İbrahim Hakkı Öçal Efendimiz Sohbeti 8

Bismillahirrahmanirrahim;
Tevhit bu; O muhafaza edecek seni, ve diyor ki: ”İrade-i Kül Allah’ındır, İrade-i cüz benim”
Yahu vazgeç bundan, yahu vazgeç kardeşim mesuliyete girme yahu!…
“İrade-i cüz benimdir” Dedin mi mesuliyet altına giriyorsun!
Ve irade-i cüzü’de irade-i küle… İrade-i kül benimdir ,İrade-i cüz senindir diye ne bir ayet var, ne hadis var.
İcma-i ümmet, kıyas-ı fukara, akıl yoluyla bu iradeyi verdirmiş dersin; Akıl sahiplerine. Halbuki bunun kökünü düşündüğün zaman alanda, verende O, noksanlaştıranda O, kaybettirende O, konuşturanda O;
Ama girmiyor İrade-i Kül’e. İrade-i Kül imandır, İrade-i Cüz imansızlıktır…
Niçin?..”Ben yaptım”. Bütün Ayet-i Kerime’ler de diyor ki; ”Benimdir mülk”. Bir nispet dahilinde size verdim yok!.. Verdi; İlmi verdi, iradeyi verdi, verdi, verdi. O verdi, senin malın değil o. Ariyet bu. Onundur dedi bunlar.”Sizin değildir”, diyor, ”Tebarekellezi biyedihil mülk, behüve ala külli şey’in kadir”. Cuma günü namazdaydık, Müezzin efendi ne dedi? ”Hüvel, hayyül baki”, Hüve, Hu yokluk manasındadır. Hu yokluktur, Kul yokluktur. Kim demiş bu ayeti? Allah. Hiç kimse yokken, Kürre-i Arz yokken, ins, cin, melekler yokken bunu söylemiş. Bugün bunlar var da, yine bunları söylemiyor mu? Söylüyor.
Öyleyse bizi hiçe alıyor. ”Keenlem yekün”, Aylar, güneşler, yıldızlar, cennetler, cehennemler… aklınıza ne geliyorsa yoktur, yok. Bunları zihninize koyun, bunlar gölgeden ibarettir, bunların ne sıfatları vardır, ne suretleri vardır, ne de vücutları vardır… Hepimizin… O gün ne ise Allah… Tek, bu günde tektir . İşte, tevhit , efendiler ! Bir gün ben dedim ki ; “Anlayamadım, anlayamayacağım”, ”Anlayacaksın”, dediler. Ne diyor Niyazi; ”Bu hurufu halka bakma ,cümlesi bir noktadır. Her ne harfi ki okursan nokta-i ba onda var.”.Bu kainat yoktur, hiçtir evladım. Var mı Ayet-i Kerime? Var tabii.Ayette;Levh-i Mahfuz’dan, Cenab-ı Resulullah efendimize indirdiği Kur’an değişmiş değildir. Allah’ın indindeki, semavattaki Kur’an ne ise, bizim elimizdeki Kur’an aynıdır. Ve Kur’an’ı Kerim Levh-i Mahfuz’da muhafazalıdır, Melekler onu muhafaza eder, Şeytan,-ayette-,çalmak ister. Dikkat ederseniz… müfessir; Bazı yıldızlar, bazı yıldızların arkasından koşturur, semada . O hırsızlığa gelen şeytan, ayet çalmak ister, bırakmazlar.
İşte O Kur’an buradadır. O Kur’an diyor ki;”Küllü men aleyha fan”,”Ne yaratmışsam hepsi fanidir, yoktur”. Yoktu, gene yoktur. Niçin? Bunlar hayalden ibarettir, gölgeden ibarettir. Ayet-i Kerime’ler var. Gölgenin vücudu var mıdır? Yoktur, ama bir var var. O varın gölgesidir bunlar. Bu kainat Allah’ın varlığının gölgesidir.
Misal veriyor evliyalar bize. Aynaya baktığınız zaman suretiniz oraya çıkar. O tektir. Aynadaki gölgedir, kaybolur o. İşte bu kainat gölgedir. Sen bu kainatın yokluğunu kabul etmedikçe tevhidi anlaman mümkün değil… Çok büyük laflar, çok uğraşmışlar. Niyazi efendi, İstanbul da Şeyhülislam’a demiş ki? “Vücut , Vücudullah’tır . Sıfat , Sıfatullah’tır . Fiil, Fiillullah’tır ” “Olur mu hiç öyle”, demiş, ”Benim sıfatımı nereye koyacaksın?”, demiş ki; ”Mezara, yoksun sen”, uğraşmış,divanında diyor ki; “Kal’a (Kale) gibi fikri var”. Bugünlerde olduğu gibi. ”Bugün gün dolandı, Kal’a yı van alındı”, diyor. Vani efendinin kalesi zaptedildi. ”Tamam”, demiş. Diyanet, Osmanlı devletinin diyanet reisi, 300 sene evvel, işte o zahir bir alim, manayıda buldumu zülcenahayn, aliyül ala. Ama vermiyor Hak. Vermiyor, ne yapalım. Benim gibi birisine, diyorum, vereceğine, ver zahir ilim sahibine, her şey mevcut onda. Ama yok.
İşte bunu böylece bilin. Ayette hepsi var ,ama diyor ki Kur’an-ı Kerim’de; ”İnnellezine keferu”, hepsi gelmez, hepsi kefeye konmaz,biz onlara merhamet edecek, şefkat göstereceğiz. Fitre, zekat vereceğiz, bakacağız onlara, bir gün gelir inşallah. Allah , onların ensesinden yakalar . Bahçıvan , bahçesinde yetiştirdiği mahsulü hiç zayii etmek istemez.En çürük patlıcanı, en çürük domatesi bile bir insan kursağına gitsin ister. Yer , yer, yer. Cenab-ı Hak da; ”Hediye ettiğinizde, çürükleri vermeyiniz, en güzellerinden verin”, diyor. Bize emrediyor bunu, geniş bir mevzuu bu. İşte o zahir ilmini,O dilediğine veriyor, dilediğinden de alıyor . Bakıyorsun allame, fevkalade, bir yere kadar geliyor, kalıyor.” Sen bu dolabın beygiri değilsin .” Evliyaya diyor !.. Çocuğunun, karısının ismini unutuyor, siliyor… Hani iraden vardı, cüz vardı. Bırakın efendim bunları, ne ayet var, ne hadis var.
Zahir ilmi niçin”akıl versin”diye,”tefekkür versin “ diye temenni ediyor!… Verdi. O’nundur, senin değildir, ariyettir bu, temelli senin değil.Tefekkür verdi, akıl verdi. Ona vermedi, sen şükret sana verdi diye. İşte diyor ki; ”irade-i Cüz verdi.”. Açalım biraz; Getirdiler sana,acıktın çok,yahut, ekmek yeme, suda içme dediler. İradeni kullan ne su iç, ne ye. ”Yahu ,açım, geberiyorum” seni acıktıran ne, yahut doydun;”Bunu da ye, bunu da ye, su iç”, içtin, gitmiyor. O kadar uyku bastı ki duramıyorsun, idrarın geldi, gitme, O’nun emrine girme, iradeni kullansana. Daha pek çok bunlar. Onun için ne irade-i cüz, ne irade-i kül, kulda bir şey yoktur…
“Tu’til mülke menteşa ”.Bu ayette diyor ki; ”Mülk bizimdir, her şey bizimdir. Biz dilediğimizi ketum yaparız, vermeyiz, dilediğimizi de vezir yaparız”. Bunu Mehmet Akif şiir haline getiriyor;
Malikül mülküm diyorsun,doğrudur,amenna
Bir tasadduk varmıdır,insan üstünde,asla
Eğer almışsa bir millet,koca bir mülkü bi perva
Alan sensin,veren sensin,senin mülkündür dünya
Ayetin şiir olarak açıklamasını yapıyor.Bir anda istediği felaketi yapıyor, allak bullak ediyor, var mı karışan? Yoktur. Onun için; Bende irade var, kudret var, yok. Hepsi onun. Kur’an-ı Kerim’i çok güzel dinlemek, okumak lazım… Bu Ayet-i Kerime bir yerdedir, bir yere kadardır, ve bu Ayet şöyle beyan ediyor; ”Benim arzımın üzerinde halifelerim vardır. Onlara halifetullah derler, onlar Allah’ın vekilidir”, Ayet; ”Ena illa evliyaullahu la havfun aleyhim velahum yahsenun”, onlar öyle zevk etmişlerdir ki tevhid etmişlerdir ki . Neyi? Ef’ali . Fiillerin faili Allah olduğunu. Fiil deyip geçiyoruz!. Ef’al veriyor ilk ders olarak Mürşid-i Kamil bize. Ne diyor? Fiilullah. Bize diyor. Zikri veriyor, Zikrullah. Zikir ehli, zikre girdin mi Ehlullah oldun. Birinci derecede, Evliyalığın birinci basamağına bastın. Ne ile? Zikirle. “Yazıklar olsun size ki, evlatlarınız, mallarınız sizi zikirden alıkoyuyor”, ”emvalüküm ve evladüküm fitne”, Ne oldu size ki… Zikri verdik size, efendim, ”meşguliyetimiz çok”, torunlar,mallar, mülkler, meşgul ediyor bizi!.. Geçti… Çok dikkatli olun. Hem zakir yapıyorum, onu, Allah dostu yapıyorum, hem de beni unutuyor.. Mallar, torunun, evladın, benden üstün geliyor”. Nasıl zikrullah bu?, Allah dostu nasıl bu?.. Ondan sonra Ef’al, fiil, ikinci derece Evliyalık. Bütün fiillerde fail Allah. Allah’ın öyle bir mülkü var ki; Akıl, fikir, zeka onu ihata edemez. Onu ihata edecek Allah’tır. Sen Allah’ta fani, yok olacaksın ki, ”Hani irade-i Cüz?”, Tevhid-i Ef’al, fiil diyoruz,bir de Sıfat diyoruz. Vücud Vücudullah’tır. Bu kainatta tek vücud vardır. ”Efendim bu kadar vücudları nereye koyalım?”. Semavi vücudları, aylar, güneşler, yıldızlar var arzın üzerinde, bu kadar sebzeler, meyveler var, denizde bu kadar mahsuller var. Bunların hepsi Cenab-ı Hak’kın İrade-i Seniye’siyle vücut buldular. Kimmiş vücut sahibi? Allah’tır…
İşte, bunu zevk eden, tevhit eden kişi, işte ef’al saliki, sıfat , vücut saliki , bunlar ehlullahtır . Allah ehlidir , Allah dostudur. ”Benim ehlimdir”, diyor. Kim o?; ”Karımdır, ehli iyalim, torunum, çocuğum”. Sende şimdi Allah’ın dostusun, bunlara Evliya diyoruz. Bunlar Fiil Fiilullah, sıfat Sıfatullah, vücut Vücudullah olmuşlar . Ayette ; ”Bunlar , bizim arzımızın üzerindeki halifelerimizdir , onların dedikleri bizim dediklerimizdir, onların istekleri bizim isteklerimizdir, onlar ne ayrı düşünürler, ne gayrı düşünürler”.”Ey habibim, dile benden ne dilersen”… Bana sorarsa; ”O bana yan baktı!.. Kesiver kafasını, onu mahrum et!”… Böyle düşünenler Allah’ın dostu olur mu? Herkes küfrediyor ,diyor, Şeriat’ta. Efendiler bu sohbet tevhid sohbetidir. Biraz ağır gidiyoruz da…Yavaş, yavaş olmuyor, bazen de yükseltiyoruz sınıfı.
Allah dedi ki; ”Lanet olsun o Ebu Cehil’e, Ebu Leheb’e, İslama karşı gelenlere”. Kim dedi? Allah dedi. Sende küfrettin, lanet ettin; ”Kahhar ismiyle kahretsin”!..Resulullah Efendimiz diyor ki; ”Lut kavmi, Semud, Ad kavmi. Birçok Peygamberler lanet ettiler kavimlerine ve Cenab-ı Hak, hususi meleklerini gönderdi, onları kahretti”,Ayetlerde var.Tufan istedi Nuh A.S, çok sevdiği oğlu Kenan binmedi; boğuldu , başa çıkamadılar. Resulullah diyor ki; ”Bu kardeşlerim benim, beddua yerine dua etseydiler o nesilden, kavimden öyle veliler çıkacaktı ki, tahammül edemediler”.Ama öyle bir Peygamber gönderdi ki bize, bütün Peygamberlerin Peygamberi, bütün ümmetlerin Peygamberi, bütün ins ve cin’nin Peygamberi. Hep dua etti O, beddua etmedi, neler zuhura geldi ve bugün bütün kainatın efendisi Hz.Muhammed’dir.
Öyle bir efendinin ümmetiyiz ki, bize beddua değil, dua okuyor, merhametsizlik değil, merhamet ediyor. Kim olursa olsun, onun ümmetinin ağzından kötü laf çıkmaz, çıkamaz, ”Hayrün nas olun”, dedi. Onun içindir ki; ”Benim ümmetimin uluları, Beni İsrail’in Peygamber’lerinden üstündür”.Kolay değil bu!.. Filan filana küfrediyor, etsin, bilmiyor. Küfrettiği zaman mutlaka Resullullah’a küfrediyor, Allah’a küfrediyor. Dikkat edin ! Neye küfrederseniz edin, Allah’a küfrettiğinizi unutmayın.
Hem Allah’ı seviyorsunuz, hem de Allah’ın mahlukatına küfrediyorsunuz. Merhamet, şefkat yok mu !.. Senin Peygamber’in Eshab’ın öylemiydi? Tabiyin… sayıyor buraya kadar getiriyor. Onlar öylemiydi? Ne oldu sana? Sen nasıl Müslümansın? Bir zatın birine dedim ki, Ankara’da; Ona lanet okudu, buna lanet okudu, Muhiddin Arabi’ye lanet okudu, Mevlana’ya sapık dedi.”Haklısınız efendim”, dedim. Bir Kadiri şeyhi !,”Allah bir tane değil, iki tane, güzellerini o yarattı, çirkinlerini başka bir Allah !”, ”Allah iki olur mu?”, dedi. ”Allah bir se”, dedim, ”Hiç mi insafın yok, hiç mi düşünmezsin, hem Allah bir dersin, hem onun yaptıklarına lanet edersin. Nasıl tevhit, vahit bu?”. 3 sefer geldi buraya. ”Bende bir şey yok” dedim, ”Sen güzel bir Mürşid bul. Sen Mürşid’sin, ben vazifeli değilim daha, O’na intisap et, yeniden başla!..” .Mevlana’nın… Şems gitti de… Havuzun içinde aksetmiş Ay’a bakıyor, “Süphanallah” , diyor . ”Ensende çıbanmı çıktı, baksana yukarıdaki hakiki Ay’a”. ”Aman”, diyor, ”Beni irşad et”. ”Biz Mürşid’leri irşat etmiyoruz”, diyor. Geçer Evliyalar tarihinde. Onun için çocuklar, bazen ağır basıyorum. Tevhidi anlatabilmem için ağır konuşuyorum.
Tevhit bu, Şeriat imdadımıza yetişmese, Yarabbi!… Resulullah Efendimize sordular; ”Nedir bu halin?Ayakların şişti namazda!..”,”Ah”,dedi,”Benim bildiklerimi bilseniz, gece gündüz ağlardınız”, dedi. ”Benden en çok korkan alimlerdir”, diyor, Ayette; ”İnnallahü yahşaküm min ibadihil ulema”.O ulemadır diyor. İşte küçümsenmeyecek bir yere getirdi bizi, Tevhide getirdi. İçinizden dersiniz ki; ”Ne olur, bu kadar insan var buralarda, bu kadarcık mı olmalı Tevhit ehli?”. Ne zannettiniz ya, daha mı çok olmalı !.. Dua edelim daha çok olsun. Daha çok olması için, Allah’ın daha çok olması lazım. Allah’ın olmasını kabul edenler, onlar çoklukta. Ne oluyor size? Allah’ı zikretmekten alıkoydu sizi; Mallarınız, evlatlarınız, torunlarınız, paralarınız, mülkleriniz… Bizi Allah’ı anmaktan alıkoyarsa, biz de kurtulamayız. Nasıl isterseniz.
“Girdim anın zikrine, azalarım dil oldu”,Tevhid ehlinin en büyük zevki Zikrullah’tır. Bu zevkten ayrıldığımız gün, kendimiz zikrettiğimiz gün, zakir olduğumuz gün, hapı yuttuk. Zikrullahtır. Kuvvet, kudret, sem’i, basar, ne varsa hepsi onundur, herşey O’dur. İşte, senden O zikrederse… Mülkiyet O’nundur, ama mülk benimdir dersen, seni karakola, jandarmaya, mahkemeye verir. Kim kimin malına benimdir diyorsa, demişse sahtekarlık yapmıştır, hapishaneyi boylamıştır. Netice; Mahviyyet lazım, Allah’ta yok olmak lazım, Fena fillah olmak lazım. Nasıl ki Fena fillah’tık bu aleme gelmeden, ne alemler geçirdik, haberimiz var mıydı? Şimdi biraz gözümüzü açtıkta ortak kesildik, hasım kesildik. Ayet-i Kerime;”Min nutfetin feiza hüve hasimun mübiyn”, ”Sizi biz bir damla sudan yarattık, siz bize düşman kesildiniz.”
Ne demek bu?, Nasıl düşünüyorsunuz!.. Onun için tüm tefekkürünüzü Tevhid’e çevirmenizi istiyorum ve davet ediyorum. Tevhid edin. Bir hayvana, bir taşa küfrettiğin zaman, insana, hem Allah’a, hem Kur’an’a küfrettiğini bil. Ebu Leheb’e, Ebu Cehil’e küfrettiğin zaman Allah’a küfrettiğini bil. Aldanma !.. ”Mekerü ve meker Allah, vallahu hayrul makirin”, oyuna gelme sen, o aldatıcıların, sahtekarların oyununa gelme, seni kandırırlar. Aman efendim, Ocağına düştüm efendim !.. Şerafettin anlatır; Ali ağa vardı burada, çok zengin. Kale kapısında birisi para istemiş, ine ine 1,5 liraya inmiş, Türkmen’e kadar vermemiş. Yanındaki birisi; ”Yahu”, demiş, ”2,5 liradan indin 1,5 liraya!”, ”Yalvarmışım çok mu? Vereydi bana onu, ben onu ölünceye kadar yalvartacaktım”, demiş.
Ne dedim ben; Cenab-ı Hak bizi vazifelendirdi, Bizde hem risalet var, hem velayet var. Tevhid ehline iki vazife. Ey iman edenler, diyor, Sen iman ettin ama , ben sana iman etmeyen iki tane kafir verdim,diyor,Kur’an’da diyor. Kimdir onlar? Birisi nefsin, birisi şeytanın. Sordular Resulullah’a, “Seninde şeytanın var mı?”, ”Var. Her insanın var, biz şeytanımızı Müslüman ettik”. Allah bunları Müslüman etmez miydi? Bizi vazifeli kıldı. Nefs, demek ki iki tane vazife verdi bize; Birisi nefsimiz, biride şeytanımız. Peki, nefsimizi ve şeytanımızı Müslüman edersek… İki tane mi bunlar? Değil. O nefsin askeri var, nefsine mağlup olmuşları mağlup ediyorsun şimdi, şeytana uyanları da Müslüman ediyorsun şimdi. Bunlar İslam’a musallat olmuş mikrop, yani…
Ben onun nefsinden mesul muyum, şeytanından? Dedim ki “Nebilik, risalet Hz. Peygamberde son buldu.” Bu meseleyi açtılar. Niyazi Mısr-i Hazretleri; “Hz. Hasan’la Hz. Hüseyin onlar da Resuldü” dedi. Toplandı İstanbul ülaması. Şeyh-ül islam toplandı, dediler ki “Bu Mısr-i’nin Risalesi doğru mudur değil midir? Zamanın kutbu, son asrın Melami mürşidi Seyyid Muhammed Nurul Arab-i Hazretlerini Çağırdılar, sordular. “Nübüvvet ve risalet Hz. Muhammed’de son buldu ama Niyazi Ef.’nin dediği doğrudur. Nübüvvet ve risalet veraseten devam ediyor” dedi. O zaman Mısri hazretlerinin risalesini toplatmaktan vazgeçtiler. Şimdi toplanıyoruz burada hepimiz irşat ediyoruz. Demek ki bir nefsimiz var. Kur’an’ı açıyoruz bir şeytanımız var, ne yapıyoruz birbirimizi irşat ediyoruz.
Allah bunu saklar mı doğru yolda gideni; namaz öyle değil böyle kılınır diye. Hakikatte de böyledir; bizimde vazifelerimiz var, nerede? Doğru yolda, Allah ve Resulünün gösterdiği yolda, ”Ama aklım ermiyor!”. Orada işte bizim yanlışımız var. Resullulah efendimiz diyor ki “Bu ilmi, bu ilimden haberi olmayanlara açma!” Açmıyoruz kıyısından, köşesinden, kenarından dokunuyoruz., yine de dokunuyor. Ya açsak !.. Deli olacaklar. Bu kadarcık dokunuyoruz, olmuyor. Bir kere “fiillerim var, aklım var benim” diyor. Bir kere düşün, tefekkür et, bunlar yakınlarım benim, abilerim, dostlarım, yine beraber kılıyoruz namazı, beraber Allah diyoruz, secdeye varıyoruz.
Yalnız bir düşmanlığı var ; “gel dinle, anla,” hemen damgayı basıyor, “bunlar kafirdir “, diyor; hiç insafı yok. Cenab-ı Hak Hazretleri ne kadar ayet indirdi ehl-i beyt için. Ehl-i beyt’i , gök yüzünün melaikesi arz’ın bütün mahlukatı sevsin. Kimler onlar? Hazreti Ali, Hz. Fatma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin…
Kerbela’da, hem de bu ayetler varken, sen bunları nasıl kesersin? Demek ki ne Allah tanıyor, ne Kur’an tanıyor. O gün de öyle, bu gün de öyle. Resulullah efendimizin Hadis-i Şerif-i var.” Eşşeddül bela alel Enbiya, sümme Evliya” Bunlar bize bela gibi görünür ama bizim zevkimizi şevkimizi , inancımızı imanımızı kuvvetlendirir. Bunlar Peygamberlere de ,evladı Resul’e de, birçoklarına da… Peygamberimiz eziyet çekmedi mi?.
Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır? Derviş baba annem babam topraktır. Bizim annemiz.babamız topraktır. Sordum sarı çiçeğe, evlat, kardeş var mıdır? Çiçek eydür derviş baba evlat, kardeş yapraktır. Soruyor yine, çok mühim bu, Çiçek kardeş sen beni tanır mısın?.Çiçek diyor; Sen Yunus değil misin? Sen derviş değil misin. Ne demek istiyor? Tevhid’i anlatıyor, biz aynı kökten geldik, aynı menbaadan, aynı soydan geldik Çiçek dervişi, Yunus’u tanıyor da, biz birbirimizi tanımıyoruz, düşman kesildik. Aynı muhabbetten geldik, aynı maksatla geldik.Yine Yunus diyor ki; Ben gelmişim sevgi için, kavga için gelmemişim. ”Ben dost cemalin görmüşüm, Huri cinanı neylerim”. Meselemiz dost cemalini görmek. Allah’ı gördük biz, biz hepimiz cennette yaratıldık. Allah’ın olduğu yer cehennem değildir… Cennettir, sevgidir, muhabbettir, aşktır. Ne oluyor bize ki, düşman kesildik?… Katil olduk birbirimize. İlk, kesret alemi olunca; Habil, Kabil… Hz.Adem S.A’in oğulları, birbirlerine düşman oldular. Niçin, neden? Büyük hikmet var, imtihan burada çocuklar. İmtihanı kazananlar burada, kaybedenler burada.
Cenab-ı Hak Hz. İlmi ezelisinde yapmış bu kainatı, elemiş, geçirmiş, geçirmiş. Kainatı ilminde, hükmünde, uhdesinde tanzim etmiş… Bu güzeldir, bu çirkindir, niye? Bu kötü, bu çirkin, Niye? Bunu seviyorum, bunu sevmiyorum. Niye? Ömür çok kısa çocuklar, göz açıp yumuncaya kadar. Gafletten uyanalım. Ehlullah diyor; ”Hoş, bir gün uyanırsın”, Ne zaman? İş işten geçtikten sonra. Şimdi, sevmek ne imiş öğrenelim. İşte Cenab-ı Hak bizi öldürdü, tekrar diriltti !.. Bu fırsatı bize verdi; ”Biz, onları, o kavmi helak ederiz, yerine günah işlemeyen bir kavim getiririz. Onlar tövbe ederler ve bir daha kötülüğe dönmezler”. Ayet’tir, Hadis’tir.
Bakın çocuklar; Bizi sevmeyeni sevelim.Yunus’un dediği gibi, Rahmetullahı Aleyh;”Sev seni sevmeyeni, yer ile yeksan eylese”, parça, parça yapsa ki; hiç acımaz o, parça, parça eder, keser, mahvettikçe zevk alır o. Biz öyle yapmayalım, öyle yapanlara Mısra sultan olsun diyelim. Mısır’da iki tane sultan var, birisi Yusuf, ruhumuz, birisi Firavun, nefsimiz. Daima dua çıkacak ağzımızdan, katiyen beddua değil, rahmet, şefkat, bereket. Cenab-ı Hakkın Hz.Muhammed’e verdiği bütün hasletleri alalım.
Hasan Fehmi Hz. ne diyor; ”Bugün ki cenneti irfana dahil olanlar, yarın ki, vaadedilen huri ve gılmanı neylerler”. Cennetmiş, cehennemmiş umurunuzda olmasın, layıksak bizi oraya koyar, bizim elimizde yok bir şey. Kuvvet, kudret, semi, basar, hepsi Allah’ın indinde, O’nun emrindedir. Bize de şu kadarcık verdi de!.. Hiç bir şey vermez O… İrade-i Cüz’de, Kül’de O’nun. Boş sözler değil bunlar, ”Sordum sarı çiçeğe, sen beni bilir misin? Ey derviş baba sen Yunus değil misin”. Çiçek tanıyor Yunus’u, biz tanımıyoruz!.. Hepimiz Muhammed’i gördük çocuklar!.. Allah’tan geldik biz, yönümüz Allah’adır. Ya.. Muhammed’i görmediniz mi? Soruyorum size, bir sual. Rüyada falan değil, hakikatte gördünüz mü? Gördünüz… Kimdi O? ; ”Ene beşerun mislüküm”, Senin gibi yer, içer, ete kemiğe büründü O, gezer, dolaşır.
Birbirimizi sevmek Muhammed’i, Allah’ı sevmektir, birbirimize şefkat, yardım etmek, yol göstermek, çalışmak… Muhammed işte bu… Hepimiz muhammed’in vazifesini üzerimize aldık arkadaş. Küfretme, yalan söyleme, böyle yapma, şöyle yapma… İşte Muhammed. Başka bir şey yapmazdı O, hep güzel nasihat ederdi O, derdi ki; ”İki günü müsavi olan kayıptadır”.1400 sene evvel asr-ı saadet te konuşulan sohbetler devam ediyor, ama o gün uçak, atom yoktu. Vardı, Resulullah efendimizin bilgisinde, yok yoktu, hepsi vardı, ama zaman zaman. Öbür alemi, bu alemi avucunun içinde hardal tanesi gibi gören Muhammed, hikmet saçan, mucize gösteren Muhammed… Öyleyse ,Cenab-ı Hak Hz. bu alemi yarattı, severek yarattı. Bu alemin devamını isteyelim biz duamızda. Selametini, ferahını isteyelim, rızasını, cemalini isteyelim.
Mihnette var zulmette var. Bu alem öyle bir alem ki, bu alemde vereceğimiz imtihanları, sualleri hazırlayalım şimdiden.
Bu alemde iman edenler, ikrar edenler var. İnkar edenlerde olacak. Ne imanı ne de inkarı durdurabilirsin. Bakıyorsun öyle bir aile ki fevkalade, Allah’ın ve Resulünün istediği bir aile, bakıyorsun inkar eden bir aile!.. Bunu Peygamber dememiş, evliya Ahmet dememiş, hep çıkarmış. Rahmet mi isteyelim, lanet mi? Bize rahmet yakışır, onu isteyelim Merhamet, şefkat, bize üst el, Kur’an yakışır, O bize indi, inkar edenlere değil!.. Onun için bu imtihanlar. Burası öyle bir alem ki, bu alemden daha güzel bir alem yok, akıl sahipleri için, tefekkür edenler için!..
“Hududu aşmayın”, Ne hududu o ? “Bazı kullarım işlerime karışır, beğenmezler, noksan görürler”, ”Emri bil maruf nehy anil münker”. Bize neler anlatmışlarsa üstatlarımız, büyüklerimiz, Kur’an’ı Kerim, biz bunları dinleyeceğiz. Bir ilim vardır, iki diyenler bir der. İnsanı anlattığımız zaman, tek taraflı anlatmak mümkün mü, değil mi? Ruh ve maal beden. Ruhsuz beden, bedensiz ruh olmaz, ikisine beraber iman edeceksin. Bunları birbirinden ayırdığın zaman olmaz, işte tevhit budur. Beden buranın malı, kesret aleminin malı.Vahdet gelmiş kesret alemini birleştirmiş. Ne ayırıyorsun? Sen nasıl ayırırsın şeriatla, hakikati, vahdetle kesreti, ruhla bedeni? ”Onlar aynı diyardan geldiler, bize lazım değildir bu dünya !” , Ne demektir bu !.. Sana bu dünya merhaba dedi. Çocuklar, zahir neyse batın odur.
Çok eziyet ettiler ve cana kıydılar. Mekke de, Resulullah Efendimize, Allah birdir diyen kainatın efendisine. Tahammül kalmadı. ”Necaşi’ye gidin , Medine’ye gidin”. Medinelilerle Mekkelileri kardeş yaptı, ilk vazifesi. Medineliler mallarından birazını Mekkelilere verdiler, sarıldılar. Resulullah Efendimiz orada. halife seçiminde dahi; ”Mekkelilerden olacak, sizden olacak”, dediler. Samimiyete bak, Ali’nin samimiyeti… Allah devamlı istiyor ama sorsan; ”Allah’a kul, Muhammed’e ümmetim”, der. Değilsin!.. Nefsine kulsun sen, Allah’ın da namütenahi. Ne kadar zormuş demek imtihan. Eğer Cenab-ı Hak Hz. bizi buraya sevk etmeseydi, bizim bunların hiçbirini duymamıza imkan yoktu.
Demek ki ilmi ezelide Cenab-ı Hak Hz. bizim kulaklarımızı açtı, kalplerimizin mührünü çözdü. Allah’ın zatı ile meşgul olmayın siz, bugünkü hale bakın. Ne zaman Allah oldu?, ne zaman? Bazı anlatırım, Tevhit ne zaman başlar, ne zaman biter? Sen ne zaman başladın tevhide? Ve bitmez!.. Sen tevhide başladığın gün doğdun, ”Efendi, şaşırtma bizi!”. Allah aşkınızı , zevkinizi yükseltsin , tevhidinizi yükseltsin, muhabbetinizi yükseltsin, yoksa bu tevhidi anlamak olmaz. Ne zaman sen; ”Elestü bi Rabbiküm”, işte o yer burası, ne zaman girdin, doğdun, Kur’an’da sana inzal oldu, açıldı perdeler. Ne zaman bitecek bu tevhid? Bitmez… Bu işin evvelini düşünme, ahirini de düşünme, teslim ol. ”Hüvel evvelü, vel ahiru, vez zahiru, vel batınu..”. “Elestü hitabını duymadım!..” , Hayır, duydunuz. Ne zaman zikir verildi, teveccühe alındınız, Elestü bi Rabbiküm’dür o. Daha evvel hayvandı onlar, ayeti kerime var. Sonu? Allah’ın sonu yok ki tevhidin sonu olsun. ”Efendi, ben isterim ki burada tevhidi anlayayım”, burada başlar, ama sonu yok. İşte sonu olmadığı için sana ölüm yok. Tevhidin sonu olsa, ölüm seni bulsa!.. İşte, “Onlara siz ölü demeyin, onlar hay’dır, diridir.” ayeti. Kimdir onlar? Ehli tevhid’dir, onlar ölmez, yer değiştirir onlar. Yer değiştire değiştire geldi onlar buraya. Ne kadar merhaleler geçtikten sonra geldik biz buraya. Ayeti Kerime, ”Hel eta alel insani hı’nun mimel dehri lemyekün şey’en mezkura.”. Biter mi tevhid? Bitmez…
Bütün mesele; Tevhid’i anlamak ve anlatmak, zuhura getirmek. Her şey kapalıdır, gizlidir, nüvedir. Amâ derler ona, mutlaka açılacak. İşte bize 58 yıl sonra tevhid açıldı, gözüm açıldı bu aleme, kalbin mührü çözüldü. Bu bilgi kimindir? Allah’ındır. Senin katkın, iraden, sıfatın, vücudun yoktur. Hepsi O’nundur, O kendisini ilan etmek için seni yarattı. Ayet; ”Allah’ı methedin, edebildiğiniz kadar, gece gündüz”, zikrullah ile.
Peki kainatta her şey eder mi? Eder ya. Ayet çok var ama, tefekkür ederek. Allah’ı zikrederken tefekkür edeceksin, bize ne verdi ki…
Bir efendinin tarifi oldu; ”Dünyada ilim bir beyaz kağıt. Bütün halkın ilim ve bilgisi, onun orta yerinde bir noktadır”, öyleyse tevhit ehline ölüm yok.
İhvandan bir hanımefendi, teveccühe aldık başladı ağlamaya; ”Benim 3 tane kardeşim var, onlar ne olacak? Annem babam var, onlar ne olacak?”, dedi. Çok hoşuma gitti. Sonra, “Kızım”, dedim, ”İnşallah, dua et, bizde edelim. Sohbete getir varsa nasibi o da senin gibi sevinir. Ama nasip etmemişse bizim elimizde bir şey yok”. Peygamberlerin elinde bir şey yok, tevhide girildi mi çıkmak yok.
Fehmi efendiye dedim ki; ”Biz namaza girdik, çıkmak yok. Namazdır bu, oruçtur, zekattır”.
Resulullah Efendimize birisi geldi, tevhidi anlatacak; “Ben oruçluyum” , dedi. ”Değilsin sen” , dedi. ”Yemedim, içmedim, münasebette bulunmadım”, dedi. ”Yemedin, içmedin ama bu iyi, bu kötü dedin”, ”demedim”, dedi. ”Aklınla, fikrinle yaptın”, dedi. Ertesi gün hiç evden çıkmadı,”Oruçluyum”, dedi. “Değilsin”,”Ne yapayım?”, dedi. ”Sık, sık git hastaları ziyaret et, Ölülerin cenaze namazında bulun, kabristana git, ziyaret et”, “Peki”, dedi. Ertesi gün ne kadar hasta varsa ziyaret etti, musalla taşına yatmış ölülere gitti, cenazeye gitti, kabristana gitti ve geldi, “Dediğini yaptım Ya Rasulullah”, dedi. ”Ne yaptın”, dedi, ”Hastaya gittim geçmiş olsun dedim, cenaze namazı kıldım”, dedi. ”Yine oruçlu değilsin”, ”Neden?”, ”O hastaya gittiğinde, Ey yatan hasta, o sen değilsin benim, dedin mi?.Ey musalla taşındaki ölü, orda sen değilsin, benim, dedin mi?, demedin. Mezardaki ölülere, benim orda yatan dedin mi?, demedin, öyleyse oruçlu değilsin”, dedi.Efendi Hz. bunu anlattı.
Bir öğretmen var, Kemal bey; yolda dedi ki, ”Efendi, öyleyse kim oruç tutar?”, ”Allah tutar”, dedim. Yani öyle tevhit et ki, öyle birle ki, sen ben o yok. Ölü de sensin, diri de sensin. Ne varsa sen kendini onlarda yok et. Bakın tevhide!.. ”Adam sende hadi be!..”, demiyoruz burada, “ İyi adamdı Allah rahmet eylesin“, diyoruz.. Ne diyor Peygamber Hz.; ”Siz mevtalar için hayır edin, hayırla anın”. Ya!.. Nasıl biz yakalandık namaza, oruca, Allah demeye. Noksanlarımız var ama bu mektebe girdik değil mi; Şükürler olsun. Sormuşlar karıncaya, ”Nereye gidiyorsun?”, ”Mekke’ye”, ”Ömrün vefa etmez”, ”Bende biliyorum ,ama Allah bu yolda bulsun”, demiş. Bu topluluktan bizi ayırmak isteyenler olacaktır, Allah bizi ayırmasın İnşallah. Allah’tan rahatsız olanlar çok, hem de pek çok. Ama bizim birliğimizi, dostluğumuzu onlar bozamayacaklardır. Mumları sönecek, ateşleri sönecek, putları yıkılacak.
Cenab-ı Hak Hz.; ”Ben nurumu ikmal edeceğim”, diyor. Nur, tevhiddir. Nerede? Bir zamanlar Mekke’deydi, Medine’ye geldi. Bir kıvılcım, gitti Horasan’a, biri bir yere,İran’a, Afganistan’a gitti, Allah nurunu tamamladı. Dedi ki; ”Biz iman edenlere, etmeyenleri hizmetçi kıldık”, şimdi onlar kapışsınlar, dokunmasınlar bize. İbrahim Ethem Hz.; ”Eğer bu zevki, aşkı bilselerdi, ordularını seferber ederler, sevgiyi aşkı bizden alırlardı, bilmedikleri için bırakıyorlar.”
Nerede olursa olsun. Cuma günü şahitliğe gittim, vasattı ortalık, hakim hoşuma gitti, tanımam onu.Yemin verdikten sonra; ”Dostluğun, düşmanlığın var mı bunlarla”, dedi. ”Hiçbir düşmanlığım yok”, dedim, ”yalnız birisiyle var”, dedim, ”düşmanlığım”. ”Kim o ?”, dedi, ”Nefsim”, dedim. ”Sen onunla dostsundur. İtimadım yok, dost olmuşsundur onunla”, dedi. Baktım Anadolulu, yetişiyorlar şimdi, İslam güzel yetişiyor Keşke 10 tane daha Süleyman, Nurcu çıksa, onlar hazırlıyorlar, hazırlıyorlar, hazır olarak bize geliyorlar. Kur’an biliyorlar, Hadis biliyorlar. Eğer tevhidi Cenab-ı Hak onlara nasip etmemişse !.. Bize hadis getiriyorlar, ayet getiriyorlar, daha ne istiyorsun be !..
“Yok , Süleyman Çelebi şöyleymiş , böyleymiş, saygısızmış”, Yok öyle şey… Evliyadır o, ama sen o evliya’ya ayak uyduramadın. O evliya iki yönlü evliya, hem şeriat, hem hakikat evliyası. 8-10 tür şehit var. Denizde boğulan şehittir, yanan şehittir, muharebede ölen şehittir. Ama bütün mesele Tevhit şehidi. Onlar muharebe ettiler, ”Ölürsem şehit olurum”, dedi, bir maksat var. Ama tevhit öyle değil. Tevhid’de kim öldürür onu; Allah. Bu muharebe nefsle muharebe, şeytan muharebede, Hak’la muharebesi var. Ne dedi Bedir’den dönerken; ”Küçük cihaddan, büyük cihada gidiyoruz”. Nefsimizle mücadele ettikten sonra, öldürdükten sonra, işte şehadet mertebesi. ”Kim öldürdü onları?”, onlar dedi ki; ”Ben öldürdüm, 10-20 tane !”, ”Yok”, dedi, ”Senin hiç dahlin yok, Allah öldürdü onları”.
Bir tüccar götürdüm ben, Ahmet Efendiye, sohbeti dinledi, çaylar geldi; ”Nerede gösterir? Nerede yapar? Allah bizatihi mi yapar?, bil vasıtamı yapar bu fiilleri?”, soruyor. Bu fiillerin iyi tarafı , kötü tarafları var, geçen gün beni tefekküre davet etti. Düşündüm; Şeriat imdadıma yetişti, ayeti kerime; ”Siz iyi bir iş yaparsanız benden bilin, kötü bir şey yaparsanız nefsinizden bilin”. Demek ki; Cenab-ı Hak Hz. fiillerin failleri olduğuna göre, kim nasıl fiil işlerse kendisine ait. Kötü fiil işlediği zaman o kul daha düzelmedi, iyi iş işlerse benden bilin.
İlk zamanlar bu ayeti yadırgamıştım.
Kimseye söylemedim, efendime söylemedim çocuklar. Tevhidi size açar, kapalı veya açık , malumunuz veya gayrı malumunuz, O düzeltir. Mürşid-i Kamil düzeltmez, size bir yol gösterir. Asıl mürşidiniz içinizde bulunan Rahmandır, Allah’tır. Ne güzel !, güzel bir iş oldu mu kapıyor, kötü bir şey yapınca bırakıyor. Demek istiyor ki; Tevhid ehli hep güzel düşünsün, hep güzel istesin, işlesin, merhametli olsun, cömert olsun, şevkatli olsun, ahlakını düzeltsin. Ahlakı Muhammedi’ye ye bürünen bir insandan kötü bir fiil sadır olmaz.
Demek ki Allah’ın istediği senin istediğin oluyor, nefsinin değil. Tevhit bu imtihana davet ediyor bizi.
Sen tevhiddesin hala kötü düşünüyorsun, hala kin garaz var, yalan, dolan var, gurur var, çalım var.
Sen tevhit ehli olamadın. Allah’ın ağzıdır bu, kulağıdır, gözüdür, Allah’ın tefekkürüdür. O zaman ne oluyor; Allah memnun, demek ki o kulum benimle düşünüyor, benimle müşahede ediyor, nefsiyle değil, şeytanını Müslüman etmiş o.
Diğeri hem namaz kılar, hem iftira eder. Şeriatta Hakikat gizlidir dedim. Şeriat bir ölçüdür, ondan ayrılmak yoktur, dedim, ama esas olan Tevhid’dir, Cem’dir. Allah’ın bütün yarattıklarını… Namütenahi fiiller vardır, şöyle; Rakı içene, kumar oynayana, yalan söyleyene, devam et demek, ona iştirak etmek demektir. Mümkün olduğu kadar, ”Bu kumar, bu yalancılık, hırsızlık, sana yakışmaz, Allah, Kur’an men ediyor bunları, Şeriat men ediyor”. Cevap verebilirsen, vasat bir zaman bulabilirsen, bunları nasihat et. Devam et yok… Ne oluyor şimdi; Allah’ın istemediğini, sen söylüyorsun. Nereden bu tavsiye geliyor? Nefsinden! İşte bunları Kur’an’ı kerim ayırmış. Bir insandan namütenahi fiiller çıkar. Bu fiillerini nerede işleyecek? Yarattığı Kürre-i Arz’da işleyecek.
Öyle mahluklar yarattı ki; O fiilden onu ancak Allah çevirir. Kime verdin fiili? Ama bütün uğraşısı insanladır. Kur’an’ı Kerim, Dünya, Kainat insan içindir. Örneğin bir tilki’ye deki; Tavuk hırsızlığı yapma, Kurt’a deki; Kuzuyu yeme. İmkanı yoktur. Sen bunları ona anlatamazsın. Hükümette bunu yapıyor; Bir fiil işliyor, hırsızlık yaptı, atıyor hapishaneye, daha ileri, idam ediyor. Oda bir fiil işliyor. Bizi hiçbir zaman nefsimize uyan insanlar olarak bırakmıyor. ”Nefsinizden gelen benden değildir”.
Sohbete başladığımız zaman; ”İki tane musallat etti bize, biri nefsimiz, biri şeytanımız. Bunları Müslüman etmeye mecburuz”, dedik.
Şemsiyeci Ali Efendinin bir sözü var, çok daha üst noktada bir sualle karşılaşmış.
Şemsiyeci Ali Efendiye, denmiş ki; ”Efendi, intihar etmek günah değil mi?”, ”Bak, o emir sana gelmesin!..”
Onun için tecellilerin nasıl geleceği bilinmez, görülür. Hepsi Allah’tandır ama şeriatın söylediği emir ve nehiyler ise açıktır. Hakikatsiz şeriat, şeriatsız hakikat olmaz. Bu ikisi daima dengeli olmalı. Zahir ile Batın bir bütündür, onları ayrı ayrı düşünürsek yine tevhit edemeyiz. Çünkü; bir insandan bahsettiğimiz zaman ruh ve beden olarak düşünmeli. Yalnız şekli olarak düşünürsek o şahsıda, o ismi de tarif edemez. İsim aynı zamanda hem onun şeklini, hem de özünü tarif eder. Şimdi, İbrahim Öcal dediğimiz zaman herkes türlü, türlü tarif eder.
Mümeyyiz vasfı nedir? Mürşid-i Kamil, yahut biri hocaymış der. En azından onun bu vasfını da bilir, onu itimat edilir bir emin kimse olarak ta bilir, onun yanında başka birisi, başka şey söyler.
Hepsi, onların, o taşıdığı esmanın bir imajıdır.
Öyleyse her esma, her fiilin bir faili vardır. Şimdi, fiilin faili insandır. Nasıl ise hüviyeti, maksadı, fikri; Onu zuhura getirir. İyiyse; güzel yorum, kötüyse ;kötü yorum yapacaktır. İşte, onun özü, mayası güzelse, güzel nasihatler yapar. Öbürkü ise; Dövdün, sövdün iyi yaptın, der. İşte bu ikisi arasındaki fark. Cenab-ı Hak Hz. diyor ki; ”Hep güzel söyle, Kur’an’ı Kerim’i güzel anla”. Biz Kur’an’ı Kerim’i, buraya gelmeden önce iyi anladık iddiasında bulunamayız. İsterse allame olsun. Mutlaka tevhide gelecek ki… İki tane hüccet olacak elinde, hem zahiri, hem batını iyi bilmiş olacak ki; İyi anlatabilsin…
Bazen diyoruz ki;”Bu kainat Kur’an’ı Kerim’in ta kendisi”… Küfredenler mutlaka Kur’an’dan alıyor, güzel sözü Kur’an’dan alıyorlar. İyi kötü, yaş kuru, güzel çirkin, ne varsa Kur’an’da var. Kur’an’da küfür, lanet, beddua ayetleri var. Bir yere bakıyoruz ki; ”Onlardan olmayın.”. Ayet’te; ”Et Tayyibine littayyibat vel habisine lilhabisat- Güzel erkekler güzel kadınlar içindir, çirkin erkekler çirkin kadınlar içindir”, Güzel erkekler, güzel kadınlar vardır, güzel konuşurlar. Habis erkekler, kadınlar vardır, çirkin konuşurlar. Siz habis erkek ve kadınlardan korunun. Geldi mi imdadımıza Kur’an, Şeriat. Nasıl inkar edersin sen. İşte bizi tayyib, güzel etsin. Abdesti alalım. Şeriatı… Kötü tarafları almayalım. Şimdi hesap terazi başladı, açın gözünüzü!..
Abdest alıyoruz, şartları var, her suyla abdest alınmaz. Ağzına alıyorsun, acı, kokusu da var, leş kokuyor burna alıyorsun. Öyleyse diyor ki; Birikinti sular vardır, bayatlamış, kurbağalar pislemiş, o suyla abdest alınmaz. Bir saman çöpünü götürüyorsa o sudan abdest alınır. Burada bir mesele çıktı; Bir leş düşmüş çaya, akıyor çay ama, o su onun üzerinden aşıyorsa abdest alınır, aşmıyorsa abdest alınmaz. Bana sordular bunu, ilk tanışıyoruz; Eczacı Ahmet beyle. Mürşid-i Kamil nasıl olmalı? Onda varlık, enaniyet varsa, benlik, ene varsa, bu varlıktan soyunmamışsa, hala varlığıyla konuşuyorsa, O Mürşid-i Kamil değildir. Efendi öyle derdi; ”O işkembeyi kübrasından atıyor”, derdi.
”Benim habibim hevasından birşey demedi”. İşte bir leş orada ve onu, o varlığı örtmemişse o Mürşid-i Kamil’de benlik vardır.
O suyla abdest alınmaz, temiz bir su bulacaksın.
Su ne demektir? Su insan demektir, dört tane anasırdan müteşekkildir. Toprak, su, hava, hararet, bunların isimleri vardır; Muhammed, Ahmet, Mustafa, Mahmut. Bir hayvana küfrettiğin zaman Allah’a küfrettiğini, Kur’an’a, İnsan’a küfrettiğini bil.
Niçin? İnsan Bismillahirrahmanirrahim’dir, bu 3 isimdir.
Tevhid dedin mi; Yaratılmış, yaratılmamış, gelmiş, geçmiş ne varsa hepsi tevhiddir, birbirine bağlıdır, kabili taksim değildir.
Geçen sohbetimde dedim ki; Allah kabil-i Taksim’dir dedim. Çünkü; O da Allah, Allah diyor. Vehminde, zihninde, acabasında, zannında bir Allah var. Değil…Bir Allah var… Sende bir türlü, bende bir türlü.
Hallac-ı Mansur-O güzeldir-; ”Bildirmedin Ya Rabbi, bunların hepsi seni arıyor, seni methediyor, ama bilemediler”.
Bilebilen bir sınıf var; Oda hidayete ermiş olanlardır!.. Öyleyse kabil-i taksim değildir O. Vücud Vücudullah’tır, Sıfat Sıfatullah, Fiil Fiilullah’tır. Birliyoruz. Güneş kabil-i taksim midir? Değildir. Bir Peygamber’e de doğar, bir leşe de doğuyor. Kirleniyor mu? Hava kabil-i taksim değildir. İlim;”el ilmu indallah”, hepsinde ilim var, ama sende, sende, ayrı ayrı ilim var. İlmin, kudretin, semi, basar. Kimindir? Allah’ındır, benim dediğin zaman şirke giriyorsun, mesele burda, bunlardan soyunmak lazım.
Pir Hazretlerinin bir vecizesi vardır, ”Süvereyi berzahiyyeden südur eden, alel ıtlak efal ve sıfat hakkındır”, ne varsa. Zat hariç, onunla uğraşma diyor,”Et tevhid-ü iskat-ül izafa”, ”Tevhide mugayir ne varsa at onları”, diyor. Şurada, tevhit tarif edilirken, her şeyin tevhit olduğunu, onun dışında bir şey olmadığını, hepsinin hakka ait olduğunu… Bekledin Davutlarda, telefonla bekledin!.. Ayet bulacak, hadis bulacak… ”İrade-i Cüz bizim, İrade-i Kül Allah’ın ! “, Camii avlusunda… Kulakları çınlasın Ramazan Efendi’nin . ”Efendi , sana bir şey sorabilir miyiz?”, dedi, Ramazan Efendi…”Var”,dedim,”Sizde var ama bende yok”, dedim, hatırlarsınız!.. Sizde irade-i cüz!.. Sevap oldu, günah oldu, sevap oldu, günah oldu, acaba, acaba diye diye götüreceği yere kadar götürdü, bende yok dedim. ”Kader bahsini açar mısınız”,dedi, Ramazan efendi, ”Şimdi onu açmayacağım”, dedim, başka zaman. Ertesi gün dükkanda bu mevzuyu açtım, bir mesele açtım. Efendi dedi ki; ”Kader bahsini açtın ama tatmin olmadı, Ramazan efendi”, dedi. Misaller çok.
İrade-i Cüz’ün kula ait olduğunu İmam-ı Azam Ebu Hanefi Hz. fetva verdi. Akıl yoluyla. ”Ben size akıl verdim, iyiyi, kötüyü tefrik edin”. Öyle meseleler var ki… Binlerce, milyonlarca meseleyi yaptı; İmam-ı Azam, ama tevhid işine aklı ermedi İmam-ı Azam’ın. Geldi rüya!.. ”Git İmam Cafer-i Sadık’la konuş”. ”Ya Cafer senle biraz konuşmak istiyorum”, “Konuşalım”, dedi. ”Evvela bir saklambaç oynayalım, sonra konuşuruz”, dedi. Orada bir boynuz vardı, onun içine girdi İmam-ı Azam. ”Boynuzun içindesin, çık”, dedi. ”Ben saklanayım sen bul”, dedi. Bulamadı…”Beni arayan gözlerine girmiştim”, dedi. O zaman diyor ki İmam, ”Eğer Cafer-i Sadık’ı bulmasaydım, Numan helak olacaktı”.
“Nedir bu ilim?”, dedi. İlmi Ledün, İlmi Hikmet, İlmi Tasavvuf. Hiç itiraz etmeden ona tabii oldu. Sordular İmam-ı Azam’a; ”Kaç yaşındasın?”, dediler.”2 yaşındayım” dedi. “Biz sana 2 sene evvel sormuştuk, 70 yaşındayım dedin ya”, dediler.”O yaşla bu yaş arasında fark var”, dedi. Tevhide girdiğimiz gün doğduk biz… Şikayet ettim, Hasan Asya vardı burda; ”Taharet olmasını bilmezler, imamın arkasına dururlar”, dedi. ”Kim bu? Cemaate sövüyor”, dedim. Sonra anladım, hakikaten taharet olmadan, hayvanlıktan geçmeden (Çünkü 27 derece sevap var)imamın arkasına durulmaz. Şeriat bunu söylüyor. Sonra ayet çıkınca karşıma; ”Onlar hayvandan da daha aşağıdır”, ”Kelenan belhüm adel”, doğruymuş…
Ve buraya geldik. O hali biz yaşadık. Üzerimizden aldı Cenab-ı Hak, o vasfı, insanlık vasfını getirdi. Onlara küfredersek, inkar edersek, kendimizi inkar etmiş oluruz. Onlara müteşekkiriz biz ki; Oradan buraya geldik, sınıf geçtik. İlk mektebi bitirmiş, orta mektebe gelmiş çocuklara benzetirim; ”Sümüklü şeyler, maskaralar!”.Sen değil miydin öyle !.. Onun için, ”Zahidin zühtün kerih görme, şükret haline. Ol sana ibret nümadır, ilmi hikmet onda var”. İşte tevhit bize yasaklıyor, Ta ki ne olalım? İlk yaratılan Peygamber, Adem olalım. Saf, 24 ayar, kaynatıyor, süzüyor, 20 ayar, 18-14 ayar !..
Sen diyorsun;”Cenab-ı Hak Hz. hiçbir yarattığına zahmet çektirmesin”. Ama Allah’ın bir Nizam-ı İlahi’si vardır ve diyor ki Cenab-ı Hak; ”Onların hepsini bu imtihandan geçireceğim”. Sen imtihanı vermişsin, kanaat getirmişsin ki; ”Cenab-ı Hak’tan memnunum, onlarda memnun olsunlar, onlara, sorgu sual sormasın”, diyorsun. ”Senin temennin. İşte bu temenniye onlarda uyarlarsa, aynı temenni ile karşılarım, ama uymadıkları müddetçe onlarla meşgul olacağım”.
Herkes kendi kitabından mesuldür. Cenab-ı Hak, topluma anlattığı gibi, irade ettiği gibi, şahsa da anlatır, irade eder. Herkes şahsına ait olanları alır. Herkes kendi fiilinden mesuldür. ”İkra, kitabek”. Senin kitabından ben sorumlu değilim, benim kitabımdan da sen sorumlu değilsin. Cenab-ı Hak, her ne kadar umumi Kur’an göndermişse de, herkes ondan nasibini almıştır.
Hiçbir tefekkür yok ki, bir tefekküre uysun, hiçbir düşünce yok ki, bir düşünceye uysun, hiçbir fiil yok ki, bir fiile uysun.
İkra; Ben sana karışmam, sende bana, herkes kendi hesabını verecek. Tevhid tümdür. Niçin Peygamberin şefaatine müracaat ediyoruz? Dünyada da bu, ahirette de bu. ”Küllü nefsin zaikatül mevt”, çağırıyor, ”Sümme ileyna turceun”, rücu et.
Durdurabiliyor musun onu?
Gidiyor.
Herkese ayrı ayrı, Cenab-ı Hak Hz. bütün kainatın Allah’ı olduğu gibi, her esmanın, müsemmanın da Allah’ıdır. Ayrı ayrı hükmeder, irade, kuvvet, zeka, fikir verir. Bu Allah’ın yed-i kudretindedir Rızkını da verir, bilgisini de öyle verir. Bazılarını bazılarından üstün yaratır.
Hiçbir an yoktur ki, değişmesin. O her an bir şe’n üzeredir. Hiçbir şey yoktur ki kainatta; Onun benzeri olur, aynı olmaz.
6-7 Milyar insan olsa , onların hiçbirini, birine benzetemezsin, huyunu, ahlakını, fiilini… Benzemez. Bir fiil işlenir, bir daha da o fiil vücut bulmaz. Bana sorulacak suallerden mesul benim, hiç kimse değil. Herkesin suali kendisine sorulacak, ne anneye, ne babaya, ne de bir başkasına.



