İlm-i Tevhid’e Bağlanmanın Önemi

Ahmet Kumanlıoğlu Efendimiz’in 17.02.1963 tarihli mektubu

Bir yolcuya,

Ey evvelden ahire, zahirden batına çırpınıp giden yolcu!
Seni evvel ile ahir arasında zuhur ettiren Rabbin, eğer seni butununa döndürmüşse -şüphe yok ki- sabredici ol.
Butun aleminden her nefes sende zuhur eden Rabbinin, (Zikre- diniz Ben’i, zikredeyim sizi) Senin her haline muttali hazır ve nazır olduğuna ve seni hiçbir anda terk etmeyeceğine söz verdiğini duymadın mı?
Elbette duydun. Öyleyse yanımdakilerin çok uzaklarda, çok uzaklardakilerin de yanımda olduğunu sana tekrar edeyim.

Benden himmet dolu, rahmet dolu, bir nefha isti- yorsun. (Onlar, Allah’ı ayakta… ilh. zikrederler) ayet-i beyyinesinde “batıl hiçbir şey halketmediğine” göre her zu- hurun sana himmet ve rahmet olmasına çalış ve şükredi- ci ol. Bütün ecsamın seni bana çekmekte olduğunu fark etmişsin, ne mutlu. Şunu iyi bil ki, bu hengamede çeken de galip, tutan da. Çünkü O’nun tasarrufundan semada ve arzda sarf etmeyen var mı? Elbette yok. O halde çe- ken de galip, tutan da.

“Ne olur gel, diye bir kez telaffuz ediver,” diyorsun. Demedim mi? Gelmedin mi? Eyvah….

Ömer’in bikesliğinden; Takatının, kararının, sabrı- nin ve kuvvetinin yokluğundan, dört tarafının bulutlar tarafından kaplanmış olduğundan, sevabının yok-günahının çokluğundan bahsediyorsun. Karanlıkta gözlerini ha açmışsın ha açmamışsın. Hiçbir farkı olmadığını sana anlatmıştık. Takatsizliğin, kararsızlığın, sabırsızlığın ve kuvvetsizliğin senin dört yanını bulutlar gibi kaplamışsa ve günah karanlığında kalmışsan yukarıda bahsettiğim gibi gözlerini açmakta ve kapamakta bir fark bulamazsın. Çünkü gözler, ancak aydınlıkta görmek için halk edilmiştir.
“(Allah onların kalplerini mühürledi ilh.)” ayet-i beyyinesinin mazharı olanlardan olma.

Rabbinin en büyük hidayeti tevhid, sende tecelli etmedi mi? Müminlerden değil misin? Bu karanlığı müminliğin ile, tevhid nuru ile aydınlat ve Rabbine hamd edici ol da, sende Hz. Ebubekir’in takatı, Hz. Ömer’in kararı, Hz. Osman’ın sabrı, Hz. Ali’nin kuvveti tecelli etsin de, sen seni anlayasın.

Hz. Ebubekir’in takatı, enfüste afakta, sükûn ve harekette fail-i mutlak yükünü yüklenmekti. Bu yükü taşıyacak takat onda olmasaydı, bu âlemdeki mevcut imanın dörtte üçüne sahip olmaz ve “Sıddıkkk” unvanını da kazanamazdı.

Elinde kılıç, yapacağı iş malum. Huzur-ı Rasulullah’ta verdiği karar Hz. Ömer’de olmasaydı, “Ölmedi!” diye feryat etmez, adalet timsali olmaz ve “Farukluk” unvanını kazanamazdı. Tevhidin de fena-i efalini ispat edecek yükü yüklenemezdi.

Hz. Rasulullah’ın kerimeleri, Hz. Osman’ın ilk ailesi, daru’l-bekaya göçtüğü zaman Hz. Osman’da (Sabrediniz, rabıta ediniz ilh.) sabır tecelli etmeseydi, Peygamberimizin ikinci kerimelerini alamaz ve “zinnureyn” unvanını kazanamazdı. Tevhidin tecellisine mazhar olamazdı.

Hz. Ali (R.A.) da bütün vücudunun bu âleme gelişinden gidişine her zerresiyle, her zaman ve her mekânda (Şüphesiz kuvvetin hepsi Allah’ındır) ayetinin sırrına mazhar olmasaydı, Allah’ın aslanı olmaz ve “Kerremallahu vechehü” unvanını kazanamazdı.

İşte Hz. Ebubekir-i Sıddık, Hz. Ömer’ül-faruk, Hz. Osman Zinnureyn ve Hz. Ali Kerremallahu Veche (R.A.)’nın maneviyatlarına böylece sarılırsan, sendeki karanlık bulutlar izale olur ve pek çok olduğunu sandığın günahlarından da (İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir) ayetinin sırrı ile kurtulmuş olursun.

“Huzurum yok ve huşuum yok” diyorsun. Seni ilk defa için affediyorum. Bu mektubumu senin istediğin birkaç kelimene karşılık yazmış bulunuyorum. Halbuki ben bu kelimelerin, yani bu esmaların müsemmasından sana haber vermiştim ve seni evveli ve sonu olmayan bir rabıta ile Âlemlerin Rabbi’ne bağlamıştım. (Fail Allah, Mevsuf Allah, Mevcut Allah) Rabıtalarının müminlere hep rahmet edici olduğunu söylemiştim.

Bana, rabıtanın karanlığından değil aydınlığından, zulmetinden değil nurundan, gecesinden değil gündüzünden, hüznünden değil sevincinden bahset. Hz. Yusuf zindandan kurtulması için arkadaşı hapisten çıkarken, Aziz’e onun suçsuz olduğunu ve affetmesini söylemesini rica etti de, Rabbi, “Ben’i unuttun” diye Yusuf’u daha yedi sene zindanda tuttuğunu bilirsin, değil mi? Rabıtana sarıl, sabredici, şükredici ve hamdedici ol.

Hacı Tevfik ve Hacı Muhittin efendilere selamlarımı sunar, ellerinden öperim. Hafız Kemalettin, Hafız İhsan Efendilere ve Muhammed Amcaya ve ortağı Süleyman Efendiye, kayıkçı İsmail’e, H. Sadık Efendiye ve bilcümle kardeşlerimize selamlarımızı sunar, Allah’tan cümlesine işlerinde başarı, sağlık ve sıhhat ile hidayetler dilerim.

NOT: Kayıkçı İsmail kardeşimiz bana birkaç mektup yazdı. Kendisine işlerim ve rahatsızlığım dolayısıyla mektupla cevap veremedim.
Bu mektubum aynen ona da yazılmıştır. Çünkü başında “Bir yolcuya” diye konulmuştur.

Selamlar
17.02.1963 İzmir

Scroll to Top