“MUHABBET MELAMET” Nutku Şerifi’nin Açıklaması

Efendi Babamız Ahmet Kumanlıoğlu (1921- 28.07.1978 İzmir )
hz.nin Hakk’a vuslatının
47. Sene-i devriyesi.
Ruhu şad, himmeti Varolsun. Amin..
Bismillahirrahmanirrahim
Maide,5/54 ve Kıyame,75/2 ayetlerinde geçer “levm=kınamak” ile ilgili “levmete laim=kınayanın kınaması” ve “levvame= çok kınayan” kelimeleri..
Bugün 28.07.2025 Pazartesi. Şekerci Mehmet Özbek ve Levent Başkışla kardeşlerimizle Kütüphanemiz’de oturduk İkindi Namazı sonrası.
Muradımız ilahi söylemek. Bu mecliste de kendi ilahimin satırlarını terennüm ettim ve beyit beyit açıkladım. Arkadan coştum ve bu satırları yazmaya karar verdim.
“Yaz oğlum yaz, hatırdan çıkar hatıradan çıkmaz” derdi Efendi Babamız. Bu emre uyarak açıklamayı kaleme alıyorum. Hayır dualarınızı beklerim.
Muhabbetle dolunuz
Sevgiyle yoğrulunuzKül olup savrulunuz
Meslek-i Melamet’te
Yaratılışımızın nüvesi muhabbettir, sevgidir. “Küntü kenzen mahfiyyen feahbebtü en u’rafe fehalaktü-l halka” kudsi hadisi bunu ifade eder. Anlamı: “ Ben bir gizli hazineyim.Bilinmekliğime muhabbet ettim ve halkı yarattım”
“feahbebtü” muhabbet ettim demek olduğuna göre yaratılışımızın özünde muhabbet=sevgi vardır.
Muhabbetle dolunuz derken, yaratılışımızdaki özü hatırlatıyor ve gayemizi dile getiriyorum. “Hubbun olsun hubbullah”.Hasan Fehmi hz.nın buyurduğu üzere hub=muhabbet, Muhabbet-i İlahi olacaktır. Dünya hayatı, yaş büyüyünce masiva denilen perdeler etrafını sarıyor ve bu muhabbet denilen özü unutturuyor. O yüzden gelişimizdeki sırrı unutmamak için muhabbeti içimize tam manasıyla doldurmamız gerekiyor. Bunu bize Melamet neşvesi ve öğretisi sağlıyor.
“Muhabbetten Muhammed oldu hasıl – Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl ?”
İçimizi dolduracağımız muhabbetten bir diğer maksat, nur-i Muhammed hasıl olması gerekir. Aksi halde boşuna kürek çekilmiş olur. Bugünlerde geliştirdiğimiz slogan: Minareyi kaybetmemek lazım. Minare, nur saçan yer. Hayatın varlığının göründüğü yer. Minarenin olduğu yerde hayat var, Çünkü orada insan topluluğu var. Birbirlerini Allah için Rasulullah için seven iman ehli var. Minare, Kalem gibi, gökyüzünü işaret ediyor. İstikbal göklerdedir. Oraya kalemle; bilgiyle, irfanla, yazıyla ulaşılır, denmek istiyor.
Sevgiyle yoğrulmak, her bir hücreyi sevgi ile doldurup hayatiyetini sağlamaktır. Nasıl ki hamur yoğrulur; su,tuz,un, maya vs. birbirine katılır ve bir el gelip onları birleştirir, işte onun gibi sevgi de iç alemimizde yoğrularak bütün hücrelerimizi sarar, biz de “sevgi mazharı” olarak meydana çıkarız. Yoğuran el kimdir bilir misiniz? Biz ona halifetullah, mürşid-i kamil diyoruz. Fetih Suresi,48 /10. ayetten bunu anlıyoruz.” Sana biat edenler hemen ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli onların elleri üzerindedir”. İşte bu el bizi insan-ı kamil olma yolunda yoğuran eldir.
“yuhibbühüm ve yuhibbünehü” (Maide,5/54) de ifade edilen muhabbetin ta kendisidir. Dikkat ettiniz ise muhabbet ve melamet ayni ayette geçiyor. Bundan anlaşılan da “muhabbet ile melamet ikiz kardeştir” diyebiliriz.
Peygamberini canından bile çok sevmenin ve dahi birbirimize muhabbet etmenin imanın gereği olduğunu bildiren nebevî hadisler de vardır.
“Küllü şey’in hâlikün illa vechehu”= Herşey yokolucudur, O’nun vechi,zatı hariç” (Kasas,28/88)ayeti de bize yokluğu yani kül olmanın gerçekliğini hatırlatıyor. Kül, yanan cisimlerden geri kalan tortudur.
“Aşkınla yak kül et beni- Tek bulayım Mevlam seni” diye haykıran Seyyid Nizamoğlu (ks) değerindeki Hak aşıklarını rahmetle yad ediyoruz.
Kül olup savrulmak fena ender fena, yokluğu da yok etmek olsa gerek. Fena-i tam da denir. Ne isim ne resim, ne varlık, ne yokluk, ne sen ne de ben. Her bir var diye görünen mevhum, zannî, vehmî ve gölge varlıkların tamamen yok olduğu mertebe. “La mevcude illallah veya illa hu”
“Fenayım Hak’ta vallahi – Ne bilim kaldı ne tanım” diyor Niyazi Mısrî Sultan.
“Gördüklerim Seninledir -Bildiklerim Seninledir – Kesret vahdet Seninledir- Seninledir Ahmet Şeyhim” diyor bu konuda Efendi Babamız.
Meslek-i melamet, büyüklerimizin dediği gibi Meslek-i Celil-i Muhammedî‘dir. Fenafillah ve bekabillahı içerir. Şeriat,tarikat,hakikat ve marifeti içinde barındırır. Marifet, nefsini tanıyıp oradan Rabbini tanımaktır. Ölmeden evvel ölme sırrına agâh, vakıf olmaktır. En büyük melamet erbabı Hazreti Muhammed Mustafa(sas) efendimizdir. Sonra ehl-i beyti, ashabı ve onlara uyanlar gelir. Büyük Mutasavvıf Muhyiddin Arabi hz.leri Fütuhat-ı Mekkiyye eserinin 309. kısmında bu hususta açık ve geniş izahat verir.
Pirimiz Seyyid Muhammed Nurü’l-Arabi (1813-1887) hz.leri son devrin Melami ulularından olup, O’nun halifesi Salih Rifat Ef. kanalıyla Ali Rahmi Ef. ve Hasan Fehmi Ef.(1885-1951) ve Efendi babamız Ahmet Kumanlıoğlu(1921-1978) gelir.Efendi babamızın yetiştirdiği ve görev verdiği candostları merhum H.Sabri Soyyiğit, merhum H.Ahmet Soyyiğit, merhum Yaşar İlaslan, oğlu Hasan Fehmi Kumanlıoğlu, damadı Dr. Kemal Aydın ve kızı Şadan Aydın anne gelmektedir.
Günümüzde hizmet ağır aksak ilerlemektedir. Çıkardığımız yayınlar inşallah yararlı olacaktır. Evlatlarımızın da aynı çizgide gitmesi için gayret sarfedilmektedir. Rabbim nasip eylesin.Amin
İdraksizi kovunuz
Yeri yok bu meclisteAnlayışlı olunuz
Meşreb-i Melâmet’te
Mehmet Akif merhum diyor ki:
“Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım
Boğamazsın ki hiç olmazsa yanımdan koğarım “
Bundan anlaşılan “kovma=koğma” fiili hakmış, gerçekmiş. Kimler kovulur ?. Zalimler, hainler, hakkı ve hakikatı kabul etmeyenler. Yani kısacası karanlıkta kalanlar.
26.11.1974 tarihinde yazdığım bu ilahinin yazılma sebebi:
Asteğmen olarak askerlik görevimi o zaman Konya’da bulunan 2. Ordu’da yapıyordum. 01 Ağustos 1974 – 31 Temmuz 1975 arası. Konya Hava üssünde görevli Yaşar İlaslan Ef, ağabeyimizin üstün gayretleriyle bir dervişan grubu oluşmuştu asker ve sivil taifeden . Efendi Babam bizi ziyarete geldi. Bir arkadaş havacı astsubay arkadaşının tanışmak maksadıyla sohbete gelmek istediğini bildirdi. Bir Pazar günü Zindankale Ali Efendiler Apt.daki dairemize geldiler. Sohbet başladı. Efendi Babam meslek-i melametin özelliklerini anlatıyor, gelen şahıs her defasında itiraz ediyordu. Sohbeti kabullenemedi. Vahdet-i vücut kokusuna tahammül edemedi. İslam’ın zahirinde/kışrında kalanlar derunî manayı kavrayamazlar. Öyle de oldu. Efendi Babam hayli yoruldu, kan-ter içinde kaldı. Sonra gittiler. Ben de bunun üzerine bu mısraları kaleme aldım.
Gelen şahıs belli bir inanca çok katı bir şekilde bağlanmış, hiç esneklik yok. Buna atalarımız “Nuh der Peygamber demez”diyorlar.
İlm-i Ledün’nü idrak etmek için yüksek beyin ve idrak gücüne sahip olmak gerekir. Bu hususta en büyük delil Yüce Kitabımızda Hz. Musa İle Hızır(as) arasındaki geçen kıssadır.
“Sen benimle buna dayanamazsın” (Kehf,18/67) dedi Hızır. Nedir o dayanılamayan hakikat ?. İlm-i esrar, ilm-i hakikat, ilm-i ledün’dür. Sonunda ayrıldılar.
İdraki olmayanlar, bu ilimden uzak tutulmalılar. Hz.Musa teslim oldu, manayı kaptı. Belkıs, Hz.Süleyman’ın davetinin özünü kavradı, teslim oldu, kendini İslam’la şereflendirdi. Onun için tefekkürü geniş tutup, hakaik-i ledünniyeyi kavramak gerekir. Bunun için anlayışlı olmak, olmazsa olmaz şarttır. Melamet meşrebi bunu ister. Efendi Babam bu hususta Fehm-i Melamet kavramını geliştirdi. Anlayışla yapılan bu hizmet sektörüne Melamet-i Fehmiye ünvanını verdi. Biz de acizane O’nun açtığı bu çığırda mütevazı bir halde yürüyoruz inşallah.
Meslek ve Meşreb, derin manalı kelimelerdir. İşin zahirinde kalanlar: evrad, ezkar, zühd, şalvar,takke, sakal, cübbe, sarık, perhiz gibi dış görünüşe ait tavırlar içinde kalır, tarikat erbabı olurlar. Melamet meslek ve meşrebi bunlara bağlı kalmaz. Aşkı öne alır. Böylece işi kolaylaştırır.
En’am,6/52. ayet “ Vela tetrudillezine…” diye başlar. Anlamı “ Ve sabah akşam sadece Allah’ın rızasını/vechini arzulayarak Rabbine dua ve ibadet eden (bazı fakir) insanları da (kendini beğenmiş müşriklerin hatırı için) huzurundan uzaklaştırma/kovma…”
Bundan anlaşılan: Nefsine uyanlar, idraksizler kovulur. Şeytan da Adem’e secde etmediğinden huzurdan/meclisten kovuldu . Sad,38/77 ve Hicr,15/34 “Fahruc minha feinneke racim” Anlamı: “Haydi çık oradan.Sen kovulmuş birisin” . Bu konuda ayetler açıktır. Arapçada “tard” ve “recm” dilimizde “kovmak/kovulmak” manasınadır. Bu hüküm, makamat-ı Tevhid’de Hazretü’l-cem zevki üzere olup Şeriat’ta kılı kırk yarmaya işaret eder.
Sağınızla solunuz
Ayağınız kolunuzYakın her varlığınız
Külhan-ı Melamet’te..
“Yürü külhana yürü
Yanmaktan korkma yürü
Rabbim narı nur eder
Geçip nardan nuru seç”
diyor Ahmet Ef.babamız.
Külhan; ateşin bol olduğu yerdir. Fırında ve hamamda bulunur. Büyük iş görür.
Demek istediğimiz,
nisbet efaliniz; ben yaparım,
nisbet sıfatınız; ben bilirim
ve nisbet vücudunuz; ben varım demenizi külhan-ı melamet olan Tevhid-i Zat’ta yakınız.
Bütün bu gelişmeler bir mürşid-i kamilin gözetiminde yapılmalıdır.
Aksi halde, hasarı büyük olur. Onulmaz yaralar açar. Nemrud ve Firavun olma tehlikesi vardır. Allah korusun.
Güller gibi kokunuz
Bülbül gibi ötünüz
Dikenleri sökünüz
Bahçe-i Melamet’te
Tasavvufî tarikatların ve Melamet içinde yüzenlerin hakikata ermeleri iki gerçekle oluşmaktadır. Biri Mürşid, diğeri de Mürid. Her ikisi de kâmil olmalı ki sağlam netice alınsın ve “vuslat” gerçekleşsin, “vasıl-ı billah” olunsun. Mürşid-i kâmil güldür. Mürid-i kâmil ise bülbül. Bülbül güle, gül de bülbüle aşıktır. Bu hakikat her zaman işlenir şiirlerde ve ilahilerde. Ahmet Ef. babamız bir ilahisinde ; “Mevlana gül idi Yunus da bülbül “ diyor. Hasan Fehmi Tezdoğan ef.miz de; “Güle bülbül olalım Bülbüle gül olalım Doğru yolu bulalım” diyor.
Gül, Hazreti Muhammed (sas) ef.mizi remzeder. O’nun kokusu kainatı tutmuştur. Burnu koku alanlar o kokudan mestolur. Biz ise bülbülüz. O’nun ümmetiyiz. Biz müminler ümmet-i icabet, gayr-i müslimler ise ümmet-i davet olarak kabul edilir, adlandırılır.
Gül dikensiz olmaz derler. Ama az da olsa, olanları varmış. Biz de yıllar önce “ Dikensiz Güller/İzmir -2002” adında bir eser yayınlamıştık. Dikenlerin söküldüğü yani nisbet varlıkların atıldığı aşk yolunun rehberleri olan Dikensiz Güller; Mürşid-i Kâmilleri anlattığımız mütevazı bir kitap. Melamet bahçesinin ne diken olur güllerinde, ne mayın olur yollarında. Ehl-i beyt, âl-i abâ aşkıyla yananlar işte burada Melamet Cennetinde Kevser ırmağından kana kana içerler. Dikenleri sökmek, mürşid-i kamilin telkiniyle alınan, talim edilen zikirle hem de daimi zikirle olur. Her nefeste üç kere Allah Allah Allah demekle başlar. Bülbül gibi ötmek derler bu uygulamaya aynı zamanda. Sonra Efendimizin gördüğü lüzum üzerine İlm-i Tevhid’in Fenafillahta üç, bekabillahta da üç olan makamıyla devam eder dikenleri söküm işi. Bir salik/mürid ancak hatmül-meratib olunca şirk-i hafiden/ gizli şirkten, dikenden kurtulur diyor ulu kişiler.
Melamet bahçesi, tertemizdir. En ufak kiri kaldıramaz, kabul edemez.
Daim olsun aşkınız
Muhabbetle zikriniz
Erisin nisbetiniz
Bu aşk-ı Melamet’te
Atalarımız ne diyor; “Kâr işin devamındadır”. Biz de bu parolaya bağlı olarak haykırdık. Aşkımız, muhabbet ve zikrimiz daim olsun diye. İşte böylece kendi nefsimize nisbet ettiğimiz fiilimiz, sıfatımız, vücudumuz ve sahip olduğumuz dünya varlıklarımız ve haset, fesat, acaba, vesvese, kuruntu, hayal ve zanlarımız eriyip kaybolacaktır. Kolay değil. Bu faaliyet minel-mehdi ilel-lahdi(doğumdan ölüme) devam edecektir.
“İman ettik deyip imtihan edilmeden salıverileceğinizi mi sandınız”(Ankebut,29/2) ayeti buna amirdir. Çok uzun bir yolculuk. Buna bu dilde seyrüsüluk derler. Aşk-ı Melamet, Melamet’e gönül vermektir, candan bağlanmaktır. Çünkü Efendi babamız “ Kim Melami olduysa selamette o demektir” vecizesiyle melamete olan aşkın derecesini ve nihayetini bildirmektedir.
Tomar-ı Turuk-ı Aliyenin Melamilik bölümünü işlerken Sadık Vicdani şunu der: “Urefa indinde münteha nokta melamettir. O da “la mevcude illallah”sırrına ermektir”. Bunun manası; Arifler katında varılacak son nokta melamettir.O da “ Allah‘tan başka varlık yoktur” sırrına ermektir.
Hasan Fehmi dolumuz
Melamettir yolumuz
Selamettir sonumuz
Bu rah-ı Melamet’te
Şah beytimizde Hasan Fehmi hem yazan kişi olarak bendenizi, hem de doğduğumda 1949’un ilk aylarında İzmir’den Menemen’e teşrif eden kendi adını bana lutfeden Hasan Fehmi Tezdoğan hz.lerini ifade ve işaret ediyor.
“Dolumuz”daki dolu kelimesinin birçok manasına rastladık sözlükte. Ama bizim tercihimiz dolunun, agâh ve bilgin olduğu yönündedir. Buna göre; Hasan Fehmi bizim üstadımız ve efendimiz demektir.
O’nun gösterdiği yol ve hedef Yüce İslam’ın prensipleri içinde olan kendini bilme Rabbini bilmeyi içeren Melamet rahıdır, cadde-i kübrasıdır, bulvarıdır. Rah Farsça, tarikat Arapça yol demektir. Ne güzel şimdi devletimiz bölünmüş yol yapıyor, otoban yapıyor üç gidiş üç gelişli. Trafik rahat aksın diye. Hakk’a vuslat için en kestirme yol, aşk yoludur. Biz de onu melamette bulduk. “Yolumuz Melamet Sonumuz selamet Zikirde bidayet Allah Allah Allah “ diye başlamıştık bir ilahimizin sözlerine. Mevla’ya şükürler olsun.Yolumuza şaşmadan muhabbetle devam ediyoruz.
Ne demiştik…!!! Melamet muhabbettir, muhabbet de melamet….Huu
30.07.2025. Saat: 23.35
Birinci okuma: 31.07.2025 Perşembe Saat: 15.30
İkinci okuma: 26.8.2025 Salı Saat: 15.00



