Ey Zâhid Gel Zühdünü Ko Aşka Eyle İktida

Risâle-İ Şerh-İ Nutk-İ Şerîf-İ Hasan Fehmi
Şarih: Bende-i Nûru’l-Arabî – Burak Anılır

Bismillahirrahmanirrahim

Hamd, aşkı varlığın özü kılan, kalpleri zühd perdesinden
aşk penceresine taşıyan Allah’a mahsustur.

O ki, aşkı kulu kendine ulaştıran
en ince yol eylemiştir.
Salât u selâm, aşkın en yüce tecellisi olan
Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa’ya, (s.a.s.)
ehl-i beytine,
bilhassa Hazret-i Fatıma’ya,
Hazret-i Ali’ye,
İmam Hasan ve İmam Hüseyin efendilerimize
ve onların izinden giden tüm aşk erlerine olsun.

Ayrıca İştipli Hasan Fehmi Hazretleri,
İştipli Abdürrahim Bahâeddin Efendi ve
Üsküplü İsmail Hakkı Efendi hazretleri
ki melâmet yolunun kılavuzlarıdır.
Onlar, gösterişsiz hâlleriyle aşkı yaşayan, halk içinde Hak ile olan, bu yolun mümtaz temsilcileridir.
Bizleri de onların izinden yürümeyi nasip eyle.

Ey zâhid gel zühdünü ko aşka eyle iktidâ
Göresin hep ehl-i aşk olmuşlar halka muktedâ

Hasan Fehmi Hazretleri burada, “Ey zâhid, gel zühdünü koy, aşka eyle iktidâ” demekle; zühde, ibadete, şekle ve suretlere düşkün olan kimseye seslenmektedir. Ona, “Seni vuslata ulaşmaktan alıkoyacak bu merasimleri kendine put edinme” demektedir. Zira bunların hepsi, senin hevâ ve nefsinin eseridir. Eğer derdin cemâl-i Yâr’e vuslat ise, kendine rehber olarak aşkı seç; zira vuslata ancak âşıklar ulaşabilir. Benlik ve çıkar amaçlı ilişkilerde muhabbet ve vuslat olmaz. Eğer kemale ermek istiyorsan, bunlardan sıyrılmalısın. Aşk ehli kimseler, böylece halkın nazarında tâbi olunup örnek alınan kişiler hâline gelmişlerdir.

Tarihe baktığımızda, insanların gönüllerine dokunup onlara muhabbeti nakşedenlerin; aşk ehli, tevhid ehli mutasavvıflar olduğunu görürüz. Dini kalıplar içine hapseden zâhidler ise gönüllere temas edemediklerinden, toplum bunlardan uzak kalmıştır.
Bugün bile insanlar, mânevî olarak sıkıntıya düştüklerinde çareyi evliyâullahın türbelerine gidip niyaz etmekte bulurlar.

Cümle kervandır bu âlem ehl-i aşktır reh-nümâ
Gel karib ol kaçma zinhar kalırsın sen bî-nevâ

Adına âlem dediğimiz bu düzende hepimiz bir yolculuk hâlindeyiz. Fakat nereden gelip nereye gittiğimizin farkında değiliz. Bu yolculukta bize ışık tutacak, selâmete çıkaracak, menzile ulaştıracak bir yol göstericiye ihtiyacımız vardır.
Bu beyitte Hasan Fehmi Hazretleri, aradığımız bu yol göstericinin; aşk ehli, kendini var sanılanlardan arındırmış, Hak’ta fânî olmuş ve bekâya ermiş kemâl ehli bir kişi olduğunu ifade etmektedir.

“Gel karîb ol, kaçma zinhar, kalırsın bî-nevâ” diyerek, bu kimselerden kaçmamamızı, onların irfan sofralarında bulunmamızı öğütler. Aksi hâlde nasipsiz kalır ve bunun pişmanlığını derinden yaşarsın, demek ister.
Neticede; bu yolculukta selâmete çıkmak, menzile ulaşmak ve hakikî vuslata ermek isteyen kişi, zâhirî şekillerde değil, aşkın derinliğinde rehberini bulmalı; o aşk ehli kimselerin izini sürmelidir. Zira hakikat yolu, akılla değil, aşk ile aşılır.

Çünkü ‘yuhibbune’ geldi ol gani Hak’tan bize
Nidelim gayre muhabbet çün değil emr-i Hüda

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de, “O (Allah), onları sevecek, onlar da O’nu sevecek” buyurmaktadır. Peki, burada bahsedilen Allah’ı sevmek ve Allah’ın sevmesi nasıl olur? Bu ifadede, tasavvufta “cem” ve “fark” zevkinden bahsedilmektedir.
Bu bağlamda, “Allah’ın onları sevmesi”, makam-ı cem şuhûdunu ifade eder. Yani bu sevgi, seven ve sevilende hep O’nun zuhurudur. Bu, sevginin lâ taayyün (henüz belirlenmemişlik) mertebesindeki oluşumunu yansıtır. Bu çerçevede, “Bilinmekliği murâd ettim; zâtımdan zâtıma muhabbet ederek, aşkımdan ve sevgimden bu âlemi, yani Nûr-i Muhammedî’yi halk ettim” sözü zahir olur ve daha iyi anlaşılır.
Ayetin devamında geçen “onlar da O’nu sevecek” ifadesi ise, hazretü’l-cem mertebesinden seyri ifade eder. Buna göre, taayyün-i evvel mertebesinden, yani ilk oluşum safhasından itibaren, esmâ ve sıfat âleminin açığa çıkışı söz konusudur. Gerçekte muhabbet, Allah’ın kendi zâtı ile sıfatları arasındaki ilişkiyi temsil eder. Bu sebeple, “Levlâke levlâk, lemâ halaktü’l-eflâk” (Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım) buyurulmuştur.

Bu nazarla müşâhede eden kimse için artık gayriyet (Allah’tan başkalık) kalmaz. İşte bu sebeple Hasan Fehmi Hazretleri, “Nidelim gayre muhabbet, çün değil emr-i Hüdâ” demektedir. Bu makâmdan seyreden sâlik için artık gayriyet kalmadığında gayrîye muhabbet de söz konusu değildir. Her nazarda, cemâl-i Yâr’in vechini müşahede eder ve yalnız O’na muhabbet eder.
Netice itibarıyla ayette geçen bu karşılıklı sevgi ifadesi, zâhirde kula hitap eder gibi görünse de, bâtında zâtın zâta olan muhabbetidir. Bu muhabbetin idraki ise yalnız aşk ehline mahsustur. Zira vuslat ancak aşk ile mümkündür; ilimle, şekille ya da zahirî ibadetle değil. Bu sebeple ârifler, aşkı yoldan değil, yolun kendisi olarak görmüşlerdir.

Etme rağbet perhize sen gel beru ey hoşimend
Niceler perhizle bunda oldular Hak’tan cüdâ

Tarîk-i Aliyye erkânında, sâlikin nefsine galip gelebilmesi için çeşitli yöntemler uygulanır. Bunlardan biri de riyâzat ve perhizdir. Bu uygulamalar, nefsin ıslahı içindir. Çünkü nefsin olduğu yerde ikilik vardır. Oysa tevhid, birin bir olduğunu idrak edebilmektir. Bazılarının ifade ettiği gibi, tevhid “ikiyi bir etmek” değildir. O (Hakikat), ezelden beri birdi; asla iki olmadı.

Eğer “nefsimi ıslah edeceğim” diyerek bu tür kayıtlara dalar, merasimlerle oyalanırsan, tevhid zevklerinden mahrum kalırsın. Bu tür zahirî uğraşlar, senin cehâlet ve vehminden kurtulmana değil, aksine bunlara daha da bağlanmana sebep olur. Sana tavsiyem: Aşk ve tevhid ehliyle beraber ol. Merasimlere, zühde, zahitliğe heves etme; tevhide yönel. Çünkü tevhid, ne şekildedir ne sözde; o, birlik bilincinde, her şeyde O’nu görme şuurundadır. Gerçek kurtuluş, işte bu şuurla mümkündür. Bu şuura eren kişi, artık ne nefsiyle oyalanır, ne de zâhirin cazibesine kapılır. Onun nazarında artık sadece Cemâl-i Yâr vardır.

Hasan Fehmi Hazretleri bu tür zahirî uygulamalarda boğulanlara karşı sık sık uyarılarda bulunmuşlardır. Çünkü zahir ehli zannetmiştir ki çokça ibadetle kurtuluş vardır. Oysa ibadet, eğer aşk ve ihlâs ile yapılmıyorsa, sâdece şekil olarak kalır ve nefsin tuzağına dönüşebilir. Nefsi arındırmak derdiyle şekle dalan kişi, çoğu zaman hakikatten uzak düşer. Bu da, cehâletin ve vehmin artmasına, ruhun perdelenmesine sebep olur.

Rûz u şeb taat ibadet eylemez vasl-ı likâ
Aşk ile yoldaş olanlar buldular derde devâ

Hasan Fehmi Hazretleri, aşk yolunda vuslat dileyen talibe yine yol göstermektedir. Şöyle buyurmaktadır: Gece ve gündüz çeşitli ibadetlerle meşgul olmak, seni Cemâl-i Yâr’e ulaştırmaz. Evet, ahkâm-ı ilâhî gereği, şerîatın icabı olarak bu ibadetleri elbette yerine getir. Ancak bunları da eğer ikilikle, yani “ben ibadet ediyorum, O da kabul edecek” düşüncesiyle yapmaya kalkarsan, bil ki bir faydası olmaz.
Çünkü Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur:
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazın hakikî amacından gafildirler.” (Mâûn, 4–5)
Yani ibadeti ayrı, âbidi (ibadet edeni) ayrı, ma‘bûdu (ibadet edileni) ayrı görenler; ikilik içinde ibadet ettiklerinden dolayı, o ibadet bâtın itibarıyla sakattır. Böyle bir ibadette tevhid zevki yoktur. Öyleyse aşka uyanlarla birlikte ol ki, onlar seni selâmete çıkarırlar. Onların hâliyle hâllen; çünkü aşk, vuslata giden yolu açar. Şekilde ve sözde kalanlar, hakikatin kapısını çalamazlar.

Unutma ki, ibadet, sevgilinin kapısında durmaktır. Ama kapıda uzun süre durmakla vuslat gerçekleşmez. O kapının açılması, aşk ile olur. O hâlde şekilciliği bırak, benlikten geç, aşkı arayanlarla beraber ol. Çünkü onlar, seni nefsinden uzaklaştırıp Hakk’a yaklaştıracak yegâne yoldaşlardır.

Ara bul mürşid-i kamil çünkü oldur Haknümâ
Hep erenler füyûzât oldu ol yüzden hidâ

Eğer bu idrake ulaşmak istiyorsan, vakit kaybetme. Sana Hakk’ı ve hakikati gösterecek bir mürşid-i kâmil bul. Bul ki, seni sana bildirsin; senin hakikatinden sana sırları aralasın. Hakk’ın feyzi, gönlüne bu mürşid-i kâmilin nazarıyla ilka olunur. Zira kâmil mürşidin bir bakışı, nice nice kitapların satırlarında bulunamayacak bir hakikat ilhamı taşır. Onun sohbetinde kalp dirilir, gönül aydınlanır, zihin berraklaşır. Hakk’ın feyzi, onun gönlünden senin gönlüne nazar vasıtasıyla akar.

Ama bu, öyle bir kâmildir ki seni hayal ve vehim bataklığında oyalatmaz; merâtib-i tevhid üzere, en kolay şekilde seni sana bildirir. Cehaletin perdelerini yakar, seni hakikatle buluşturur. Onun terbiyesiyle cehâlet perdeleri bir bir yanar. Senin “ben” zannettiğin, kendine mâl ettiğin her şeyin aslında Hak’tan başka bir şey olmadığını sana gösterecek bir aynadır o. O aynada ne kendini görürsün ne başkasını, yalnızca Cemâl-i Hakk tecellî eder.

Talibi’yle sohbet eyle her sözüne tut sima
Sehpa-yı aşkın şarabın içirir her dem sana

Talibî, Hasan Fehmi Hazretleri’nin mahlasıdır. Demek istiyor ki: Aşk ehli kimselerin sohbetlerinde daima bulun. Çünkü onların her sözünde, seni Hakk’a götürecek nice alâmetler vardır. Onlar, ilâhî aşkın tesiriyle her daim sekr hâlindedirler. Bu hâl, senin gönlünde öyle bir hoşluk ve mânevî haz meydana getirir ki, bir an bile bu meclislerden ayrı kalmak istemezsin.

İşte Hasan Fehmi Hazretleri, böylesi bir incelikle, sâliki bu meclislere çağırmakta, şekil ve suretin ötesinde, hakikatin dilini konuşan gönül erlerine yönlendirmektedir.

Çünkü bu yolun incelikleri, ne çok okumakla ne de lafzı öğrenmekle anlaşılır; ancak ehl-i aşk ile oturmakla, onların hâlinden hisse almakla açığa çıkar.

Ve’l-hamdülillahi Rabbi’l-âlemîn

HÛ – HÛ

Scroll to Top