Üsküplü
İsmail Hakkı Türâbî
Efendimizin Hayatı

d.1915 – v.1 Mayıs 1989
Üsküplü İsmail Hakkı Efendi, şuan Kuzey Makedonya’nın başkenti olan Üsküpte 1915 yılında dünyaya geldi. Fakat resmi kayıtlarda bu tarih 1912 olarak geçmektedir. Babası Behçet efendi annesi ise Kamile hanımdır. İki ağabeyi üçte kız kardeşi vardır. Ataları Balkanların fethi ve iskanı için bölgeye yerleştirilen Konya veya Karaman Türklerindendir. Ticaret okulu mezunu olup başarılı bir eğitim süreci yaşamıştır. 1935 yılında askere gitmiş dönüşünde manifaturacı olarak mesleki yaşamına başlamış, ardından Hüsniye hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten altı çocuğu olmuş bunlardan Sebahat ve Hüsamettin küçük yaşta vefat etmiş, Gülten, Gülseren ve Burhan halen sağdır, Ömer ise 2009 yılında vefat etmiştir.
İsmail Hakkı Efendi tasavvufa yönelmezden önce de ahkâm-ı şeriata dikkat etmekteydi. Akrabası Hafız Bayram’ın vasıtasıyla o sıra Üsküb’te bulunan Melâmiyeden Vranofçalı İlahici Süleyman Latif efendi ile tanışıp kendisine intisap etmiştir. Bu biat üzerine Süleyman efendi tarafından kendisine zikrullah ve tevhîd-i ef’âl dersleri telkîn edilir. O sıra Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî’nin torunu Seyyid Hakkı Baba vefât etmiş olduğundan onunla aynı isimde birinin ihvan olması Üsküp melâmileri tarafından ayrı bir sevince sebep olmuştur. İlâhici Süleyman Efendi, İsmail Hakkı Efendinin kabiliyet ve manevi istidadını keşfetmiş olacak ki, Üsküp ihvanına hitaben “Bir gün hepiniz Hakkı’nın elini öpeceksiniz.” Demiştir. Bir süre sonra İlahici Süleyman Efendinin Türkiye’ye göç etmesiyle Süreyya Efendiye intisap ederek onda da tevhîd-i sıfât ve tevhîd-i zât derslerini alır. Böylece melâmî sülûkuna ait urûc yani fenâfillah mertebelerini tamamlamış olur. O dönem balkan Türklerinin anavatan Türkiye’ye yapılan yoğun göçlerde Süreyya efendi de İstanbul’a göç etmiştir. Ardından Koçanalı Muharrem efendinin vasıtasıyla Yugoslavya’da Reis-i Ulemâ yardımcılığı da yapmış olan Makedonya’nın önemli mütefekkir ve mutasavvıflarından aynı zamanda Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî’nin hulefâsından İştipli Hacı Salih Rif’at efendinin torunu İştipli Abdürrahim Bahaeddin efendi ile tanışır. Aralarında geçen sohbet ve muhabbetin neticesinde Abdürrahim efendi de, Hakkı efendinin kabiliyet ve manevi istidadını keşfetmiş olacak ki, Muharrem efendiye “bu kardeşimiz mürşid namzedi” der. Aralarında gerçekleşen muhabbetin ardından Hakkı efendi kısa süre içinde Abdürrahim efendi’ye intisap etmiş böylece kendisine bekâbillâh mertebelerinin ilki olan makâm-ı cem’i telkin edilmiştir. Ardında da diğer derslerini ikmâl ederek hatm-i makâm olur. Bundan sonra Abdürrahim efendi Üsküb’e yaptığı ziyaretlerde sohbetlerini ya Hakkı efendinin hânesinde ya da Üsküb’e bağlı Akbaş (Lisiche)’da gerçekleştirmiştir. Akbaş’ta yapılan bir sohbet sonrasında İsmail Hakkı Efendi’ye İştipli Abdürrahim Efendi tarafından irşad yetkisi ve icazetname verilerek hilafet’e layık görülmüştür. Kendisine “Bundan sonra sohbetlere ve irşada sen devam edeceksin. Nasıl aldıysan öyle vereceksin” diye tenbih etmiştir. Böylece İlahici Süleyman Efendi’nin sözü vücûd bulur. Üsküplü İsmail Hakkı Efendi’nin Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî’ye bağlanan manevi silsilesi şöyledir.
- Hazret-i Pîr Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî (k.s.)
- Eş-Şeyh İştipli Hacı Salih Rif’at Efendi (k.s)
- Eş-Şeyh İştipli Hacı Ali Rahmi Efendi (k.s.)
- Eş-Şeyh İştipli Hasan Fehmî (Tezdoğan) Efendi (k.s.)
- Eş-Şeyh İştipli Abdürrahim Bahâeddin Efendi (k.s.)
- Eş-Şeyh Üsküplü İsmail Hakkı Türâbî (Anılır) Efendi (k.s.)
Uzun yıllar efendisine hizmet etmiş Üsküp ve civarındaki melâmet yoluna intisab etmek isteyen canları uyandırmış olan Hakkı efendi hemen hemen her akşam bir yerde sohbetlerde bulunuyor, halkı irşad için gayret gösteriyordu. Yaşadığı bu yoğun dönemin neticesinde rahatsızlanarak hastaneye kaldırılır. Sesi tamamen kesilmiş bir kelime dahi konuşamaz haldedir. Doktorların tetkiki neticesinde sağlığına kavuşmasının tek yolunun boğazına delik açmak olduğu kararlaştırılır. Ameliyat olacağı günün sabah namazı vakti esnasında yakaza halinde Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî gelerek kendisine “Haydi kalk. Seni buradan çıkartacağım” der. “Nasıl çıkacağız” diye sorunca “Seni bu pencereden çıkartacağım” der. Böylece kendisini pencereden sarkıtarak “git şu karşıki toptancıdan un alıp halka dağıt” der. Bu esnada İsmail Hakkı efendi kendine gelir ve karşısında doktorları görür. Doktorlar muayenesinde Hakkı efendinin iyileştiğini görerek kendisini taburcu eder. İsmail Hakkı efendi’nin bunun gibi yakaza halinde yaşadığı birçok tecelli vardır.
İsmail Hakkı Efendi sohbetlerinde tevhîd-vahdet neşesinden ve ehl-i beytin faziletlerinden bahsederdi. Vakar’ından gayr-i Müslimler dahi Hakkı Efendi’ye derin saygı ve hürmet gösteriyordu. Üsküp Gazibaba semtindeki evi artık hane-gâh’a dönüşmüştür. Sohbetlerine Üsküp ve civarından birçok kişi iştirak ediyordu. Sohbetleri çalışan ihvanına müsait vakitte hanesine yolcu eder kalan ihvanlarla sohbeti sabah namazına kadar sürerdi. Üsküb’ün seçkin hafızları, uleması ve meşayıhı da sohbetlerinden feyz-yâb oluyordu.
İsmail Hakkı Efendi vatanperver milliyetçi bir kâmil’dir. Türkiye sevgisi onun için önceliklidir. Osmanlının balkanlardan çekilmesiyle 1953 yılında Türkiye ve Yugoslavya arasında imzalanan serbest göçmenlik anlaşmasına istinaden Türk nüfusu peyderpey anavatana göç etmeye başlamıştı. İsmail Hakkı Efendide bu göç kervanına katılmak için 1967 yılında Türkiye’ye göç kararı alarak ailesiyle beraber İstanbul / Bayrampaşa’ya yerleşir. Türkiye’de “Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî velâ tekfurûn” (O halde beni anın, ben de sizi anayım.) (Bakara;2/152) ayetinden mülhem “Anılır” soyadını alır.
İstanbul’da ailesinin geçimini sağlamak için Beyazıt’ta çanta mağazasında çalışmıştır. Bu esnada İstanbul tasavvuf ve maneviyatın kalbi olmasından sebep birçok kâmil ve mutasavvıfla tanışma fırsatı olmuştur. Üsküp’ten tanıdığı Rifâî şeyhi Mustafa Haznedar Baba’nın Cerrahpaşa semtindeki terzi dükkanında yapılan sohbetlere katılırdı. Burası öyle bir dükkandı ki, burada Melami, Rifai, Nakşi, Halveti, Mevlevi, Bektaşi mürşidlerinin buluşup hasbihal ettikleri bir ulu dergahtı.
İsmail Hakkı Efendi Üsküp’te olduğu gibi İstanbul’da da irşad faaliyetlerine devam etmiş Gazibaba’da olduğu gibi Bayrampaşa’daki evini de hâne-gâh’a çevirmişti. Sohbetleri her hafta Cuma geceleri olup kendisinden feyz almak isteyen canlarla doluyordu. Bektaşi babası Albay Sadık Bey, Melâmiye’den Mecid Efendi, Zeynel Efendi, Baha Doğramacı, Cemil Efendi, Nakşibendiye’den Şeyh Yusuf efendi, Rifâiye’den Şeyh Raik Baba, Sinaniye’den Şeyh Kemal Efendi ve birçok meşayıh ve dervişan sohbetlerinde bulunuyordu.
1982 yılında yaşadığı rahatsızlıktan dolayı sohbetleri oğlu Burhan Efendi devam ettirmiştir. 1 Mayıs 1989’da Cenab-ı Hakk’ın ircii emrine uyarak dâr-ı bekâ hicret etmiş, Küçükköy kabristanında sırlanmıştır. İsmail Hakkı Efendi Türabî mahlasını kullandığı 1985 ve 2010’da yayınlanmış divanı ve Melâmî irşad yönteminden bahseden Tarifnâme isminde eseri vardır. Ayrıca irşadla görevledirdiği halifeleri şunlardır.
- 1.Üsküplü Burhan Efendi (oğlu)
- 2.Üsküplü Müftar Efendi
- 3.Ustrumcalı Arif Dede
- 4.İsmail Mithat Efendi
- 5.Hüsniye Hanım
- 6.Kadriye Hanım
- 7.Sebahat Hanım
Divanından birkaç örnek olarak şu nutku şeriflerini verebiliriz;
Gönlümün kararı yoktur
Melâmiyim Melâmiyim
İçimde dertlerim çoktur
Türâbiyim türâbiyim
Terk ettim nâm u nişanım
Vermişim cânâne cânım
Hak diye kaynar bu kanım
Melâmiyim Melâmiyim
Tevhîd et Hakkı hak ile
Ef’âl, Sıfât ve Zât ile
İnanmam kanmam bâtıla
Türâbiyim türâbiyim
Hakk’ı görür bu gözlerim
Haktır çıkan hep sözlerim
Mâşukumu ben gözlerim
Melâmiyim Melâmiyim
HAKKI Hakk’ı hak için sev
Durur mu hiç temelsiz ev
Dayan kılıncıma ey nefs
Türâbiyim türâbiyim
Doğdu ol Pîr Muhammed Nûr
Saldı âleme ziyâ
Sensin ol mürşid-i azâm
Sendedir derde deva
Küntü kenzin haznesinden
Zuhûr etti nûr-i ziyâ
Davet-i Rahmâne geldi
Nûr Muhammed Asfiyâ
Hem şeriat hem tarikat
Hem hakikat marifet
Dördüne ol câmi oldu
Nûr Muhammed Asfiyâ
Zikri fikri nûr-i tevhîd
Verdi kalplere cilâ
Geldi âleme rahmet ol
Nûr Muhammed Asfiyâ
Ene medinetü’l-ilmi
Ve Aliyyün babuha
TÜRÂBİ’ye sebâk verdi
Nûr Muhammed Asfiyâ
Hamdülillah şâhımıza
Gösterdi cemâlin bize
Pîr Muhammed geldi bize
Melâmiler derler bize
Türâbiler derler bize
Aşık oldum ben ol yâre
Düş İbrahim gibi nâre
Yakmaz o yar beni nâre
Melâmiler derler bize
Türâbiler derler bize
Sabrım oldu celâline
Aşık oldum cemâline
Girdim ol dost bahçesine
Melâmiler derler bize
Türâbiler derler bize
Mansûr gibi geldim dâre
Dilim oldu pâre pâre
Aşık oldum ben ol yâre
Melâmiler derler bize
Türâbiler derler bize
Pîr Muhammed Nûru’l-Arab
Yüzündür nurdan parlak
HAKKI kaldırdı parmak
Melâmiler derler bize
Türâbiler derler bize
Kaleme Alan:
Araştırmacı Yazar Burak Anılır
Instagram: burak_anilir



