Kâmil İnsan

Yazar: Burak Anılır
Konu: Kâmil İnsan
Tarih: 12.09.2025

Hakikate giden yolda insanların kemâlâtı farklı şekillerde anladıklarını gördüm.

Şeriat mertebesinde olanlar, kemâlâtı çokça ibadet ve taatte zannederler. Onlara göre namazı, orucu, zikri ne kadar ziyade ise kemâli de o nisbettedir.

Tarikat mertebesinde olanlar, olağanüstü haller ve kerametleri kemâlât sanır; kimin keşfi açık, kimin kerameti görülmüşse, onu kâmil bilmeye meylederler.

Hakikat mertebesine yaklaşanlar ise, kemâlâtı çokça bilgi edinmek, sırları bilmek, derin meselelerden haberdar olmak zanneder.
Onlara göre marifet, çok okumak, çok öğrenmek ve sır perdesini kaldırmakla elde edilir.

Oysa anladım ki,
Marifet ehlinin nazarında asıl kemâlât bunların hiçbiri değildir.

Zira ibadet, bilgi ve keramet, ancak birer vasıtadır; hakiki maksat değildir. Gerçek kemâlât, insanın hâlinde, yaşayışında, tavır ve muamelesinde tezahür eder. Kişinin insanlarla olan ilişkilerinde, ahlâkında, sabrında, edebinde, merhametinde; kısacası onun duruşunda, vakar ve teslimiyetinde açığa çıkar.

Hakikî kemâl, çok bilmekle değil bildiğini yaşamakla, çok ibadet etmekle değil ibadetin ruhunu ahlâkına nakşetmekle, keramet göstermekle değil nefsini terbiye edip gönlünü saflaştırmakla olur.

Zira bilgi, hâl ile değer kazanır; ibadet, güzel ahlâk ile anlam bulur; haller ve kerametler ise gelip geçicidir.
Fakat insanın davranışı, tavrı, sabrı, merhameti ve edeple sergilediği yaşayışı, hem dünyada hem âhirette onun hakiki derecesini gösterir. Kâmil insan, bilgisiyle değil hâliyle; kerametiyle değil edebiyle tanınır.

Hakikî mürşid, göz boyayan değil gönül doyuran; çok şey bilen değil bildiğini yaşayan; kerametiyle değil edebiyle önde olandır.
Asıl kemâlât da işte burada ortaya çıkar:

İnsanın gönlünü saf, muamelesini güzel, ahlâkını nurlu kılmasıdır.

Burak Anılır
Instagram: burak_anilir

Scroll to Top