Kifâyetli Muhteris / İsmail Güleç

Kifâyetli Muhteris Bu köşenin devamlı okurları yıllar önce “Kifâyetsiz Muhteris” başlıklı bir yazı yazdığımı hatırlayacaklardır. Ehibba vü yârândan biri “Bu muhterislerin kifâyetlisi olmaz mı?” diye sorunca “Olmaz olur mu?” dedim ve “Hatta daha da şedid ve şerîr olurlar” diye ilave edince “Allah şerlerinden muhafaza buyursun” diye dua etti. Kifâyetli muhterise geçmeden önce kifâyet ve muhterisin sözlük anlamlarını hatırlayalım: Kifâyet: Yeter miktarda olma, yetişme, elverme, kâfi olma ve bir işi yapma husûsunda başkasına ihtiyaç göstermeyecek güçte olma, yeterlik, iktidar. Muhteris: Çok istekli, çok arzulu, coşkulu, ateşli kimse ve doymak bilmeyen, kanâat etmeyen, hırslı (kimse), haris. Mezkur yazıda kifayetsiz muhterisi, bir işi yapabilmek

Kifâyetli Muhteris / İsmail Güleç Devamını Oku »

irfan sofraları

Bütün Fiiller Hakk’ındır (Enfâl,17) “Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı”

Bütün Fiiller Hakk’ındırNİYAZÎ-İ MISRÎİRFAN SOFRALARI56. SOFRA S. 143-144 Bütün fiiller Hakk’ındır. Sûretler onun âletleridir: “Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı.” (Enfal, 17). Fakat kulun sûretinde Hak’tan başka bir mutasarrıf (tasarruf eden) olmadığını kul bilmediği, unuttuğu için, kendisinin bir iradesi, ihtiyârı ve Hak’tan ayrı bir vücûdu olduğunu sanır. Mesela varlığı Allah’tan olan sanatkâr, kendine bir varlık tasavvur etse, gaflet halinde kendisini sâni (yapıcı) sanır. Bu kötü tasavvur, gafletinden ileri gelir. Ama kendisini Hak bilerek fiili ve ihtiyârı kendisine isnat (yakıştırma, nispet etme) etse, bu kötü değildir. Çünkü o fiil sûretten çıkmıştır. O fiili o sûrette ve o mertebede görünen

Bütün Fiiller Hakk’ındır (Enfâl,17) “Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı” Devamını Oku »

Pir Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî 139. Vuslat Yıldönümü Burak Anılır Konuşması

Pir Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî 139. Vuslat Yıldönümü Burak Anılır Konuşması 19 NİSAN 2026 İZMİR KONUŞMASI Kıymetli Hazirun, Değerli Gönül Dostları, Sözlerime başlarken, bu yıl vuslatının 139. sene-i devriyesinde yâd ettiğimiz Cenâb-ı Pîr Eş-Şeyh Es-Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî hazretlerinin maneviyatına hizmet gayesiyle bu mecliste bir araya gelen siz kıymetli dostlarıma en kalbi selam ve muhabbetlerimi sunuyorum. Malumunuz olduğu üzere melâmetin özünde ‘levmedilmek’, yani kınanmak yatar. Levm genelde sanıldığı gibi kendini toplum nezdinde gizlemek için kasten şerr-i şerife aykırı hareket etmek demek değildir. Bu Levm anlayışının iki temel direği vardır. Bunlardan ilki âfâkın levmidir; yani hiçbir kınayıcının kınamasına aldırmadan, Hakk’ı ve hakikati

Pir Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî 139. Vuslat Yıldönümü Burak Anılır Konuşması Devamını Oku »

Mânâ Denizi

Mânâ DeniziAbdülkâdir GeylânîMektubat-ı GeylaniS.23-27 Bu mânâ denizi çok engindir… Orada azîmet sefineleri (gemileri) yüzer… İçinde ise Hak yolcuları… Onlar için ne dalganın önemi vardır ne de çeşitli deniz tehlikelerinin… Sakın o yolcuları taşıyan sefineleri küçük sanmayasın… İşte onun tarifi: “O sefineler, dağlar gibi dalgalar arasından süzülür gider… O, yolcuları çeker götürür.” (Hûd, 42) ve bu yüce mânâlar taşıyan cümle, aynı zamanda o yolcuların sefine yelidir… Yelkenlerini iter. Düşün… Bir daha… bir daha düşün… “Onlar Allah’ı; Allah da onları sever…” (Mâide, 54). Bu âyet-i kerîmenin delâlet ettiği derin mânâyı düşün… O mânâ engin bir denizdir… Ve bu denizin adı, aşk

Mânâ Denizi Devamını Oku »

Yaşadığımız Ortam, Melamet (Melamilik) ve İslam

Yaşadığımız Ortam Melamet ve İslam

YAŞADIĞIMIZ ORTAM MELÂMET VE İSLÂM MELÂMET kelimesi, Arapça LEVM kökünden türetilmiş, KINAMA ve KINANMA anlamlarını içeren bir kelimedir. Melâmet anlayışındaki KINAMA, kişinin kendisine, kendi nefsine yönelik özeleştirisi demektir. LEVM yani KINAMA, haset, buğz , kibir, inat, enaniyet, gurur, ihtiras, nefret gibi nefsânî huyların, MUHAMMEDÎ EDEP çerçevesinde düzene sokulması ve kabul edilebilir hâle dönüştürülmesi amacıyla bilinçli olarak yapılan bir MÜCÂDELE, MUHÂKEME, MUHÂSEBE ve MÜCÂHEDE’dir. Bu kınama, kişinin kendisine SELÂM vermesini, kendisini selâmete eriştirmesini, kendisi ile barışık ve tanışık olmasını sağlar. Kişinin nefis terbiyesinden geçerek nefsânî huylarından arınmasını, adalet, sevgi, muhabbet, sabır, tevâzu ve yardımseverlik gibi RABBÂNÎ hasletlerle bezenmesini sağlar. KINAMA,

Yaşadığımız Ortam Melamet ve İslam Devamını Oku »

Ben söyleyim, ko Allah şaşırtsın

Ben söyleyim, ko Allah şaşırtsın “Ben söyleyim, ko Allah şaşırtsın” Hurşit amcadan güzel sözlerden biri de budur. Bir yere davet etmek gerekir birisini, ama belki de gelmesi istenmez. Doğrudan yüzüne söylenmez “gelme” demek. Onun için yarım ağız davet edilir. Arkadan da “ben davet ettim ama, inşallah gelmez” manasına söylenir bu söz. Malumdur ki, “ko” demek “bırak” demektir. Bırak ta Allah onu şaşırtsın da gelmesin. Burada hem kibarlık var; davet ediliyor, hem de gelmesini istememek var, ko Allah şaşırtsın deniyor. Allah şaşırtsın ifadesi ; Allah o davet edilen kişinin aklına başka bir şey koysun da bizim davetimizden vazgeçsin, gelmesin manasınadır.

Ben söyleyim, ko Allah şaşırtsın Devamını Oku »

irfan sofraları

Acı ve Tatlı Sulu İki Deniz

ACI VE TATLI SULU İKİ DENİZNİYAZÎ-İ MISRÎİRFAN SOFRALARI2.SOFRA S.18-20 “Acı ve tatlı sulu iki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirinin sınırını aşamazlar.”Rahmân Suresinin 19. ve 20. ayetleri Âyetin anlamı şudur: Tatlı denizi ve acı denizi salıverdi. Bunlar karşılaşıyorlar, yaklaşıyorlar, yüzeyleri birbirine temas ediyor. Fakat aralarında birbirine geçmelerine mâni bir berzah (açıklık) vardır. Bundan dolayı biri diğerine karışarak onun özelliğini bozmaz. Yani sınırlarını geçemez ve aralarındaki engeli bozmazlar. Burada iki denizden maksat, şeriat ve hakîkattir. Allah Teâlâ onları salıvermiştir. Karşı karşıya gelirler, komşu olurlar, yüzeyleri birbirine dokunur. Öyle ki şeriatte bulunan her ilim ve amel hakîkatte

Acı ve Tatlı Sulu İki Deniz Devamını Oku »

kaç sevaptan girme günaha

Kaç Sevaptan Girme Günaha

Kaç sevaptan girme günaha Hurşit Aysan amcadan duyduğum bu sözü hatırladım ve kaleme alıyorum. Mecelle maddelerinden biri de “ Def’-i mefsedet/mazarrat, celb-i menfaattan/menafiden evladır” der. Yani önce kötülüğü sav, sonra iyiliği düşün, yerine getir. “ Taife-i Melami / Terkederler ağyari / Zikrederler Allah’ı / Kendine gel hey kendine” **28.03.2026 Cumartesi/ 9 Şevval 1447 Nuri Ef. bu dörtlükte, önce terki; def-i mazarratı, sonra da zikri; celb-i menfaatı işaret ediyor. Yemeğe başlamadan önce elleri yıkamak, sonra da helal yiyecekleri Besmele çekerek yemek esastır. Vecizeye somut örnek Şekerci Mehmet Özbek kardeşten geldi. Anlatıyor: Birgün İzmir’de belediye otobüsüne binmekte zorlanan yaşlı bir bayana

Kaç Sevaptan Girme Günaha Devamını Oku »

melamilik nedir

Melamilik Nedir? Melamilik Ne Anlama Gelir? Tarikat mı?

melamilik nedir? ne anlama gelir? Sözlük ve Terim manâsı: Melâmet, sözlükte LEVM kökünden gelip, kınamak, azarlamak ve çıkışmak manalarını taşır. Melâmet zevk ve görüşüne sahip olana önceleri Melâmetî denmiş, sonraları bu terimin yerine Melâmî olanı kullanılmıştır. Her iki tabir arasında manâ farklılığı yoktur. Melâmî sözlükte, Melâmetiyye mesleği veya Melâmetiyye mesleğinden olan diye açıklanmaktadır. Melâmîlik terim olarak, bağımsız bir tarîkat olmayıp, bir neş’e ve haldir. Gayeye varmak için bir meslek ve bir meşreptir. Bu meslek ve meşrebin icrasında zikir ve fikir olup; taç, hırka, tekke ve zaviye yoktur. Melâmîlik, bir sohbet yoludur. Sohbetleri gizli değildir. Kahvehanelerde, mescitlerde ve odalarda sohbet

Melamilik Nedir? Melamilik Ne Anlama Gelir? Tarikat mı? Devamını Oku »

Scroll to Top