İbrahim Hakkı Öçal Efendimiz (29.09.1995) Tarihli Sohbeti

Bismillahirrahmanirrahim;
Asr-ı saadette… Kötülük zirveye ulaştığı zaman… Efendimiz tek başına. Ondan sonra Ashap toplandı. Resulullah’a kötülük yapmak isteyenlere göğüs geriyorlardı. O’nu muhafaza ederlerdi. O’nun kıymetini bildiler mi?,Ashap bildi… Şimdi bilmiyorlar. Bir hoca dedi; ”Keşke asrısaadette olsaydım, Rasûlullâh Efendimizin arkasında namaz kılsaydım”. Dedim ki; ”Bunu bir daha söyleme”,”Niye”, “O gün de Ebu Leheb vardı, Ebu Cehil vardı, iman etmeyenler vardı… O’nu öldürmeye kalkanlar… Onlardan biri olabilirdin”.
Muhammet’i (A.S) kim görür?, Muhammed’in gözü görür. Allah’ı kim görür, Allah’ın gözü görür. İslamiyet’ten evvel İnsaniyet lazım. İnsanlık o kadar önemli ki, Cenab-ı Allah bütün kâinatı, maddesiyle, manasıyla insana verdi. O kadar methetmiş insanı ki, her şeyden kıymetli. Hz. Ali diyor, ”Bilmediklerimi ayağımın altına alsam, başım Arş’a değer ve bana bir harf öğretene kırk yıl kölelik yaparım”… Bu toplantıların gayesi… Allah’a ve Resulüne biat ettiğimiz an bütün kâinat verildi. Cenab-ı Allah diyor ki: ”Siz Allah demesini bilmiyorsunuz, mutlaka bir bilenden öğrenin”. Kim der Allah? Senden diyen O’dur. Çünkü kainatın ve bütün varlığın sahibi O. İnsan dürülü bir kainattır. Dünya haritası gibi…
Bir tek kelime öğrendim; Allah diyemem!, noksan sıfatlardan münezzeh olan diyebilir.Yoksa şirk olur,şirk affedilmez. Tevhid Kur’an’da başlıyor, ”Ene natıkul Kur’an”, anlatabilir.”Sizin kıldığınız namazı paçavra gibi yüzünüze atacağız. Taklit kılıyorsunuz, yetimi itip kakıyorsunuz. “.Tamam, ettirebilmek için evvela iman etmek lazım. Allah cimri değildir. Sen, yanlışlıkla senin sandığın her şeyi Allah’a ver. Kurtuluş burada. Türkiye’de yüzlerce tarikat var, hiçbiri bu yolda değil. Değişik anlatımlar var. Tek anlatım Allah’ındır. Resulullah Efendimiz, ”Ya rabbi, ben sana ibadet etmek istiyorum, nasıl edeyim”,”Kul Rabbi, zıdni, ilmen veelhıkni bissalihin”. Bu mesleki Resul’dür. Bizim farkımız bu, bizim hiç bir şeyimiz yok, her şey Allah’ın. “Önce öldürürüm, sonra diriltirim”.Ehli Hakikate göre burada ölüyor, Ahrette değil.
“Nâs uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar”.Bu ahrette olmaz, burada olur. Gaflet bizi ölüme götürdü. Peygamberler, ismet sahibi oldukları halde zelle’ye düştüler. Veliler ise günah işledi. Sonra öyle bir dönüş yaptılar ki… “Biz seyyiatlarını hasenata çevirdik .”, bir daha günah işlemediler. Allah’a en yakın olanlar doktorlardır. Çünkü bütün fizikî yapıları açarlar. Veliler ise metafizik yapıyı açarlar.
Gıybet kadar kötü bir huy yoktur. Kimsin sen ki beğenmiyorsun? ”Batıl bir şey yaratmadım” diyor, biz batıl görürüz; Menzil alamayışımızdan, Resulullah’a uzak oluşumuzdan .”Benim ümmetimin uluları Ben-i İsrail peygamberleri gibidir”. Ben kördüm, sağırdım, hayatta olan bir İsa Peygamber beni diriltti. Hayy’dır, O ölmez. Allah diridir, Peygamber diridir.
İstikbal bizdedir, İslam bizdedir. Türk Milleti bunu bırakmayacak. Biz Cami yapıyoruz, ama dört duvar arası olan Cami değil; Allah’ın ve Resulünün cemaati olan bir Cami yapıyoruz. Süleyman a.s. anladı ki, zikirsiz, Allah’ı anmadan, bir camii yapamazdı. Kâinatı ayakta tutan zikrullahtır. Beş vakit abdest ile vücut kiri pak olur. Darbı zikir olmayınca gönül pası silinmez “.Her yerde nefsi emmare hâkim, ama Zikrullah’lı olan kişiye şeytan yanaşamaz. Zikir en büyük ibadettir. Allah korkusu, Allah sevgisi, çünkü Zikir ile iki sevgili bir olur.
İlham ve ışığı Muhammed’ten almadıkça sohbet etmek mümkün değil. Gaflet anında onarılır bu kâinat. Allah’ın iradesinden başka irade yoktur. Muteşabih ayetlerle, Muhkem ayetler alt alta düşüyorlar, hikmetlerini öğrenmek lazım.
Hiç bir şeyimiz yok. Nasıl yok? İnsan için kâinat yaratıldı, İnsan Kur’an’dır. Tenezzülde yokluk var. Ahadiyet Makamını Resulullah Efendimiz gelir, bizzat verir. Balı yemeyenler tadını bilmezler. ”Bekle maarif kapısın….”,zevkler ayrı; renkler ayrı olduğu gibi. ”Kemalâ ta erenler gizli sırrı açar mı? ”Tevhid’de kıskançlık, kin, gıybet, riya olmayacak.
Kul, fiil’inin halikı değildir. Halik Allah’tır. Müminin, mümine gıyabında duası müstecapdır. Mümin kimdir? Mümin ihvandır. Birleştiricidir, ayırıcı değildir. Her şeyin Allah’tan geldiğine inanırlar. Herkese musibet gelir, müminler nereden geldiğini bildiği için sabrederler, sabrı verende Allah’tır. Veren sensin alan sen . Bütün mesele teslimiyette,”Neylesin talim, olamaz teslim”.
“Girdim anın zikrine, azalarım dil oldu”, Allah, zikretmeyen bir varlık yaratmadı. Kalp atışı bile bir zikirdir. Ama Allah bilinçli zikir istiyor. Kendi zikri. Allah demesini bilmeyenler çok, gittikleri zaman gidecekleri yer belli. Herkesin yeri takdir edilmiş.
Güneş şarktan doğar, Tevhid-i Ef’âl, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Zat’ta, fena makamlarında oradan doğar. Beka’ya geldiği zaman salik, güneş garp’tan doğar. Ne zaman Hatm-i Merâtib etti, aynı yerde doğar, aynı yerde batar. O’nda doğmak batmak diye bir şey yok. Fena makamlarında hep kıştır. Ot bitmez. Beka makamlarında hep bahardır, havası hep latiftir, daima meyve var, daima açıklık var, güzellik var.Bu gördüğünüz kâinat Allah’ın bir suretidir, ama o surette bir müsemma var, bir hakikat var.
Surette nem var benim Sîrettedir madenim
Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana
Bu suret bir hiçtir. Bu surette bir siret var. Bir mevcut var ki O’nun gölgesiyiz. Kâinatta yaratılan ne varsa bir yaratanı var. Mutlaka bir gölgemiz var, gölgesi kimin yoktur. Ve yanacak olan kimdir, nedir?…Varlıklarımız, benliklerimiz. İnsan vücudu yanmaz. Onlar yanacak İşte biz bunları yakmaya geldik Neyi? Allah’tan gayrı varlıklarımızı yakmaya geldik. Sendin, bendim, aldım, alamadım, ben iyiyim, sen kötüsün, ben mevkii sahibiyim… Bunlar Laf-ü güzaf, boş laflar. Hakikat Allah’ı bilebilmek.
Sen Allah diyemezsin, senden diyen Allah’tır. Hepimiz burada köleyiz, miskiniz, esiriz, yetimiz. Kelam, Akait v.s… Bize lazım olan şeyler. Onları altın suyuna batıracağız, sonra teslim edeceğiz. Mehmet Oruç Efendi dedi ki,”Çok zat fıkha daldılar, akaide daldılar, göçtüler gittiler”. Bütün mesele Tevhid’de. Bu âlem tüm âlemlerin en mükemmeli olanıdır. Derler ki; ”Bu fena âlem!”. Her şey bu âlemde. Kur’an zuhur etti bu âleme, Peygamber bu âleme zuhur etti. Burada, nereden geldiğini, nereye gittiğini, ne olduğunu biliyorsun. Hiç kimseye ölü demeyin, hepsi diridir. Cenab-ı Allah’ın katındadır. Biz zahire göre hüküm veririz, falan adamın namazı yoktur deriz. O sırrı hikmet bize ait değil, Cenab-ı Allah ne yapar bilemeyiz.
Sohbet akan çeşme gibidir. İçmeye bak su gidiyor. Aynı suyu bir daha içemezsin. Gün bu gündür, dem bu dem. Yarın mı? Geç olur. Nereye? Allah’a ve O’nun Resulüne varmakta geçtir. Sonraya kalanlar yaya kaldılar. Sonraya senedin yok. Nefes alırsın veremezsin, verirsin alamazsın. Evvela tafsili Muhammedi yakalamak lazım. Tafsili Muhammed’den, İcmali Muhammed’i yakalarsın. Bu gördüğün kâinat Tafsili Muhammed’dir. ”Ayinedir bu âlem, her şeyi hak ile kaim. Mirat-ı Muhammed’den Allah görünür daim”,”En hakiki Mürşid ilimdir”. Yunus;
İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin Bu nice okumaktır.
Tafsili, icmali Muhammet’i istiyorsun. Sensin. Arayan bulur, mutlaka bulacak. Bir menba var. Aranan şey arayana malumdur. Cenab-ı Allah Kur’an’ın dışında bir kâinat yaratmış değildir. Eğer Kur’an’ı kerimi okuyup öğrenmek istiyorsan, Tafsili Muhammed’e bak. Bütün mahlûkat Kur’an’ı kerim içerisinde mevcut ve Kur’an’ı sana ilan ediyor. Birde sadırdaki, o da Tafsili Muhammed’dir. İki oldu Tafsili Muhammed, afak ve enfüs.
İcmali Muhammed kimdir? Muhammed’dir. Allah değil midir? Allah’tır şüphesiz. Muhammed’i yaratan da O, Kitabı gönderen de O, kâinatı Tafsili, İcmali yaratan da O. Denir mi Muhammed yarattı? Ama anlayasınız diye bunlar anlatılıyor. Resulullah Efendimizin bütün mücadelesi bunu anlatmaktı. Bunu anladığın gün,”Ey Habibim” diyor, ”Gel, aramızda hiç bir fark kalmadı, sen ben, ben sen oldum”. Hadis-i Kûdsî ; ”Öyle bir anım olur ki, Kulumla benim arama ne mürsel bir peygamber, ne mukarreb bir melek giremez.”. Ayet; ”Haleka-l insane allemehül beyan”. Biz beyan ediyoruz Allah’ın büyüklüğünü. Dağlar, Taşlar, Ovalar, Güneşler… Onların haberi yok. Kimin haberi var? Cenab-ı Allah kimde tecelli etmişse.
İki sıfat vardır. Bunlardan birisi Hadi, birisi Mudil. Mudil sıfatına uğrayanlar hidayete ermedi, Hadi sıfatına erenlerde dalalette kalmadı. ”Bazılarını, bazılarından üstün kıldık”,buna Refiud Derecad deniyor. Eğer sana o derece gelmemişse ”öyle bir şey yanlıştır” deme. Çünkü ” Siz bildiklerinizin dostu, bilmediklerinizin düşmanı olmayın” diyor. Allah’ın katını, Allah’ın varlığını, Allah’ın kudretini herkes bilemez. Bunu aramızda da fark ederiz. Kimi zengin, kimi himaye ye muhtaç. Şeriatta da, Hakikatte da bir şey var; biz iradeyi topluma vermedik, şahsa verdik. İrade kimin? Allah’ın. Kime vermiş? Resulullah Efendimize. Allah deyince Muhammed gelsin aklınıza, Muhammed deyince Allah gelsin hatırınıza. Her ne kadar biri yaratan, biri yaratılan ise de, yaratan birdir. iki olmaz hiç bir zaman. Bilgisini verdi O’na, sanatını verdi, hünerini verdi.
Bize de veriyor, veriyor ama mal sahibi değiliz, tellaldan ibaretiz. Bir parmak bal çaldı ağzımıza. İbrahim Ethem Hz. diyor,” O bir parmak balın lezzetini ağzımızdan almak için bütün ordularını seferber ederlerdi, bilselerdi”.Bu veliler zuhur etmiş, bilhassa Anadolu evliya yatağıdır. Elimin parmakları kadar sayılıdırlar. Camii yapınız, Camii onarınız, Mescit yapınız..! Mescit ikidir. Bu vücut mescidi onarılmadıkça, o mescit bu mescidi onaramaz. O da kaya bu da kaya. Bu vücut mescidi Allah’a ve Resulüne yakınsa hemen koşar o mescidi onarmaya. Bunlar iman mevzuları, bunların üzerine şeriat mevzuları bina edilmiş. Önce İman sonra İbadet. Ne arıyorsak arayalım, kendimizde bulacağız.
Hasan Fehmi Hazretleri diyor ki;
Teheccüd namazı farz değil sana
Yetim malı”dır yakar baştan başa
Teberrüken kılar, Fehmi yok haşa
Yalvar kul Allah’a seher vaktinde
“Makam-ı Mahmud’a ulaşan Teheccüd namazını kılabilir”.”Bekle arif kapısın, yüz göstere irfan sana”.Bu işin peşini bırakmadıkça. Bu işin peşi Allah’tır ve O’nun Resulü. Bu âlemde onun peşini bırakmadıktan sonra ve bu işin neticelenmedikten sonra, sen ölmüş sayılamazsın. Asıl hayat kabirdedir. Yunus Emre, Hacı Bayramı Veli, Mevlana onlar da bizim gibi insanlardı. Yerlerdi, içerlerdi, ama onlara bu aşk verildi. En büyük keramet bu sohbetin dinlenmesi.
Bütün kâinat zerresinden, kürresine kadar bu sohbeti dinlemek için iştiyak halindedir. Bilmediler Muhammed konuşurken. Cenab-ı Hak dedi ki; ”Ey gafiller, susunuz, dinleyiniz, ola ki rahmet edilesiniz. Siz onu kendinizden zannediyorsunuz. Kendinizdendir, inanasınız diye kendinizden getirdik. Ama sizden değildir O. Hem sizdendir, hem bizden O. Öyleyse fark edemezsiniz. Fark edebilmek için Muhammed’i iyi anlamak lazım. O zaman biz tenezzül ettik, insaniyete geldik, ademiyete geldik.”



