
İLMİ : Bilmem efendim.
FEHMİ Efendi : Bilirsin gibi geliyorduğu bana ne oldu ? O zaman taco’ya (taceddine) soralım. Ne imiş taco (taceddin) ?
TACEDDİN : Hayvan imiş efendim.
FEHMİ Efendi : Hayvan imiş diyor bak ! Yüzüme baka baka söylüyor yani ” Hayvan imiş” diyor. Hayvanlık güzel şey, Elhamdulillah ki hayvanız ! Hayvan demek canlı demek, hayat sahibi demek. Her insan aynı zamanda hayvandır; o mertebeyide içinde barındırır yani. Ama biz orda kalmış değiliz; hayvanlık mertebesinden insanlık mertebesine terakki etmişiz, yükselmişiz. O zaman nerden gelip gittiğimizi bilmek bizim kurtuluşumuz demekmiş ! Zaten insan oğlu şu yer yüzüne ayak bastığından beri hep onu merak etmiş , hep merak etmiş. Hep o sorunun cevanını aramış; kimim ? Neyim ? Allah kimi toplumlara merhametini coşturmuş resul göndermiş. Kimisine nebi göndermiş, kimisine velisini göndermiş. Kemalat devam ettikçe netice itibariyle birde Muhammedini göndermiş ! En kamil, insanı kamil odur ! Hepimizin gözü ondadır, hep ona bakarız. Amacımız odur, hedefimiz odur, O olmaktır. Olabilirmiyiz ? Tabiki ! Niye olmayacaksın ? Oda kemalat yolunda bir mertebedir. Tevhit bam başka bir şey arkadaşlar. İç dümyanızda yasak yoktur, sınır yoktur, had hudut yoktur orda. Gönül dünyanız engindir, sonsuz ve sınırsızdır. Hâ ! Dışarıya çıktığında zahirde orda sınırlar vardır, hatları hudutları vardır, nizam vardır, intizam vardır, şeriyat, vardır oğlu vardır !.. Ama gönül alemi öyle bir Alem ki ucu bucağı yok, sonsuz sınırsız bir alme. Öylese neye bu dar alanda paslaşmaya oynamaya çalışıyorsun ? Gel gönüle, gir gönüle; bak orası özgür bir alan, hürsün, yasak yok. Onun içinde bir gönül sahibi bulmakta fayda var. Gönül sahibi ! “Sen benim gönlümü kırdın” diyor ! Sen gönül sahibi olsan varya, ben senin elini öperim, ayağını öperim ohoo..! Kırılan senin nefsin, gururun, onurun, nerde gönül..? Zaten gönül sahibi kırılmazki ! Kırılırma ya ? Allah bize kırlıyormu Allah aşkına ? Neler neler yapıyoruz gene bizi yediriyor, içiriyor, besliyor, ikram ediyor, verdikçe veriyor. E hadi bakalım, yapın bir ilahi toparlıyalım artık inşallah. Saatimize 12.gidiyor her halde ?…
NOT: İLAHİLERDEN SONRA SOHBETİN DEVAMI.
Eyvallah arkadaşlar; ağzınıza salık. Sağ olun, var olun, ama var olmadan yok olun.
Yok olmadan var olmaz
Var dahı yoktan olmaz
Anladım çün ben beni
Hep görünen hak oldu
Nur olun; nurun ala nur olun. Allah hepinizden razı olsun. Bu akşamıda güzel bir şekilde geçirdik; her akşamınız böyle güzel geçsin diyelim, hakla geçsin, aşk ile, zevk ile, muhabbetle geçsin. Geceleriniz, gündüzleriniz, aşklı muhabbetli olsun. Boşa gececek bir dakikamız yok arkadaşlar, ömür kısa sermaye çok değerli. Ömür sermayesini boşa harcamamak lazım. Ömür sermayesini tevhit sermayesiyle değerlendirmek lazım.
Sermayemdir yokluğum
Hak varlığıdır kârım
Gönlümdeki mihmanım
Bildirdi beni bana
Madem ki gönlünüzde mihman olan beni bana bildirmiştir, yani seni sana bildirmiştir, öyleyse kendini bilmenin, kendini bulmamın, kendi olmanın hayranı ol. Sev kendini yahu ! Sev kendini sev, En çok kendini sev. Ama umutmaki “karşımda” dediğin sensin ha unutma. İbrahimi kendinden ayırma, bir vücutsunuz unutma. Ne demek vahdeti vücut ? Varlığın birliği ! Bir olmaya bak. Vel hasıl yolumuz vahdet yolu, yolumuz tevhit yolu, yolumuz birlik yolu. O zaman Allah bizi birbirimizden ayırmasın diyelim. Birliğimizi daim etsin, diriliğimizi daim etsin, birliğimizi bozacak şeylerden bizleri ırak eylesin, her türlü davranıştan sözden biriğimizi, vahdetliğimizi alal getirecek bozacak sözlerden, eylemlerden inşallah hepimizi uzak eylesin, ırak eylesin. Ve tevhidimize, birliğimize sebeb olacak neler varsada bizi onlara yakin eylesin inşallah. Vel hasıl birbirimizi sevmek için, birbirimizle bir olmak için sebebler arıyalım arkadaşlar, sebebler yaratalım yani. Ne olur ? İşte bazen böyle davet edersin, bazan ufak bir hediye taktim edersin. Olmadı bir gülücük, bir merhaba, bir nasılsın , ; Nerdesin iki gözüm özledim seni; deyi ver be canım ne olacak..! Sami ! Hay hamburglu sami, Allah sana bin iyilik versin. Babayla arayı düzelttinmi ?
SAMİ : Düzelttik efendim.
FEHMİ Efendi : İyi tamam. Babayla arayı düzeltmezsen benle işin olmaz söyliyeyim yani. Ananızla babanızla iyi geçinin, eşinizle iyi geçinin, çocuklarınıza iyi bakın doatlar. En yakınlarınızda kaybedersiniz sınavı söyliyeyim size; en yakınlarımızla ! Çünkü en yakınlarımız perde olur size. Babalık, evlatlık, kardeşlik, annelik vs, Perde olur yani. Ve Allah’ta size en çok en yakınlarınızdan imtihana tabi tutar. Oğlun karşına dikilir, kızın karşına dikilir, itiraz eder, “Olmaz öyle” der !.. E ne yapıcan ? Yapıcak bir şey yok ! Olduğu gibi kabul edecen, sahibine müracat edecen. Sen hakkından gelemezsin, sahibi..! “Kalp’ler iki parmağımın arasındadır” diyor, “Çeviri veririm”. Çevirir. Düşmanları dost etmeye bakacaksın. Ahmet Kumanlıoğlu efendinin aleyhinde bulunan, her zaman dedi kodusunu yapan bir adam var. Ahmet efendi onun için her zaman duğa edermiş ; “Yarabbi şu adamın işini bize bir düşür, bi bu adamın işini görelim arayı bir düzeltelim, bir dostluk olsun”… O adam düşmanlık besliyor, kamil ne yapıyor ? Ona sevgi muhabbet besliyor ! : Yarabbi diyor şunun bize bir işi düşsünde ona iylik yapalım..! İnsan kendisine yapılan iyiliğin altında kalmamaya çalışır yani. Küçük gördüğün şeyler bezen çok büyük işler halleder. Ve adamın işi düşmüş ! Bak sen şimdi bu işe. Adam ormana memur olarak girmek istiyor orman dairesine; şart ! Asgari ilk okul mezumu olacak, o adamın diploması yok, bak sen şimdi. Ne lazım ? diploma alacak, çare ? Biliyor ki Ahmet efendinin etrafında onca öğretmen var, hocalar var, profesör var, var oğlu var. Demiş : Ahmet’e gideyim bu derdimi açayım. Gelmiş, :Yahu ahmet efendi benim bir derdim var, hayırdır demiş yahu ? : Benim demiş bir ilk okul diploması lazım ! Kolay demiş yahu hallederiz !.. Ve halletmişler. Adam ilk okul diplomasına kavuşuyor, ve ormana memur oluyor. O güne kadar Ahmet efendinin aleyhinde bulunan o adam bitti ! Ondan sonra dost…
Evet cavit aga ! Söyle, ne diyeceksen de. Hiç bir şey demiyecenmi ? De yahu , bir şey de ! Bir çif güzel söz söyle bana ya
CAVİT Mehmed : Dinliyorum efendim.
FEHMİ Efendi : Yahu dinlediğin yeter birde ben dinleyeyim. İki çift güzel laf söyle bana !
CAVİT Mehmed : Efendim, efendim dedi ki komuşma artık, konuşma diyor.
FEHMİ Efendi : Efendin konuşmamı diyor ?
CAVİT Mehmed : Evet; emre itat etmeye çalışıyorum.
FEHMİ Efendi : Afferim evladım; hiçmi komuşma dedi ? Yoksa başka bir şeymi dedi ?
CAVİT Mehmed : Evet, hiç komuşma dedi
FEHMİ Efendi : Sanki yanlış anladın gibi geliyor bana !
CAVİT Mehmed : Öyle anladım.
FEHMİ Efendi : Hiç bir şeyden korkmam demiş, yanlış anlaşılmaktan korktuğum kadar..! Beni demiş bir kişi anladı oda yanlış anladı. Ben dedim ki kalkın ey ehli vatan ! Oda amuda kalktı. Ben ayağa kalkın diyom, o amuda kalktı dedi. Başı yere koyup ayakları havaya dikiyor… Az önce dedim ki : Bir ikramda bulun, bir tatlı dil, bir güler yüz, iki çift tatlı söz söyle.
ABDULLAH Efendi : (Cavit) seni seviyorum diyebilirdi, bu yasak değil ki, Yinede ben söylemiş olayım.
FEHMİ Efendi : Yine tercuman oldu. Söyle be kardeşim niye söylemiyorsun ? Bak iki kelime ! “Seni seviyorum” o kadar zor değil yani. Ama gerçekten seviyorsan söyle, ama bazen takılıyorum yalanda olsa söyle diyorum hoşuma gidiyor yani. Yalanda olsa söyle hoşuma gidiyor ! Ama gerçek olursa aaa ! İş değişir. Yalancığılıyla meşhur birisi demişki Mevlanaya; ” Ey Mevlana ! Şemsi gördüm sana selam söyledi” !.. Mevlana hemen çıkarmış ceketini adamın sırtına giydiri vermiş. Demişler ki : Hazret sende bilirsin ki bu yalancının tekidir. “Yahu demiş bu sözün yalanına cübbemi verdim, gerçek olaydı (ona kendimi verirdi )”… Neyse siz yalan söylemezsiniz. Söz verdiniz ya yalan söylemeyecez diye demi ? “Sevin birbirinizi Allah için resül”. “Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz”. Sevgiyle geçelim bu alemden arkadaşlar. Sevgi ! İbadetin tâ kendisi. Sevgi ! Muhammedin tâ kendisi. Az önce Kul Musanın ilahisini okudunuz ya; “Nerde sevgi varsa işte o sensin”. Öyleyse ne yapalım ? Muhammedi zuhura çıkarmaya bakalım. Aşkımızla, sevgimizle, muhabbetimizle, tatlı dilimizle, güler yüzümüzle, ihsanımızla, ikramımızla. Allah hepinizden razı olsun. Bülent kardeşimizinde hanesi hanei sâdet olsun inşallah. Bu akşam bizi ağırladı; hem şu dört duvardan müteşekkil olan hanesi, onu da kısa zamanda inşallah tamamlasın. Bayada büyük tutmuş böyle geniş geniş, e olsun canım evleriniz geniş olsunda, gönül evleriniz daha geniş olsun ama. Bu evlerinizi imar ederken, gönül evlerinizi ihmal etmeyin haa..! Önmeli olan o gönül evi; ha bu hoş, olsada hoş, olmasada hoş. 20.Sene önceki evleri biliyorum ben burda nasıl olduğunu. Bak Allah fırsat verdi yenilendik, yenileniyoruz. E bu evlerimiz yenileniyorken gönül evlerimiz yenilenmesinmi yani ? Onlarda her gün yeniyelim inşalah.
“Şerrifi buyutekum” buyuruyor resulullah efendimiz ! Evlerinizi diyor şereflendirin. Nasıl şereflenecek bu evler ? Şerefli bir misafir gelirse şereflenir ! Ne diyor ?
Bu gün bize pir geldi
Gülleri taze derdi
Önü sıra kamberin
Aliyel mürteza geldi.
Geldimi şereflenir. Ali geldimi arkasından Muhammed gelir. Muhammed geldimi Allah ! O hiç dayanamaz o hemen gelir. Geceniz hayr olsun, hepiniz Allaha emanet olun. Biz yarın inşallah erkenden yolcuyuz iki gece, iki akşam bizi misafir ettiniz sağ olun. Kulaklarınızı bize verdiniz teşekkür ederiz. Gönülleriniz açtınız bizi hoşnut ettiniz, Allahta sizi hoşnut ettsin. Bizi memnun ettiniz, Allahta sizi memnun etsin. Sizlerin namı hesabına hallerinize tercuman olmak üzere bu efendi kardeilerimizin diyecekleri varsa buyursunlar. Onları da dinleyelim, ondan sonra destur diyelim inşallah. Buyur Ahmet can…
AHMEDDEMİR Efendi : Hoş gelmişiniz efendim, iyiki geldiniz bizleri şereflendirdiniz. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin. Sizleri bize kavuşturduğu için Allaha çok şükürler olsun.
FEHMİ Efendi : İdaver baba, söyle canım
İDAVER Efendi : Sözlerin en güzelini söylediniz bize. Şimdi bu sözler bizde yer tutsun, hala dönüşsün, zevke dönüşsün. Kalest kalmayalım, halest olsun inşallah. Ve hepsini topluyorum tevhit ediyorum Seni seviyorum efendim.
FEHMİ Efendi : Eyvallah. Huu !
ABDULLAH Efendi : Ben az önce her şeyi anlattım efendim, neyi anlatayım ki ?
FEHMİ Efendi : Evet arkadaşlar; sözü olan varsa söylesin ! Diyeceiği olan varsa desin ! Varmı bu taraf ? Yoktur haa ! İyi. O zaman destur diyelim haydi bismillah. Evli evine köylü köyüne arkadaşlar. Hadi bismillah.



