Aşık Hüseyin Amcamız (Hüseyin Meraklı)

Aşık Hüseyin Amcamız
(Hüseyin Meraklı)
1958 yılında Yugoslavya/Makedonya’dan Türkiye’ye göç ettiklerinde nüfus memuru sorar: -Amca burada soyadınız ne olsun? Dedesi cevap verir: – A be oğlum, biz buraya,Türkiya’ya gelmekten çok meraklıydık. Memur da hemen ; – Öyleyse sizin soyadınız Meraklı olsun, der ve öyle olur.
Babası İsmail Amca sessiz ve güleç yüzlü bir ihvandı. Yaz günlerinde koltuğunun altında iri bir karpuz yavaş yavaş gayet nazik bir şekilde 6102 sokak No: 13’teki evimize ziyarete gelirdi. Aman Allahım, neydi o karpuzun rengi ve tadı… Kan kırmızı bir renk, bal gibi bir tad. Parmaklarımız yapış yapış olurdu yerken. Nerde o günler!! Hurşit amcam ne demişti; – Getirin o günleri yakalım bu günleri.
İsmail amca, Karşıyaka Lisesi kapısında görevli idi ve oradan emekli oldu.
Aşık Hüseyin amca da Karşıyaka- Soğukkuyu Kömür deposunda hizmet ediyordu. Babacığım kendisine; -Hüseyin, göreve on dakika önce gideceksin ve görevden on dakika sonra ayrılacaksın, diye tenbih etmişti ve bu emre emekli oluncaya kadar uydu.
Hanımı Suphiye yenge de çok sadakatli biriydi. Anacığım bizim evden onların derenin öbür tarafındaki evlerinde ona seslenir, kadıncağız işini gücünü bırakır yazın akmayan dereyi iner ve taze yumurtaları alır, konu komşuya ulaştırırdı. Bir ara tavukçuluk yaptı ailemiz , hem iktisad hem de gurbette okuyan bendenizin hasretini gidermek için 1967-1972 yılları arası. Libya’da yüksek tahsilde idim.
Aşık Hüseyin amca kayınpeder Süleyman Ef. ile ilk önceleri Halkapınar Basma Fabrikasında çalışıyorlardı. Çiğli’de İlahici Süleyman Vardar Ef, ile irtibatları vardı. Ben de bu mübarek insanı 1960 ‘lı yıllarda tanıma ve evinde sohbetlerde ve zikir halkalarında bulunma şerefine erdim. Babacığım yanından hiç ayırmazdı o günler.
Sonraları bizimle tanıştılar. Biz onların ellerinde büyüdük. Birgün eski küçük evimize gelmişti. Babacığım birden ona;- Hüseyin kalk, tut Hasan’ın ve Kamil’in ellerinden bir ayak zikri yapın, demişti, Biz de emri yerine getirdik. Ben o zaman 12-13, merhum kardeşim Dr. Kamil’de 5-6 yaşlarında idik.
Efendi Babamız 1956 yılında İzmir Orman Dairesine memur olarak girmişti. 1970’li yıllar olsa gerek. Birgün Hüseyin amca saat 15.00 de işten ayrılmış eve gidiyor. Dedebaşı’nda Yamanlar Dağına giden ana yolda Efendi Babamla karşılaşıyorlar. Babacığım Yamanlar’daki Orman deposuna görevli gidiyor. Altlarında idarenin jipi var. Hüseyin amcaya hal hatır sorduktan sonra; -Hüseyin, işin yoksa bizimle gelir misin depoya, diyor. O da hemen kabulleniyor. Jiple yolculuk başlıyor. Dağa tırmanıyorlar. Efendi babam yolda cebinden bir kağıt çıkarıyor ve ; -Hüseyin al bu ilahiyi oku, ama bundan sonra kağıttan değil ezbere okuyacaksın, diye tenbih ediyor. Ilahi, Efendi babamızın çok sevdiği ve birinci derecede değerlendirdiği şu unutulmaz manidar ilahi, Hasan Fehmi Tezdoğan hz.lerinin:
“ Bir yüze verdim gönül her dem ona divane ben – Yakarım sinemi onun aşkına pervane ben
Geç bu sevdadan dediler salma kavgaya başın – Ben geçerim sevda geçmez uğradım emraza ben..-
..Mavera-yı akl içinde sohbet ettim dost ile – Fehmi dediler bana çün vakıfım esrara ben”
ve
“Aşkın meyinden bir kadeh içtim – Sarhoş göründüm ağyare karşı… vd.ni zevkle okurdu.
Bugünden sonra Hüseyin amcamız ilahileri ezbere okudu. Hasan Fehmi ef. başta olmak üzere Ahmet ef . babamız, Hacı baba ve diğer büyüklerimizin divanlarını ezberledi ve ünvanı “Aşık Hüseyin Amca” kaldı.
Efendi babamızın “ Aşkıma aşk kat”, “Biz geceyi güne kattık” ve Hacı babamızın” Her yüzden nazarım sen” ilahilerini okurken ihvan zikirle coşar, kendinden geçerdi. Okuduğu ilahilerin birçoğu bugün vidyolarda kayıt altına alınmıştır.
Efendisine olan sevgisinden dolayı küçük oğlunun adını Fehmi, küçük kızının adını da anamın adı Asiye koymuştu….
Emekli olduktan sonra bir ara Muhittin amcanın Bayraklı’daki kayıkçı dükkanında çalıştı. Birgün dökülen çivileri eliyle tek tek toplarken Usta kendisine; – A be koca göçmencik, naparsın der, o da; – Görürsün be usta, çivileri toplaaarım, diye cevap verir. Usta içeri girer, koca bir nal mıknatıs getirir, daha yoldayken çiviler yerlerinden hoplamaya başlar., mıknatısı attığında ise yakınındaki bütün çiviler uçarak gelir, nal mıknatısın üzerinde toplanır . İşte böyle, istidadı tam olanlar da mürşid-i kamilin etrafında bu şekilde toplanır.
Yine birgün Mercedes ile işyerine giderlerken coşmuşlar ve yüksek sesle ilahi zikir yapıyorlar. Yanlarından geçenler onlara bakıp diyorlar ki; – Şu koca adamlara bak, akşamdan çok içmişler her halde, kendilerinden geçmişler… Hasan Fehmi hz.leri ne diyordu bir ilahisinde; “Aşkın meyinden bir kadeh içtim – Sarhoş göründüm ağyare karşı”. Bir başka Hakdostu da şöyle diyor; “ Bilmeyen ne bilsin bizi – Bilenlere selam olsun”..
!960’lı yıllar, Hüseyin amcanın da olduğu bir hatıra. Şimdi Dedebaşı’ndaki Örnekköy Camiinin karşısında merdivenle çıkılan ve etrafı asmalarla çevrili yüksek kahve vardı. Sohbette cami imamı Hafız Ali Eryiğit hoca o zaman ki bilinen ve söylenen adıyla Şemikler cami imamı Sabri hoca ve oradan birkaç ihvan var. Sohbeti akışına kapılan Sabri Hoca(Hacı Baba) Efendi babaya ; Orası “la mevcude illallah” değil mi deyiverir. Sert bakışlı, mavi/çakır gözlü Efendi babam büyük bir hiddetle Sabri Hocaya; – Sus, sen o kelimeyi nasıl söylersin, senin abdestin yok, der. Tabii Hocaefendi bu sert ifade karşısında önce şaşırır, içinden hiddetlenir ve kendi kendine, “ben imamım camiden geliyorum, nasıl abdestim olmaz” diye mırıldanır. Tabii, kendisi o zaman Melamete intisaplı değildir. Ve kısa bir zaman sonra içi soğur ve söylenen sözün ne manaya geldiğini kavrar ve Ali Hoca’nın evinde biat eder. İşte böyle aziz dostlar, Hüseyin amca bu harikulade esrarengiz hadiseye şahit olur. Sırası geldikçe bu olayı bizlere anlatırdı.
1960’lı yıllarda bir gece Yatsı namazı sonrası Şemikler’den eve doğru yola çıkarlar. Efendi babam, Hacı babam ve Hüseyin amca. Sohbet çok derindir,Ev edna’dan söz edilir.. Hacı Baba Efendi babaya dönerek; İşte ben senin maddi vücudüna bu çöp kadar değer vermiyorum, der. Daha sonra ayrılınca Efendi Babam Hüseyin Amcaya dönerek;- İşte Hüseyin, Sabri Hoca( o zaman ki söylenen adı) şimdi hakikatı anladı ve zevketti, der. Çünkü suretten sirete intikal etmiştir. Hüseyin amca şahit olduğu bu hadiseyi çok kere dile getirmiştir.
2000’li yıllar olsa gerek. Bir Cuma günü Suphiye yenge Hüseyin amcaya 5 kişilik börek yaptığını söyler ve bizi evlerine davet ederler. Ben de huyum kurusun, dostları kıramadığım için gittiğim yere biraz kalabalık giderim. Bir diğer amacım da,Dostlar birbirini daha yakından tanısın ve kaynaşsın, sureta ve sireta birbirlerinde yok olsunlar. Aynı, Ehl-i beyt efendilerimiz ve Ashab-ı Güzin efendilerimizde olduğu gibi. Şemikler’den Cuma namazı sonrası takriben 15 kişilik ihvan topluluğuyla davet evine geldik. Merhum Suat Hoca koca bir karpuz, bir diğer kardeş beyaz peynir, bir diğeri zeytin ve bir diğeri de tatlı almışlar. Eve vardık. Sonradan Hüseyin amca anlatıyor: Hanımı amcamızı kenara çekmiş ve – Ben demiş 5 kişilik hazırladım, şimdi n’apaciz, mahcup oldum. O da kendisine: -Üzülme be hanım, gelenler derviş arkadaşlarımız. Onlar dünyayı umursamazlar, ne varsa yeriz Allah’a şükrederiz., demiş.
Yedik içtik dualar ettik. 5 kişilik börek hepimize yetti de arttı bile. İlahiler, zikirler ve sohbetle meclisimizi coşturduk. Dağıldık ve yenge amcamıza; Hüseyin, daha sizin işinize karışmayacağım, bir şey demeyeceğim, dediğini amcamız bize tebessüm ederek anlattı. İşte canlar, biz dervişler “yük olmaya değil, yük almaya geldik” diyen yüce atalarımızın izinden gidiyoruz vesselam.
Aşık Hüseyin amca üçkatlı evimizin inşaatında çok çalıştı. İmam Ali hocaya harç karar, tuğla taşırdı. Onun yanında diğer ihvan kardeşlerimizin de sonsuz hizmetleri olmuştur. Kimi kireç, kimi kereste, kimi Mustafa Soyyiğit hocam gibi çimento taşımış ve 1972’de başlayan 3 katlı binamız 1975’te bitirilmiştir. Mehmet Köse ustamızı da çok büyük rahmetle anıyoruz, diğer göçen ihvanları Mahmut Dede ve kayınpeder Süleyman ef.lerle birlikte. Babam anam gibi ben de buradan Hakk’a yürüyeyim diye çok istedim, çok direttim ama kader kalemi oraları kentsel dönüşüme kurban etti. 70 yıllık hatıralarımız şimdi zihnimizde ve hayalimizde canlanıyor vesselam.
Anlatmasam olmaz. Biliyorsunuz bendeniz gittiğim dostlara birkaç canla giderim demiştim. İşte bunlardan birinde Suphiye yenge bana ;- A be Hasan Efendi, topladın yine cemaati, diye tatlı bir ikazda bulunmuştu. Bunu bir çok defa dile getirmişti. Ben de bunda derin manalar bulur, memnun olurdum. Ne güzel, Hak dostlarını bir araya getirmek, derin ve manalı sohbetler yapmak.
2000’li yılların içinde Mehmet Dağ kardeşimiz Serinkuyu köprüsünün yanında küçük bir çay ocağı çalıştırmaya başladı. Yola meyilli, ana yolun altında bir yer. Oraya kimler geldi, kimler geçti…. Başta Hacı Babam olmak üzere en az 60-70 candost orayı şereflendirdi. Evimize yakın olduğundan bendeniz neredeyse hergün o mütevazı mekandaydım. Gelen melamet erleri ile sohbetimiz olurdu. Birgün bir kardeş geldi, saz çalma üstadı imiş. Adı Tahsin Cem Güzel. Çay ocağımızda asılı bağlamayı görünce hayran kaldı ve balıkların yeme geldiği gibi dervişlik oltasına takıldı. Elhamdü lillah hala bizimle. Karşıyaka’da İstanbul Perde’yi işletiyor. Gayet nezih ve pırıl pırıl bir müessese. Mustafa Ünlü kardeşimizin kızı Sultan’da çay ocağımızın yetiştirdiği gönül erlerinden. O zaman üniversite imtihanına hazırlanıyordu. Şimdi Mehmet Demir hoca ile izdivacından iki kızıyla Konya İller Bankasında güzel bir görevde. Beyi Mehmet Hoca da beni çay ocağında tanıdı ve aşk yoluna Melamete girdi.
Ocağımızın dışında ana yol üzerinde gevrek ve poğaça satılan bir seyyar büfe kurmuştuk. Orayla Hüseyin amcamız ilgilenirdi. Müşterilere güler yüz ve tatlı sözle hizmette idi. Birgün şöyle bir vakıaya şahit olduk. Oraya yakın oturan tanıdıklardan biri Aşık Hüseyin amcaya; Yahu size ne oluyor, dakikada bir biribirinize sarılıyor, öpüşüyorsunuz. Ben babamı bayram da zor öpüyorum, dedi. Dervişlik işte böyle bir şey. Her köşesinden sevgi ve nezaket fışkırıyor. Anlayana tabii ki.
Aşık Hüseyin amca bizlere candan sarılır ve her birimize “öpücük öpücük” der, öpmeyi ve öpülmeyi çok isterdi. Yazın Şekerci Mehmet Özbek kardeş ile sıkça gittiğimiz 2. kattaki boşlukta otururken, çardaktaki asmasından taze üzüm ikram ederdi.
Çay ocağımızdan Hakka yürüyen bay bayan yaklaşık 60 canı/ereni görüyoruz. Ruhları şadolsun. Şu anda çay ocağımızın yerine yüksek bina yapıldı.
Yengenin vefatından sonra Aşık amcamıza 2022 Ağustos’unda Hakk’a yürüyünceye kadar Türkmenistan’dan gelen güzel insan aynı zamanda dervişimiz olan Şükrü kardeş, büyük ihtimamla baktı.
Cenazesi evine geldiğinde duasını aşkla, heyecanla yapmak bendenize nasip oldu. Kader hükmünü icra etti. Hak’tan gelen Aşık Hüseyin Amcamız Hakk’a rucu etti. Cenaze namazını Şemikler Merkez Camiinde bendeniz kıldırmıştım. Doğançay Kabristanına kendisinden 12 yıl önce ölen hanımının üzerine defnettik, Ağustos 2022. Defin merasimi zikirli, ilahili, Kur’an’lı ve dualı bir şekilde ifa edildi. Dünyada birlikte olduğu sevdiklerinin yanına gitti. Orada sohbet halindeler, ne güzel.
Hakk’a yürüyüşünden sonra sahip olduğu eserlerini evlatlarının onayıyla kütüphanemizin en güzel köşesinde değerlendiriyoruz. Nur içinde yatsın..
“ Evvel giden ahbaba selam olsun erenler.” Allah Allah Allah Hu Hu Hu…..
Hasan Fehmi Kumanlıoğlu
İletişim Telefon: 0554 239 55 12



