Sevgiyle Yoğrulmuş Bir Din Anlayışının Yolcusu; Mehmet Oruç

Mehmet Oruç
1917 / 1995

Biz bu meydan-ı cihanda Allah’ın meftûnuyuz
Gerçi mecnun çoktur amma biz O’nun mecnûnuyuz

İslamiyet’i korkutmanın değil, sevdirmenin gerekliliğine inanan; dinin özünü oluşturan edep, hoşgörü, akıl ve bilimin ışığında, çağın ruhuna uygun bir anlayışla yaşanabileceğini savunan Mehmet Oruç, ömrünü bu inancı yaymaya adamış müstesna bir şahsiyetti. Ona göre İslam, ancak laik ve demokratik Atatürk Türkiye’sinde gerçek manasıyla yaşanabilir, topluma fayda sağlayabilirdi.

Çocukluk ve Eğitim Yılları

1917 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mehmet Oruç, ilk dini eğitimini müderris olan babası Hafız Osman Efendi’den aldı. Genç yaşta tasavvufa ilgi duyan Oruç, uzun yıllar tasavvuf âlimi Fahrettin Kaptanoğlu’nun talebesi oldu. Akademik hayatına ise hukuk alanında yönelerek, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

Hukuk diploması elinde olmasına rağmen, avukatlık yapmayı tercih etmedi. Onun asıl yolculuğu, insanlara dini sevdirerek anlatmak, onların kalbine ışık düşürmekti.

Diyanet Hizmetleri ve Vaazlar

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Müşavere Kurulu Üyeliği, Personel Başkanlığı ve Müfettişlik görevlerinde bulundu. Görevleri vesilesiyle Anadolu’nun dört bir yanında dolaştı, “Örnek Vaazlar” adıyla halka hitap etti.

Vaazlarının en anlamlı duraklarından biri ise cezaevleriydi. Ankara Mamak ve Keskin Cezaevlerinde verdiği sohbetlerle mahkûmların kalplerine dokundu.
Bir mahkûmun izin hakkını bırakıp onun vaazını dinlemeyi tercih etmesi, Mehmet Oruç’un meslek hayatındaki en unutulmaz hatıralardan biri oldu.

Dinlerarası Diyalog ve Anılar

Oruç’un hatıraları yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı kalmadı. Avusturya’nın önde gelen Katolik papazlarından birinin öğrencisi olan Heidi Hasselt isimli bir kadınla sekiz ay süren mektuplaşmaları sonucunda, Allah’ın izniyle bu genç kadın Müslümanlığı kabul etti.
O dönemde gazetelere yansıyan bu mektuplar, geniş yankı uyandırarak pek çok insana ilham verdi.

Tasavvuf ve İslam Anlayışı

Hz. Peygamber’in yanı sıra Ehl-i Beyt’e, Ashab-ı Kiram’a, Hz. Mevlânâ’ya, Abdulkadir Geylânî’ye ve Yunus Emre’ye gönülden bağlıydı. Ancak hiçbir zaman bir tarikatın üyesi ya da lideri olmayı arzulamadı. Onun için rehberlik, yalnızca Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in yoluydu. İlahi aşkı aklın ve gönlün potasında eriterek insanlara sundu; İslam’ı korku değil, sevgi dini olarak tanıttı.

Akademik Yolculuk ve Öğretmenlik

Çok iyi derecede Arapça bilen Oruç, Suudi Arabistan ve Irak’ta bulundu; Bağdat Edebiyat Fakültesi’nde iki yıl eğitim aldı. Diyanet İşleri’nden Başmüfettiş unvanıyla emekli olduktan sonra, 1968 yılında İzmir’e yerleşti. Burada 16 yıl boyunca Özel Türk Koleji’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaptı.

Kalemi ve Eserleri

Gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarıyla da geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Özellikle Yeni Asır gazetesindeki köşe yazılarıyla, vefatına kadar halkla bağını sürdürdü. Televizyon programları hazırladı, konferanslar ve panellerde konuşmalar yaptı. Onun fikirleri, dinin aydınlık yüzünü halka taşımayı amaçladı.

Son Yılları ve Mirası

Evli ve bir çocuk babası olan Mehmet Oruç, 10 Aralık 1995 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuştu. Geride bıraktığı sayısız yazısı, makalesi ve hatırası bugün derlenerek kitaplaştırılmaya çalışılmaktadır.

Mehmet Oruç, sevgi temelli dini anlatışıyla, dinlerarası diyaloga açık bakışıyla ve eğitime verdiği önemle, Türk toplumunun hafızasında derin bir iz bırakmıştır. Onun hatırası, hoşgörüyle yoğrulmuş bir İslam anlayışının en güzel örneklerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.

Ruhu şad, makamı âli olsun.

Vefatından sonra bir yakınına rüyasında telkin edilen dörtlük, Efendi’nin kabir taşında yazılıdır:

Biz bu âlem-i nasutta
Allah’ın mecnûnuyuz,
Ayet-i aşkız Kur’an’da
Biz O’nun meftûnuyuz.

Mehmet Oruç Hazretlerinin efendimiz İbrahim Hakkı Öçal’a bizzat kendi el yazısı ile gönderdiği mektup şu şekildedir;

Muhterem Dost,

Şu mesut, uçsuz bucaksız kâinat mabedi, Allah’ın aşk mürekkebi ile yazdığı bir Kur’an’dır.

İnsan ise bu Allah Kitabı’nın fihristidir. Gerçek Müslümanlık, bu irfan meyhanesinde, burcu burcu aşk kokan bir atmosfer içinde, duygu, düşünce ve ef’al’inde aşkın egemen olduğu, seven, sevilen ve sevgiyi, hizmeti, ibadetler üstü ibadet bilen bir insan olmaktır.
Peygamber Efendimiz Fırka-i Naciye’ye müjdeler. Bu mezhebin aşk mezhebi olduğu ayetlerle sabittir. Çünkü sevenlerin mezhepleri, sevilenlerin mezhepleridir. Allah şöylebuyurur: “Yuhubbine ve yuhubbinebu” bu ayet: Allah’ın sevmediklerinin, Allah’ı sevemeyeceklerinin en kesin delilidir.

Ne mutlu sevenlere, sevdikleri için sevilenlere ve sevgiye hizmeti ibadet bilenlere, aşk mezhebinden olanlara… Benlik ancak aşk potasında erir. Benlik cenabetleri ancak aşk deryasında giderilir. Cenneti cennet yapan dostluk, bu mezheptedir.
Sizi, bu sarhoşlukla bu kutsal meyhanede kucaklar, tekrar tekrar öper, dostluk bayramınızı biz de candan tebrik ederiz…

Selamlar, Saygılar
Mehmet ORUÇ 28.06.1985

Scroll to Top