Ya Büneyye: Tevhid Yolunda Bir Baba Nasihati

Girme benlik yoluna Bak sağına soluna
Bul babanın dostunu Gir yoluna çocuğum
Bil babanın dostunu Uy sözüne çocuğum
Dostum benim canımdır Canım hem imanımdır
İman ile bul dostu Gir yoluna çocuğum
Dost ile bul imanı Uy sözüne çocuğum
İsmini koydum Hasan Ol sen hüsnile ahsen
Fehmi’yle bul sen dostu Gir yoluna çocuğum
Dostun ile fehmeyle Uy sözüne çocuğum
Dosta dost ile varan Kurb-i feraiz bulan
Onlardır nurla dolan Nurla dol sen çocuğum
Onlardır Hakk’ı bulan Hakk’ı bul sen çocuğum
Suret seni bozmasın Şan şöhret aldatmasın
Dost varın yağmalasın Ver yağmaya çocuğum
Hak varın yağmalasın At yağmaya çocuğum
AHMED Hasan’ı sevdi Fehmi’ye gönül verdi
Dostunu O’nda bildi Fehmi’yi bil çocuğum
İmanı O’nda buldu İmanı bul çocuğum
Risale-i Vehbiyye içinde sh.152 2010/İzmir
ÇOCUĞUM
23.02.2011 Karşıyaka-İzmir
Baba-çocuk ilişkisi:
Baba ile çocuğu arasında ilişki kopmaz ve sarsılmaz bir yapıdadır. Bütün öğretilerde bu böyledir. Dinimiz İslam da bu konuya eğilmiş ve büyük önem vermiştir.Ana-babanın çocukları üzerindeki görevleri ve çocukların ana-babaları üzerindeki hakları diye adlandırılan başlıklar dini eserlerde yerlerini almıştır.Zamanın gelişmeleri de dikkate alınarak yapılan güncelleme çalışmaları bu hususta yararlanmak isteyenlere hizmettedir.İster bilgisayar ortamında isterse yazılı-basılı bilgilere anında ulaşılabilir.Teknoloji hayatımızı oldukça kolaylaştırmıştır.
Hz. Adem ile başlayan insanlık tarihi boyunca olayı süzecek olursak görürüz ki ,ilahi mesajlara kulak verenler hem kurtulmuşlar hem de kurtarmışlardır.İlahi mesajları sunan yüce insanlar hep nezaket içinde olmuş,hep incelikle davranmış ve en tatlı ifadeleri kullanmışlardır.Bu uygulamaları bütün peygamberlerde ve evliyaullahta görmekteyiz. Hz. Nuh’un gemiye binmeyen oğlu Ken’an’a (Hud,11/42), Hz. Yakup rüyayı gören oğlu Hz.Yusuf’a(Yusuf,12/5) Hz. Lokman oğlu Saran’a(Lokman,31/13) ve Hz.İbrahim kurban olacak oğlu Hz.İsmail’e (Saffat,37/102)aynı kelimeyle hitap etmişler ve şöyle demişlerdir.”Ya büneyye: Ey oğulcağızım”.Ne kadar içten ve ince ifade!..
“Ey oğulcağızım” nidasını duyanlardan imana gelenler kurtuluşa ermişler ,gelemeyenler helak olup gitmişlerdir.Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz ve de durduğumuz gerçek, babadan oğula uzanan bir el,bir dil ve bir yaklaşım biçimidir. Yaratılışın tüm özellik ,esrar ve hikmetlerini içerisinde barındırmaktadır.Bu da İlahi takdirin gereğidir.
“Ya büneyye” kelimesi “ya ibni= ey oğlum” kelimesinin ism-i tasgiridir ki ;sevilen varlıkların gönülden sevilmesinin işaretidir.Bir de söyleyenin, sözü kendisine nisbet ettiği açıktır.Oğulcağız gerçeğini kendine bağlamış ve “oğulcağazım” demiş,iyelik zamiri ile.Yani kaynak,baba veya söyleyen.
Kesret alemi dediğimiz;içinde yaşadığımız,yediğimiz,içtiğimiz,gezip temaşa ettiğimiz,çoluk çocuğa karıştığımız,barınacak yuva kurduğumuz,kah ağlayıp kah güldüğümüz vb. bu alemdir.İçinde doğarız,içinde defnederiz ölenlerimizi.Ne müthiş ve ne de muamma bir tecelli.Hepsi güzel.Güzelliğin doruk noktası ise rıza-i Bari’yi kazanmak.Onun için de gönderdiklerinin tümüne “eyvallah” demek gerekir.Buna da “kader” e inanmak diyoruz. İncelik ve gizlilikleri çözen ve anlatan büyüklerimiz var. Peygamberler ve veliler.Tamamıyle kutlu insanlar. Mutluluğun ve rızanın yollarını gösteriyorlar.
Kutlu insanların gözbebeği Hz.Muhammed Mustafa (sas) bakın bize neler lütfediyor:
“Hiçbir baba evladına güzel edepten daha üstün bir bağışta bulunamaz”
“Evlat kokusu cennet kokusudur”
“Siz kıyamette kendinizin ve babanızın ismiyle çağırılırsınız.Bu bakımdan çocuklara güzel isim koyunuz”(Ebu Davud)
Bu ayetler,hadisler ve açıklamalar ışığı altında Efendi Babamız merhum Ahmet Kumanlıoğlu hz.nin (1921-Menemen/ 1978-Karşıyaka İZMİR) yukarıdaki dizelerini incelemeye çalışalım.
Oğluna hitaben yazdığı bu şiirini- ilahi de denebilir- “çocuğum” diyerek bitirmiş ve süslemiş.Çocuğuna gönülden bir sesleniş var.Gönüllü olanlar gönülden söyler.Gönül penceresinden seslenişe göz atarsak içimize doğanları bütün saflığıyla şöylece yazıya dökebiliriz.
İnsanı yücelten değer,kendini bilme, nereden gelip nereye gittiğini idrak ettiğinin farkına varmasıdır.Bunu da bir bilenden tahsil etmek gerekir.Tahsil yeri mekteb-i irfan diye adlandırılır. Başöğretmeni mürşid-i kamildir.Öğrenim ilm-i tevhiddir.Altı sınıflı bir eğitim yeridir.Üç sınıfı fenafillah eğitimini,diğer üç sınıfı da bekabillah eğitimini kapsar.Sınıflarını başarıyla geçenler, verilen dersleri harfiyen çalışıp çabalayan öğrenciler,salikler ve dervişlerdir.En son teknolojiyle yapılan eğitimden alınan kesin sonuç,mutlak başarıdır.
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak” diye başlayan İstiklal Marşı’mızda olduğu gibi Efendi Babamız da “ Girme benlik yoluna “ diye başlıyor kutsal mesajına.”Korkma” ve “Girme” ifadeleri yasaklama tarzındadır.Arapçada bu kalıba nehy-i hazır derler ki bir şeyin yapılmamasını emreder. “Korkma” hitabı cesaret verdi aziz milletimize ve İstiklal Savaşı’nı kazandırdı ve kazandık. “Girme” hitabı da muhatabına uyanıklık ve enerji vermektedir.Çünkü bu yol uzundur ve uyanık olmayı gerektirir,aynı zamanda da enerjik olmayı.Bu yol tevhid yolu,aşk yoludur.Doğum ile başlar,ölüm ile biter. “Mine’l-mehdi ile’l-lahdi”=Kundaktan teneşire kadar.
Uyanık olmak ,enerjik=zinde olmayı,enerjik olmak da uyanık olmayı doğurur.Bu özelliklere sahip olanlar dervişliğe adaydırlar ve ilk işleri kendilerine hayatlarının her anında yön veren “benlik” duygularını ıslah etmektir. “Benlik” tevhid ilmine gelmeden önce üzerimizde bulunan bir özelliktir ki mürşid-i kamile vardıktan sonra terk edilmesi istenir ve şarttır.
Benlik;vücut,zan ve izafet-i kevniyye = varoluş sebebidir ki yaramaz nesnedir.Karşıtı tevazu ve yokluktur.Yani kendini yok yerinde tutmaktır.Demişlerdir ki; salike kurb-i dergah=dergaha yakın olma yokluğu mikdarıdır.Bu tarife göre benlikten kurtulmak gerekir.O yüzden ıskat-ı izafat, ifna-i vücudiyyat terk-i dünya,terk-i ukba,terk-i hesti= benliği terk ve sonunda terk-i terk yaptırılır.Bu işlemler Hakk’a kavuşmanın olmazsa olmazlarıdır.
Benlik yolu kendini beğenmişlik=ucb ve kibir yoludur.Beğenilmeyen ve reddedilen huylardır. Bir büyüğümüz şöyle seslenmektedir. “Olmasa kibr ile riya / Sensin ol beyt-i Kibriya” Benliğini terk edersen gerçek ben sahibi olan yüce Mevla’nın tahtıgahı=evi olursun..Rahman’ın istiva ettiği arşı olursun şüphesiz.(Taha,20/5)
“Benlik şirk ehline yakışan şeydir / Muvahhidler bundan sakınır gider”(Divan,sh.137) beytinde merhum H.Şemsi Ergüneş hz.leri bu gerçeği dile getirir.Benlikten kurtulan şirkten kurtulur ve ehl-i tevhid olur.Burada kurtulanacak olan sahte benliktir,fenafillahtan önceki benliktir.Tevhid-i zata erenlerin benliği Hak benliğidir ki sultanlar onu takdir ederler.Mesela;
“Beni bende demen bende değilem/Bir ben vardır bende benden içeru”Yunus Emre
“Beni sanmayın ben benim/Benlikte yoktur bir şeyim/Ben benliksiz bir bendeyim” H.Şemsi Ergüneş (Divan,sh. 121)
“Ben sanırdım alem içre bana hiç yar kalmadı/Ben beni terkeyledim bildim ki ağyar kalmadı” Niyazi Mısri (Divan,sh.69)
“Ölmüşüm ölmezden evvel erdi canım vahdete/Ol beka-ı gülşen-i vahdetteyim yekdane BEN” Hasan Fehmi Tezdoğan (Divan,sh.108)
Benlikten kurtulma uygulamaları; A- Tevhid makamları telkini yoluyla B- Zühd ü takva ve riyazat yoluyla. Tevhid makamları ,mürşid-i kamil tarafından telkin edilir.Fenafillah ve bekabillah bölümlerini kapsar.Üç + üç olmak üzere altı makamdır.Şirk sayılan nisbet fiil,nisbet sıfat ve nisbet vücuttan halas olmakla netice alınır.
Riyazat yolunda ise şu vakıalar misallendirilir. Üftade hz. talebesi Aziz Mahmut Hüdai’ye tuvalet temizliği görevini vermiştir.Ümmi Sinan hz. müridi Niyazi Mısri’ye Ramazan’da alenen oruç yedirmiştir.Benlik duvarını delmek,gerçekten zordur.Ama niyet benlikten kurtulmaksa o zaman her şey kolay olmaktadır.Alınan sonuçlar bu hükmü doğrulamaktadır.
“Bak sağına soluna” deyişinde Efendi Babamız ,etrafımıza bakıp olayları ve kişileri seyredip, ibret alıp doğruya kavuşmamızı istemektedir.Yani,”İyileri gördüğünde örnek al,kötüleri gördüğünde uzaklaş”. İyiler, “salihler” adıyla anılan zümredir.(Bkz.Enbiya,21/72) Bunlara bizim dilimizde “dost” denir.Dost ,Farsçadan dilimize geçmiş bizden bir kelimedir.Sözlükte “sevgili,sevilen,beğenilen” manalarına gelir.Arapçada “habib,mahbub,halil,maşuk” karşılığı olarak kullanılabilir.
Benlikten kurtaran gerçekleri dost anlatır,kurtuluş yolunu o gösterir.Cennete götüren dostu bulmak şarttır.Onunla dünya ve ahiretimizi mamur ve müreffeh ederiz.
“Baba dostu”, deyimlerimizde seçkin yerini almıştır.Ataya hürmeti,sevgiyi bildirir ve “ahde vefa”yı simgeler. Baba dostu,atalardan kalan nadide güzelliklerden biridir,kendisine sahip çıkılması gerekir. Çünkü o,tecrübeleriyle bambaşka bir değerdir.Kolayca da bulunabilir,biraz zorlanarak ta.Baba dostu, burada aranılması ve bulunması istenilen bir hazine hükmündedir.Bulununca da kendisine uyulması şarttır ve olmazsa olmazlardandır.Yoluna girilmesi de kurtuluşun reçetesidir,ilacıdır
“Yolumuz Hak yoludur/Sonu irfan doludur/Sen benle kalma yolda/Geç kalırsın sonra geç” dizelerinde uyulacak dostun gittiği yol tarif edilmektedir.Sırat-ı müstakim olan,Tevhid-i zata götüren Hak yolu,irfaniyet yoludur.(Ris.Vehb.sh.145)
“ Hz.Yusuf dedi; Atalarım İbrahim,İshak ve Yakup’un dinine uydum.Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz.Bu,bize ve insanlara Allah’ın lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler”(Yusuf,12/38) Peygamberlerin tercih ettiği yol,babaları veya ataları nebilerin gittiği yoldur ki, anafikir ve anagaye tevhid-i zattır.Yani Allah’a hiçbirşeyi şirk koşmamaktır.Şirkin iki çeşit olduğunu büyüklerimizden öğrendik.Açık şirk ve gizli şirk. Şirk-i celi ; eskiden putlara tapmakla izah edilirdi. Şirk-i hafi ise,kişinin nefsine bağlanmasıdır.Ben yaparım der,Hakk’ın fiiline ortak olur.Ben bilirim der,Hakk’ın ilmine ortak olur.Ben varım der,Hakk’ın zatına ortaklığa kalkar.Zavallı bilmez ki fanidir,yok olucudur,helak olucudur.Yapan da,eden de,bilen de ,irade eden de,var olan da,mevcut olan da Hakk’ın ta kendisidir.Mümkinatın mazhar olduğundan gafil olur da gizli şirk işler.İşte bunlardan kurtulmanın yolu İbrahim’in(as) dinine Hanif dinine uymaktır.Onu da en güzel,en kolay ve en veciz şekilde tebliğ eden Hz.Muhammed Mustafa (sas)’dır.Şimdilerde ise nur-i Muhammediye sahip velileridir;mürşid-i kamillerdir. Efendi Babamız bunu anlatmaktadır.Elhamdü lillah dostunu bulduk, elini ve sözünü tuttuk ve de yoluna girdik.
Dost candır,imandır.Maddi ve manevi hayat kaynağıdır.Vahdet ve kesret alemlerinin birleştiği mübarek yerdir.O mecmaü’l-bahreyn’dir.Alem-i lahut ve alem-i nasut,diğer bir adla alem-i gayb ve alem-i şehadet, başka bir isimle alem-i ruh ve alem-i cismin kavuştuğu merkezdir.Yani insan-ı kamildir.Adı da Hasan ve Fehmi’dir.Hem güzel,hem de anlayışlı.Nereden gelip nereye gideceğinin,bu alemde bulunuşunun hikmet ve esrarını çözen muhteşem bir kemal abidesi.Yokluktan,fenadan ve yoktan geldiğine iman eden ve ettiren ve dahi varlık,beka ve vara gideceğine inanan ve inandıran büyük insan mürşid-i kamil,insanlığın kurtarıcısı ve solmaz rengi ve sönmez ışığıdır.Ortalığı aydınlatan çerağ,ruhları canlandıran meltem ve yarelere sürülen merhemdir.
Hasan ,güzeldir.Hüsn güzelliktir,Ahsen ise en güzeldir.Her şeyi çok güzel değerlendirmek gerekir.Fena ender fena’dan sonra beka ender bekaya kavuşup yaşamak hüsn ile ahsen olmayı işaret ve ifade eder.Buraya vardıran da mürşid-i kamildir ve adı da Fehmi’dir,özü de fehmidir,sunduğu da fehmidir.Çünkü Fehmi fehmetme kabiliyeti olanların simgesidir ve fehmetme becerisine sahip oanların adı da Fehmi’dir.İç içe girmiş iki gerçek.Evvel-ahir,zahir-batın olma gerçeğinin diğer bir ifadesi ve görünümü.
Dosta dost ile varan,zatından zatına tecelli etme zevkini yaşayan kurb-i feraiz neşesini tadan sıddık ünvanlı ululardır.Onlarda faruk ve zinnureyn olma vasıfları da vardır.Vahdet ve kesreti kendilerinde toplayan bu özü-sözü doğru dervişler, “ölmeden evvel ölmenin” sonsuz mutluluğuna ermişlerdir. “Ene’l-hak” nidasın vuran bu bahtiyarlar , “Hak’tan gayrı ne var elhamdülillah” narasıyla meydan-ı cihanda seyrederler.Kurb-i feraiz makam-ı Cem’in,kurb-i nevafil makam-ı Hazretü’l-Cem’in diğer anlatım ifadeleridir.Farzlarla yakınlık hakkıyyetin, nafilelerle yakınlık ta halkıyyetin zuhurudur. Makam-ı Hak nur makamıdır.Bu makamda olan salik Hakk’ın nurunu ızhar eder.Ruh makamı da denir. “Ve nefahtü fihi min ruhi”(Hicr,15/29)”Ona ruhumdan üfledim” ayetinin tecelli yeridir. “Sümme dena” (Necm,53/8) “Sonra yaklaştı” ayetindeki dünüvv=yaklaşma ifadesi de bu makamın isimlerindendir.Zatından zatına tecelli sırrı ,Tevhid-i Zat’tan makam-ı Cem’e geçiş böylece gerçekleşir.Mürşid-i kamil yokluğa,mürid-i kamil ise varlığa geçer.Mürşid-i kamil,müridi Hakk’ın varlığına yükseltmek için kendini yokluğa bırakır.Müridi varlık,zuhur alemine çıkaran mürşidin nefhasıdır.Müridin dilinden Ene’l-hak diyen Hakk’ın ta kendisidir.Mürid ismi,sadece mazhardır.”Velakin sensin ol mazhar/Ki Hak der senden Ene’l-hak”(Hasan Fehmi divanı)
Son nefes verilinceye kadar Cenab-ı Hakk’a kul olmanın şerefi ve neşesi yaşanmalıdır.Birazcık boşluk büyük tehlikeleri doğurur.Nefis,her zaman tetikte beklemektedir.Suret,şan,şöhret varlık nişaneleridir.Abd-i mahz olana bunlar engeldir.Fena-i tam olan salik,bütün varlıklarından soyunmuş külliyen Hak’ta yokolmuştur.Bu rütbesini son nefesine kadar korumak zorundadır.Onun için dünyaya ait olan her faniden uzaklaşmalıdır.Bu sebeple de kalbini daim uyanık tutmalıdır.Bunun yolu da zikr-i daimden geçmektedir.Hasan Fehmi hz.leri; “ Uyandır kalbin arif ol” diye boşuna haykırmamıştır.Kalbini zikrullahla ile uyanık tutan arif,Hakk’a perde olan bütün varlıklarını yağmaya vermek suretiyle zevk-i külliye kavuşmuş olmaktadır.Yine bu hususta Hasan Fehmi ef.miz müthiş uyarılarıyla elimizden tutmaktadır. “ Mağrur olma sen arifim diye / Sohbetten kaçma gel irfan-ı aşka”.Suret,şan ve şöhret varlıklarından kurtaran irfan-ı aşktır.İrfansız ve aşksız her hareket boştur.
Bütün güzel eserler sevgi mahsulüdür.Ahmet,Hasan’ı sevdi,Hasan eser olarak meydana geldi.Bu eseri en nadide güzelliklerle süslemek gerekir, o da Fehmi’dir,Fehmi’ye de gönül verilir.Gönül verilen,gönül çalandır,dilaradır dilrubadır,dilşikardır.O da en hakiki dosttur.Zat-ı bahttır.Oraya yükselmek fenafillah ve bekabillahı telkin almak ve yaşamakla mümkündür.İman-ı hakiki veya iman-ı tahkiki budur.Taklidi ve istidlali imandan tahkiki imana yükselten gerçek dost,anlayışlı insan fehmetme şuurunu kazandıran mürşid-i kamildir.O da Hakk’a hak ile ve hakça ulaştıran mazhar-ı tam,Hak’ta yok olmuş Hak’la varolmuş mümtaz bir şahsiyettir.
Bir Hak dostunun Hakk’a ulaşma yolunu gösteren en açık belgesidir bu öğütler. “Fehmi rah-ı aşkı etti aşikar / Salik olan canlar irfana gelsin.” “Fehmi’nin sözleri sana hediye/ Kabul et sırrına ermeye çalış”
Rabbim derin manaları anlamayı cümlemize nasip eylesin.Amin 03.04.2011 Karşıyaka/İZMİR



