İbrahim Hakkı Öçal Efendimiz Sohbeti 9

Bismillahirrahmanirrahim;
Hep temenni ederiz; Güzel olsun… Nefsine hoş gelen, başkasına iyi gelsin, hoş gelmeyen, başkasına hoş gelmesin. Ayetler çok. Hz.Ebu Bekir de demiştir; ”Beni o kadar büyüt ki; Benden başkasını almasın cehennemin”. Güzel temenni. Cenab-ı Hak fiillerini işleyecek. Nereden işleyecek? Ayette; ”Gaybı bilenlere bildirdim”. İşte, sen o gaybı bilmek için buraya, bu topluluğa geldin. Nedir bu? Tevekkül. Allah’tan ne gelirse amenna ve saddakna, hoş geldin. ”Güzel bir iş yaparsanız benden biliniz,”. Demek istiyor ki; ”Benim gibi olun, düşünün, konuşun, arzu edin, güzel tutun”. Temennimiz; hep iyi olsun, güzel olsun. Nefsimizi de terbiye edecek. Netice; Hüküm yine onun, istersen teslim olma…
Zaki Baba; Kur’an’ı Kerim’i baştan sona mukayeseli okuduğunuz zaman, en az 500 tane çelişkili ayet var. Bir söylediğini kendisinin tekzip ettiği, diğer bir söylediğini yine kendisinin tekzip ettiği. En son söylediğiniz şeye bir ayet getireyim, -İyilikler benden, kötülükler nefsinizden diyor ya-, ”Gerek canlarınızdan ve mallarınızdan, herhangi bir musibet yoktur ki; Biz onu önceden bir kitaba kaydetmiş olmayalım. Elinizden çıkana üzülmeyesiniz”. Nedir bu? Sizin hiçbir varlığınız yok. Ha, zannetmeyin bu fiilleri siz yapıyorsunuz, ben yapıyorum, kötüsü de iyisi de benden. Nasıl diyeceğiz biz şimdi; İyilikler senden, kötülükler bizden diye? Benim anlatmak istediğim, Kur’an’ı Kerim’de 6.666 Ayet ve bilinen ala rivayet 600.000 hadis, önemli olan bunlar değil, itiraz yok, tereddüt yok. Ayet-i Kerim’e de diyor ki; ”Biz her şeyi bir sebebe bağladık”, bu sebebini araştırmak. Birisi bir şey anlattı körü körüne baş salladık, ben öyle olmak istemiyorum, bu Peygamber’de olsa, Allah’ta olsa. Çünkü bana diyor ki ayeti kerime de; ”Bana karşı akıl sahipleri sorumludur, tefekkür edin” diyor. Ben, kös kös kafa sallarsam, benim dışarıdakiyle aramdaki fark ne olur? Bu düşüncelerimden, sorgu sualimden dolayı da sorgu ve suale çekileceğimi hiç sanmıyorum. Çünkü ben onun emrini yapıyorum, madem ki her şeyi birbirine bağlamış !..
Efendi; “Niye”, diyor, ”Gemiyi deliyorsun? Yepyeni gemi”, diyor. ”Niye deliyorsun gemiyi, bunlar bize bir lokma ekmek vermediler, niye yan duvarını tamir ediyorsun?”. Sorusu bu; Niye !.. Hz.Musa’nın Hızır Aleyhisselama sorduğu gibi! Yaptığı iş, akla mantığa ters bir iş, Şeriat’a ters bir iş. Zahirde yaptığı bir zarardır, ziyandır, gemi sahiplerinin haklarına tecavüzdür, ama o ufak tecavüzle daha sonra, ilerdeki büyük bir musibeti, elden gidecek olan gemiyi engellemiş oluyor. Kur’an’ı Kerim’in içinde hiç acele edin ayeti var mı? Yoktur. Acele ediniz ayeti iki tane vardır. Nice nikbetler, kötülükler vardır ki; Arkasında hikmetler gizlidir. Nice hikmetler vardır ki; Arkasında nikbetler gizlidir. Bu mektep bu meseleleri çözmek için vardır.
Hz.Musa’nın kıssasını okudu. Koca peygamber mukaddes bir beldeye girdi, ”Nalınlarını niye çıkarmadın?”, diyor Allah. Eğer bir odaya girse; Çıkarsın!..”. Bir vadiye girdin”, diyor. Ya koca Musa… Biz oraya girmeden evvel ayakkabılarımızı çıkardık. Ayakkabı nedir? Ef’al’i verdik, Sıfat’ı, Vücud’u verdik. Ta zikirdeyken… O mukaddes vadiye, yani Allah’ın huzuruna girdik. Varlık sahibi Allah’tır. Biz de varlıkla girersek oraya; İki varlık kötüdür, şirktir. Biz bu alem-i ervah’ta yaratılanlara kul-yaratık, yaratana da Halik dedik. Bütün yaratılanların hepsi, noksandır, tam olan Allah’tır. Diyor ki bize; “Bu noksanlıkları bırakın”. Kur’an’da, namütenahi, birbirini teyit ya da tekzip eden ayet çoktur. Müteşabih ve muhkem ayetler vardır. Geçenlerde yine böyle bir olay oldu. Kur’an’ı Kerim’de tevhidi ararsanız bulamazsınız. Kafam karıştı ve bizim Peygamberimiz der ki, tenezzül eder; ”Benim ceddim İbrahim Halilullah’tır”. Tevhit orada neşredilmiştir.
Kur’an’da ararsanız vardır, ama hangi Kur’an’da ararsanız? Biz bir Kur’an’da bulduk bu tevhidi; Ene natıkul Kur’an’da bulduk. Yani Hz. Muhammed’de bulduk bunu. Evvela iman sonra ibadet. Oradan aldı Cenab-ı Hak, tevhide getirdi. Burada; gerek aşikar olan ayetler, gerek mühkem olan ayetler burada karşılaştırılacak. Ne gibi? Afakta olan enfüsteki Kur’an’la birleştimi itiraz biter. Yalnız afakta olan Kur’an’ı Kerim kafi olsaydı bizim buraya gelmemize lüzum kalmazdı, şeriat bize tevhidi anlatırdı. Demek ki… Orayla burayı karıştır!.. Bir afaki, bir de enfüsteki Kur’an. Bir de sayfalarda yazılan, lafzi Kur’an var. Şimdi, bu afaki Kur’an bize ibret veriyor. Bu afaki Kur’an tatbik ettiriyor.
Hz.Musa’ya. ”Git”, diyor, ”Benim bir kulum var, itiraz etme, ne derse peki de, isyan etme, bunda hikmet var”. Gemiye biniyor; ”Niçin deldi ?”. Oğlanı kesti; ”Niçin kesti ?” (Nefsini kesti). Duvarı onardı; ”Yapmayalım !”, diyor. Yapalım biz, hep hayır işleyelim. Eğer o duvar yıkılırsa içinde hazine var, sahibine geçmeyecek, başkalarının eline geçecek. O duvar bu duvar. Tevhide geçmeden önce bu duvar göçseydi, yıkılsaydı, bu tevhit bize nasip olmayacaktı. Allah’ın bir lütfu, eseri bu , bize… Dayanamadı, şeriate aykırı geldi, ayrıldılar, nitekim şimdi ayrıldığımız gibi.
Ayette; ”Zalikel kitabu la raybe fihi hudellil mutteki-inananlar için tertemiz bir kitap indirdik”. Kime ?, ”Ellezine yu müminune”. İnananlara!.. Bir gaybtır bu Kur’an’ı Kerim, gaybtır. Bilmiyorsunuz hiç biriniz ,ama; ”Bilinmeliğimi istedim”, diyor. Bilinmelik için yarattı, Resulullah’ta bilmiyordu!.. Ohalde; “ve yukimüne’ssalate ve mimma razaknahum yunfikun”, namaz kılınız ve bundanda infak ediniz.
Büyüklerimiz diyor ki; Çocuğu bir terzi dükkanına verdin, kunduracı dükkanına verdin. O kundurayı yapmak o çocuk için meçhul. Malum değil.Süpür dükkanı, onu yap, bunu yap. Sonra çivi çakmayı öğreniyor, 3-5 sene sonra çırak, kalfa, usta oldu. Usta olunca, o ilim ona gaybıydı, malumu oldu. Diyor ki ustası; Evladım, sen bu işte benim gibi usta oldun, yükseldin, istersen ortak yapalım, istersen kendin dükkan aç. Ne oldu? Gaybda olan, meçhulde olan, maluma geldi. İşte gaybda olan Kur’an’ı Kerim yavaş yavaş, bize malum olmakta ve olacakta !..
Müteşabih, Muhkem ayetler var. Dedim ki; yeni dünyaya geldik, tevhide girmekle, ”İki günü musavi olan kayıptadır”, diyor Hz.Muhammed. Hiçbir Mürşit sana bir şey vermez, veremez. Senin içinde olan Mürşid-i Kamil zaman zaman, tefekkür ederek, ederek… Bende efendi gibi tevhide girmeden önce çok isyan ettim, ”olmaz” dedim, ”adaletsizsin, birine veriyorsun, birine azap çektiriyorsun…”. Demek ki; Hattı müstakim değil, hattı münkesir var. İşte oraya geldiğimiz zaman… Küfür birdenbire silinmez, o kale birdenbire alınmaz, putlar birdenbire kırılmaz. Yavaş, yavaş. Ben kendi putumdan mesulüm, sende kendi putundan mesulsün. Kimse kimsenin azabını çekmez. Bir misal; Karı-Koca yatıyorsun. Bir rüya gördün, azap içinde, asıyorlar, kesiyorlar, biçiyorlar!.. Karına, “kalk” dedin, ”rüya gördüm, azap çekiyordum !..”. Karısı ne anlasın?.. İşte böyle… Herkes kendinden sorumludur. Öyle bir akıl ki, fikir ki !.. Ziya Paşa’ya gelelim; ”İdraki meali bu kadar akla gerekmez, zira bu terazi bu ağır sıkleti çekmez”. Bir altın terazisinin içine 1 çuval buğday koyarsan, çekmez onu o, ona göre terazi lazım. İşte akılda böyledir. Mevlana’ya dönelim; ”Akıl çamura batmış merkebe benzer”. Akılla bir şeyi bulmak mümkün değildir, bu akıl ötesi!.. Çocukların okuduğu bir fizik, bir de metafizik vardır. Fizik elle tutulan, gözle görülen her şeydir. Metafizik, elle tutulmayan, gözle görülmeyen ama inkarı mümkün olmayan bir varlıktır. İşte bu fizik olmakla beraber, metafiziktir. Bu elle tutulan tarafları, fiziki yapı; bir de bunun manası vardır, bu da metafiziktir. Elle tutulmaz, gözle görülmez ama inkarı da mümkün değildir.
Hz. Fahri Kainat Efendimize gelmiş değildir Kur’an !.. Hz.Adem’den başlar, Peygamber Efendimize kadar gelir. ”Ey Habibim, sen yoktun dünyada, Lut, Semut ,Ad kavmi… böyle yaptık, böyle oldu..”. Anlatıyor, tarih ibret veriyor ve “onlara lanet olsun” diyor. Hz.Muhammed zamanındakilere de lanet ediyor. Kime ? Ebu Cehil’e. Kendisi bir gün; ”Ben umumi olarak dua ederdim Alemi İnsan’a. Öyle bir ayet geldi; ”Ey habibim, sen amcanın mezarına gittin, Kur’an okudun, sakın bir daha Kur’an okuma ona, biz onu müşriklerden kıldık”. Habibi ve edibi olan Muhammed’e ihtar ediyor, ”Yanlış yapıyorsun” diyor. Ona dua etmediler, amcası, yakını! Ondan sonra aklını başına alıyor Muhammed. Peygamberlerde yanlış yapar. Ebu Cehil’e rastlıyor bir gün amcası ve Ebu Cehil’i öyle bir yapıyor ki, berbat ediyor. Diyorlar; ”Amcan böyle böyle yapıyor.”, ”Din kuvveti ile yapmadı, yeğeniyim diye yaptı”, diyor.
Çok okudum Kur’an’ı. Ayetler, ayetler… başa çıkamadım! Kamil’in sözünden ayrılmadım. Efendim imtihan etti beni; ”Hadi bakalım İbrahim amca, sen bilirsin o ayeti anlat… anlat… anlat”. 5 sene sonra; ”İbrahim amca bilmiyor bir şey!“ dedim… Ve gördünüz, nereye gittiysem dinledim, bazen kükredim. Arap öyle der; ”Et tekraru ahsen velev kane yüzseksen”. Dinledim, varsın desinler; ”İbrahim amca bir şey bilmiyor”. Bilmiyor çok güzel şey, biliyor çok kötü.
Mevlana diyor ki; ”Kapıya bir dilenci gelse, onun eline bakılmaz ne getirdi diye, verin ona” diyor. Bizde Allah’ın ve Muhammed’in dilencisiyiz, ama o dilenciliği, fakirliği bırakmadı bize. Muhammed; ”El fakru fahri”, fakirliğimle iftihar ederim dedi. Yalnız Allah’tan istenir. Yalnız kulluk Allah’a istenir. Ahmet’e, Mehmet’e, Hasan’a yapılmaz. Ne güzel diyor Mehmet Akif ;
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
O rüku olmasa, secde olmasa, eğilmezdi başlar diyor. Öyle bir insan ki o, diyor, o secde olmasa, kimse eğdiremez o başı diyor. İşte bizi secde ettiriyor şimdi.
Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü. Bizim işimiz… “Gönülleri yapmaya geldik”, diyor, Yunus. Neleri var Yunus’un!.. En son makamdır bu çocuklar… Son rütbeye geldik çocuklar. Makam-ı Ahadiyet’tir bu… Hz.Muhammed’in en son makamını deruhte ediyoruz, Tevhit bu… Oruç’a gittik; Şafak, ben, Cengiz. Gittik sohbet açıldı, ”Şöyle der Hasan Fehmi Hz.”dedim;
İhtiyacındır bilinmek, Fehmi’yi var eyledin;
Ta ezelden bu hitabı, söyledin kulağıma.
Ve Oruç bir dörtlüğünü okudu. ”Bu”, dedim, ”Cebriyeye, Mütezileye girer , ağır bir makamdır bu”. Dedim; ”Çek buradan bir kitap. Oku”. Zamanın kutbu, Bağdat’ta, Zennuni Mısri Hz., ömründe, ”La ilahe illallah”, dememiş ve istiğfar da etmemiş. Dedim; ”Doğru!.. Bizde Allah demiyoruz !..”. Bende 28 yıldan beri Allah demiyorum. Oruç’ta yatağında. ”Oruç hocam size izah eder”, dedim. Sonra demiş ki; ”Tevhit çok zor şey”, demiş. Demek ki Oruç ortamı bulamadı, açmadı, yoksa bilir. Biri dedi ki orda; ”Ah! Bende Kuşadalı olsaydım, Oruç’u bilebilseydim” dedi. Onun üzerine; ”Veysel Karani, Yemen illerinde… Görmedi, konuşmadılar Resulullah Efendimizle, ama hırkayı şerif’i oraya teslim edin, dediler. 4 halife gittiler”, dedim. ”Sen gördün mü Muhammed’i?”, ”Damadımdır.”, ”Ömer, sen?”, ”Yakınımdır”. Sen, sen, sen… ”Sen?”, ”Bir gün”, dedi, ”Putları kırıyorduk Kabe’de. Yetişemediğimiz put oldu, Resulullah dedi ki bana; Ali, bas omuzuma, kır o putuda”… ”Haya ederim”, dedi Ali, ”Ben senin omuzuna basamam, sen benim omuzuma bas”. ”Elini koydu omuzuma, kırılacak gibi oldu, ben omuzuna bastım”… Diyor ki; ”Sen bir kere görmüşsün”.
İki yönü vardır bu kainatın, insanında öyledir. Bunu Niyazi güzel açıyor; ”Surette nem var benim, sirettedir madenim”. Bu suret libasını bir soysak, kim var içerde göreceğiz. Onun için; Büyüklerin suretlerini değil, siretlerini görmek gerek. Ebu Cehil’de gördü, ama suret gördüler. Mevlana diyor ki; ”Suret itibariyle insanlar insan olsaydı, Ebu Cehil’le Muhammed müsavi olurdu”, diyor. Bu son makam, son mektep bu… Başka olsaydı, Hz.Muhammet bize bildirirdi.
Oruç; ”14 yaşımda müezzinlik yaptım”, diyor. Dedim ki; ”Bu, küçük yaştan beri, oradan aldı bize, bizden aldı O’na verdi” Nedir bu sıkıntı? Hanımı bir yanaştı, 6 kilo, naylon su dolmuş, sarı su, iki günde bir 6 kilo alıyorlar. Tebessüm etti, sarıldı bana, bitirdi beni orda, bitirdi!.. Diyorum ki dostlar; ”Bir kişi Allah kadar tenezzül ve tevazuu sahibi olmazsa, Allah ona hiç bir şey vermez”.
Allah olayım diye heveslenmeyin, O’nda kaybolun. Nasıl olur bu iş? Açalım… Kainatta ne kadar güzellik varsa sende, ne kadar da azap, sıkıntı, işkence varsa sende. Bunların hepsinin sahibi Allah. Hem yaşıyor, hem yaşatıyor. Hepsini yaşadı ki yarattı. Büyüklerimiz der ki; ”Fiil’i, Sıfat’ı, Vücud’unu da ver”. O zaman!.. İlahide diyor; ”Yok vücudum nem bilinmez, Ol ateş nem yandırır”. Gösteriyor işte. Misalleri var. Hz.İbrahim’i atıyor mancınıkla, güllük gülistanlık. Ateşin vazifesi yakmaktır. Ne diyor; ”Ya naru kuni berden ve selamen ala İbrahime”. Selamet bul İbrahim’e. Yakma deseydi, yakmazdı, ateş bulamazdık. Şimdi ihtiyacımız var,yanıyor.
Kolay değil bu dava, Allah’ın davası bu. Firavun’un, Nemrut’un olsaydı, kolay… O da zor ya!.. Bizim davamız Allah’ın davası. ”Ne oldu size ?”, diyor. ”Allah’ı anmaktan beri kaldınız” diyor. ”Evlat istediniz, mal mülk istediniz, o mallar, mülkler fitne oldu size”, diyor, ”Uzaklaştınız!..”. Kolay değil bu işler, ama kolaylaştırıyor. Bak, sevgi, muhabbet oluyor. ”La ilahe illallah, diyen bulununcaya kadar, ben kıyameti koparmam” diyor. Kim der? Bizden O der…
Allah demesini ve kimin Allah dediğini öğrendik ve başta şirkten kurtulduk. Bazen diyorum ki; Allah demek kadar sevap hiçbir şey yok. Süleyman Çelebi ne diyor?;
Bir kez Allah dese şevk ile lisan,
Dökülür cümle günah misli hazan
Birdir Ol, birliğine şek yok durur
Gerçi yanlış söyleyenler çokdurur
İşte, bu yanlışı 50-60 sene sonra öğrendik. Zararın neresinden dönsek kardır. Hem ayet, hem hadis var. Bir gün oturuyoruz Karasu Oteli’nde, Kazım Muşti geçiyor, durdu, “Seninle biz rakı içtik”, dedi. ”Doğrudur”, dedim. Ben dedim, “Kumarda oynadım, esrarda çektim”, ”Ondan haberim yoktu” dedi. ”Bilesin, söyleyesin her yere!..”, dedim. 40 sene evvel, askerdim, cevizli köyünde. Mahzendeyiz, yağmur, su, Çavuşum, kumar oynuyorlar, ”Sende oyna”, ”olur” dedim. 5 kuruş, 5 kuruş, 25 kuruş gitti benim. Oynadım ya, yalan değil… Esrar içiyorlar, ben sigara içmedim ömrümde, içme dedi babam. Verin dedim, bir duman çıkıyor ondan, aman aman!..İçtim ya!..
Hanginiz günah işlemediniz? Soruyorum size. Şimdi günah işleyin bakalım, işleyebilecek misiniz? Ne eliniz varır, ne gücünüz varır. ”Ey Habibim, biz seni ameliyat etmedik mi”, iki defa. Ayettir bu. Bizim ameliyatımız nedir? Resulullah’ı ağır tutmuş, iki defa. Bizim ameliyatımızı Hz.Muhammed gördü ve dedi ki; ”Ey Azrail kardeşim, beni sıkı tut, ümmetimi tutma !..”. Nerede oldu bizim ameliyatımız? Hudeybiyede, ağacın altında. Ve öyledir, yapın bir tecrübe? Niçin yapamayacaksınız? Benim dediğim yere gelirsen, yapamayacaksın. ”Girdim anın zikrine, azalarım dil oldu”. Tepeden tırnağa zikretmiyorsan, sen daha zikre girmedin. Ağız girdi, kulak girmedi zikre. Kulak girdi, göz girmedi. Kalp, ayak, el girmedi. Sende daha Firavun var, Nemrut var; Hüküm sahibi, sana karışan var, yapamazsın !..
“Dua et Efendi” , diyor . Edemez o dua . Niçin? Dua makamına gelmedi daha. Neden? Şöyle bir hikaye var; Eroğlu vardı, Burgaz’lı. Büyük bir alimin oğluydu, kendi yapmazdı başka, ara sıra namaz kılardı, içerdi, ama çok iyi insandı. Bir gün geliyoruz ; Erol, Yalçın, Mustafa, ben. Şimdi kulüp. Ercan oraya saptı. Erol; ”Muharebede… Ayağını kaybetmiş birisi, hemen düşmanın birisinin ayağını getirmişler takmışlar, kaynamış. O adam giderken sol ayağı kiliseye doğru gidiyormuş, camiye gidiyormuş öbür ayağı da. Bizim Ercan’ında kumarhaneye gidiyor”… Misaldir bu. Eğer nefsin hepsi Müslüman’sa, Müslüman demektir. Bir misal; Birinci hocam derdi ki; ”Yılan eğri büğrü gider, deliğe gireceği zaman dosdoğru girer”. Bizi Allah eğri büğrü yarattı ama Allah’a giderken dosdoğru gideceğiz. Allah’ın bütün vasıfları bir kişide mevcutsa onun duası müstecaptır. Misal; Resulullah Efendimiz diyor ki; “Benim ahlakım Allah’ın ahlakıdır, beni rabbim terbiye etti”. İşte bunun gibi olanın duası…
Allah’ı ayrı Muhammed’i ayrı gördün mü, hapı yuttun!.. Aynıdır O. Ağır değil mi biraz?.. Meydanda, ”Tehallaku bi ahlakillahi”. Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış, O’nun dediğinden çıkmamış ki hiç. Allah deyince Muhammed, Muhammed deyince Allah. Peki, bu yalnız Allah’a ve Muhammed’e mi ait? Eğer aitse onlara, mubarek olsun!.. Kur’an’da onların, kainatta onların, ikisinin !.. Olur mu öyle şey! Demek ki bize yayıyor. Bilinmeliğimi istedim dedi ve yarattı, demek ki bizi de aynı yola davet ediyor.
Allah’ın vazifesi, Muhammed’in vazifesi varda bizim yok mu? Çok mühim vazifeler tevdi etti bize. Kıyamete kadar devam ettirin diyor Efendi , öyle anlatıyorsun ki , sen anlıyor musun bunları”. Kendimde tecrübe etmesem anlatmam. Sordular Nasrettin Hoca’ya, ”Kıyamet ne zaman kopar?”, ”Büyük mü, küçük mü?”, dedi, ”Büyük olanı ben ölürsem, hanım ölürse de küçük kıyamet kopar”. Biz öldük mü kıyamet koptu. Demek ki bu nefes, bu ruh, bu vücutta olduğu müddetçe Allah’ı ve Resulünü ve kitabını muhafaza etmek mecburiyetindeyiz. Bütün büyüklerimiz böyle geçmiştir, benden sonra o alacak,o alacak…
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz, kim ki keserse en büyük azaba düçar olacaktır”, diyor. Ayettir bu. Demek ki nerede bu? Kendindedir. Öyle inanmışımdır ki artık niçin, neden yok, tamam. İmtihan orada değil buradadır. Öğretmene diyorlar ki, talebeler; ”Nereden soracaksın imtihanda, oraya çalışalım?”, ”Yok”, diyor, ”Her taraftan”. Bir yerden sorarsa cevap verecek. Her taraftan. Bakalım sözünde sabit misin değil misin burada. Baş ağrısı, bel ağrısı, koş oraya ,buraya… İmtihan ediyor, dedim. Oruç’a; ”Onun en çok uğraştığı kimlerdir?”, ”İnnallahe yahşaküm min ibadihil ulema”. Bakalım, sevdim diyor, yalancı mısın? Altı kilo suyu bana gösteriyor.
Ölüm en büyük rahmettir. Efendi dedi ki; ”4 gün evvel, yalvardım Allah’a, alsın diye.”. Bir iki gün tehir edildi. Şairin birisi diyor ki; ”Ölüm; İnsanların kalpleri, organları vs.. En büyük işkencenin, azabın, daimi istirahatgahıdır.” diyor. Ölüm!.. “Kul acizdir”, diyor, ”Ondan daha büyük rahmet olmaz”, diyor. “Kalpleri; Vurmadan, çırpınmadan bitap düşen bedbahtların istirahatgahıdır”, diyor. ”İşte o en çirkin azaptan daha rahmet ölümdür”, diyor. Şimdi bakalım sözünde sadık mıdır, değil midir?. “Ne yaparsa yapsın” dedim, Oruç’un yanında, ”İkrar etmeseydik kolaydı, ama ikrar ettik, sevdik bir kere”, dedim, ”Ne kadar azap, işkence yaparsan yap, sözümüzde sabitiz, ikrar ettik, belî dedik”. Ondan çevirmek istiyor bizi.
“Yarabbi, beni mi gördün?”. Seni gördü ya. ”Beni mi buldun?”. Seni buldu ya. ”Niye onu bana musallat ettin?”. Seni himaye eder O. Seni dergaha almak istiyor. Huzuru İlahiye almak istiyor, toplantıya almak istiyor. Mümin yapmak istiyor seni. “Mümin kimdir”, diye sorarlarsa; Allah’la beraber olandır. Mümin’in öyle bir hali olur ki; Kimdir kul, kimdir Çalap?.. Allah kim, kul kim bilemezsin.Yunus der ki;
Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül yahut diken,
Ya hil’at’tır yahut kefen, narında hoş nurunda hoş
Hacı Sabri Efendi demiş ki efendisine; ”Efendi, O bir tane Yunus çıkmış “. Cevap şu ; ”Kapılar kapandı mı?. Sende ol bir Yunus, Her biriniz birer Yunus olun.”. Cenab-ı Hak’kın ayetleri çok; ”Lihududullah”. Sakın hududu aşma. Bazılarını bazılarına üstün kıldık. Şimdi biz bu hali yaşıyoruz, bizde tecelli ediyor bu ayet. Tevhidde; kaynaktan alıyor Mürşit, Allah’tan alıyor. Hepsi bir mi? İnkar edeni var, ikrar edeni var, hafif iman edeni var, hepsi bir mi? Bu sohbeti yaptığınız zaman… İçinizde… Fevkalade anlayışlıdır, fevkalade sohbet eder. ”Yahu anlamadım ben bunu”. Anlamadın ya. Sen onu kaydı ihtiyatla telakki ettin. Bir gün gelir anlarsın, yahut anlamazsın. İşte bazılarını, bazılarına üstün kıldık.
Resulullah der ki; ”Siz bildiklerinizin dostu, bilmediklerinizin düşmanı olmayınız”. Onun için hepimiz, hiç şüphe etmeyiniz ki, Cenab-ı Hak’kın katında makbul kullarıyız. Neden? Tevhid’e dönüyoruz şimdi. Bektaşi şöyle der; ”Ben bir kere karıştım, hamam böceği yutturdu bana”. Karıştırmaz işine de, bizde karışmayalım. Ne güzel hadisler var, hepsini bilmek mümkün değil. ”Kim ki Müslüman kardeşiyle alay ederse, gülerse, yaptığı ibadetlerle kurtulamaz ve ağlayarak cehenneme girer”, diyor. Bunlar başınızdan geçti ya da geçmedi, bekleyin, bir gün geçer.
Anlatırım daima; Bir arkadaşım istihza etti benimle. Teravihten çıktık, Hakim Mehmet, Liman Reisi Salim bey, Arif bey, Müftü, ben, Adnan vardı. Dedi ki Müftü’ye; ”İbrahim beyi aldınız evliya yaptınız. Biz onla neler yaptık, neler”. Dedim; ”Benden mi bahsediyorsun?”, ”Evet”, dedi, ”Senden”. ”Öyle bir İbrahim vardı, rahmetli oldu, öldü, yeni bir İbrahim var ama onu sen anlayamazsın“ Müftü bilmez bu işi. ”Yırtılmış ve dikilmiş pantolonla, yırtılmamış bir mi?”,dedi.”Pantolon değil efendi” dedim, ”Bunu teşbih edemezsin”. Ertesi gün; Yine Teravihten çıktık. O arkadaş ve öbür, bir arkadaş, beraber gidiyorlar. ”İbrahim amca geliyor sen git”, dedi. ”Öcal, okuyuver bana”, dedi. “Dün akşam ki gibi alay mı edeceksin benimle”, dedim. Kış günü… Ağız bir tarafta, burun bir tarafta… Eyvah!.. Gittik, uyuyamadım sabaha kadar. Sabah; ”Mustafa Köse, gel” dedim, ”Senle bir yere gidecez”. Gittik evlerine, ”Okuyuver bana”, dedi. ”Okuma bilmem”, dedim, ”Sen okumakla beraber bir fizik tedavisine git”. O zaman gitti, iyileşti, ama olmadı.
Efendi beni kovaladı, Ahmet Efendi. Anlatırım hep. Sonra koluma girdi, dedi ki; ”Sana laf atan olur, sakın gönül koyma”. Eyvah.. Başladım ağlamaya. Yahu dedim, kabahatim ne? 4 tane oldu. Sizinle değilmiydim ben. ”Gönül koyma, özür dileme hiç” dedi, ”Ocakları söner”, dedi. Ondan sonra ne derlerse desinler, gönül koymadım. Şimdi, Cenab-ı Hak Hz. muhtelif kulları üzerinde tecrübeleri vardır, deneyleri vardır. İhvandan biri, geçen gün; ”Ahadiyet makamını Resulullah gelir verir” dedi… Sende; Resulullah’ta sende, Allah’ta… Dedi ki; ”Orada ilmi keşif açılır mı, açılmaz mı?”. Hem açılır, hem açılmaz. Mutlaka o makama geldi diye, o makamı yaşıyor demek değil. Hem yaşar hem yaşamaz. Tecrübeler sabit, onun için ihvan Cenab-ı Hak Hazretlerinin bütün ayetlerini yaşıyor. Onda fazla, onda eksik.
Bektaşi der ki; ”Öyle sualler soracağım ki, kapamışsın sual kapılarını”, ”La yusel amma yefal”, ”Ben sual sorarım, sual sorulmam. Emrederim, emredilmem. Hükmederim, hükmedilmem”. Onun için en büyük rütbe kulluktur, itaattir, teslimiyettir. Hepsi camiden çıkıyor, cuma’dan. Hani Allah Yoktu ya? Allah demiyordun ya!.. Varmış ya, niye korkuyorsun, hüküm seçiyor. Bakan’ın bana söylediği; ”Erbakancı olmasın?”. Gelecek Erbakancı. Yasak mı Erbakancının gelmesi, gitmesi? Ötekiler nasılsa… Kanunlar var. Elimizi vicdanımıza koyacağız.
Zaki Baba;
“Kur’an’ı Kerim’i çok okuyunuz“ dediniz ya, muteaddit ayetlerde Allah-u Teala diyor ki; ”Gerçek dost istiyorsanız, benden başkasını dost edinmeyiniz”. Ama biz Allah-u Teala’ya nedense, yaradılış itibariyle çok az tevekkül ediyoruz. Haşa; Gayb’da da, bize hiçbir şekilde gelip de yardım edemiyecekmişde!.. Onun için, mevki ve para itibariyle bizden daha üstün kişilere kul köle oluyoruz.
Efendi;
Sohbetimde açtım ben onu; ”Bazılarını, bazılarından üstün kıldık . İnançları , anlayışları , ibadetleri üstün”. Sevgileri ayrı, hepsi bir değil.
Zaki Baba;
Bir gün arabayı boyatırken orada birkaç kişiyle sohbet ediyorduk, Mehmet vardı orda, ona bir soru sordum; ”Bu kainatı kim yarattı?”, ”Allah”, dedi. ”Bütün bu güzellikleri kim yarattı?” , ”Allah”, dedi . ”Peki”, dedim. Zamanında, namaz kılıyormuş, Cuma’lara gidiyormuş. Konu oradan açılmıştı da, bende fırsat diye sordum. ”Peki, bütün bu güzellikleri Allah’ın yarattığını biliyorsun. Öbür alem için Allah-u Teala diyor ki ayette; Sakın bu dünyanın güzelliklerine aldanmayın, hayaldir bunlar, hiçbir değeri yok , asıl güzellik öbür alemde. Demesine rağmen, niye itimat edipte gerekli şeyleri yapmıyorsun”, dedim . ”Orası”, dedi, ”şüpheli”. ”Demek ki sen daha iman etmemişsin”, dedim. İnsanların yüzde 99.9’unda bu şüphe var. Genelde.
Efendi;
Kaç nüfustur bu Kuşadası? 100.000. Kaç kişi var dergahta? Kaç kişi var burada? ”Ben iman ettim !..”. Yok canım!.. Bir kere Allah deyişin, namaz kılışın yanlış. Günde 40.000 defa yoklar Allah. Nasıl? ”Acaba”, diye. Bugün bir dua ettim birisine. Cenab-ı Hak diyor ki; ”Sizin kalbiniz iki parmağımın arasındadır”. İster böyle, ister şöyle. Nedir o? Celal ve Cemal, bir anda çevirir. Bir anda çevirmedi mi Ömer’i? Bizde aynıydık, evvelden.
Bir hadis vardır,öyle ki; ”Ölmeden evvel ölünüz”. Kabre giren anlar bizi, haşr olup neşr olmadan, mahşer gören anlar bizi. Eğer, biz, ”Mutu kable ente mutu” ya ermeseydik, bu şerefli hadisin mensupları olmasaydık, biz bu işi anlamazdık. Engel çok, mani çok. Öyleyse en büyük rahmet ölümdür. Ölümden korkmayın, ölüm iki dostu birbirinden ayıran berzahtır, o aradaki hali kaldıran, ölümdür. Ben, sen olmuşuz hem. Niçin ayırsın bizi ki? Elbette bir mahremiyet var. O mahremiyet kalkarsa, engel kalıyor mu arada? Yetiştiriyorsun evladı, veriyorsun elin adamına. Elin oğlu alıyor, ama engeller kalktı, mahremiyet kalktı aradan.
Mevlana diyor ki; ”Kapı çalınır, birisi çıkar,”Mahrem geliyor”. O aile efradı kadınları, kızları örtünürler. Veya, ”Mahrem değil”, örtünmeye luzüm yok”. Allah ile kulun arasında; o mahremiyet kalktıktan sonra; Sen O, O sen olursun. “Nas uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar”. ”Mutu kable ente mutu”, aynıdır.
“Vacip oldu, vacip oldu” dedi bir gün, Resulullah Efendimiz. ”Ne vacip oldu?” dediler, ”Cennet vacip oldu, bu mevtaya” dedi. ”Nereden?” dediler. ”Dediniz ki; Allah rahmet eylesin. Ne güzel insandı o”, ”Evet, dedik”, ”Onun için vacip oldu, yani sizin tasdikiniz Allah’ın tasdiki oldu, ayrılık gayrılık yok, sizin sözünüz O’nun sözü, O öğretti size” dedi. ”Vacip oldu” dedi bir gün. ”Aman Ya Rasulallah buna da mı vacip oldu cennet”, ”Hayır” dedi “Buna cehennem vacip oldu. Kurtulduk, gitti başımızdan… Rahmet okudunuz mu arkasından!..”.
Bir berekettir. Madem ki bütün Fiil’de Fail Allah’tır, biz teslimiyet yaptık. Bizim konuşmamız O’nun konuşmasıdır, bizim zikrimiz, fikrimiz, işimiz O’nun!.. Mahremiyet kalktı aradan. İşte bu zümre olmasa!.. Ne diyoruz; ”Yarabbi, bizi zümreyi salihinden eyle, zümreyi arifinden, sevgililerinden eyle, o sevgililerinle haşr et, kaynaştır”. Mekke’de Medine’de hep bu dua vardı. Allah’ta başka dua bilmiyor, istemiyor. Bize, bütün istediklerini Cenab-ı Peygamber vasıtasıyla bildirdi. Hz.Resulullah olmasaydı Kur’an’ı kim anlardı? Kim anlatırdı? Muhammed’den başkası ne anladı, ne de anlattı. “Neden? İspat et!”. 5 vakit namaz kılıyoruz, hac’ca gidiyoruz, zekat veriyoruz, kelime-i şehadet getiriyoruz. Kur’an’ı Kerim’de namaz’ı bize tarif etmiyor, Salat diyor, ”İnne’s salate tenha”.
Cenab-ı Resulullah Efendimiz namazı… Cebrail A.S, geldi, namazı tarif etti. Farzları var, vacipleri var, bunları tarif etti. Bunların hiçbiri yok Kur’an’da, salat der. ” İnna atayna kel kevser fesallili rabbike venhar”. Fesalli, namaz. O açıkladı bize Kur’an’ı Kerimi. Eğer O açıklamasaydı islam zuhura gelmezdi. Zekat, Hac, Kelime-i Şahadet… getiriniz namütenahi, ne biter, nede tükenir. Namazın içindeki, dışındaki farzlar, fıkıh, akaid vs… açıklamış. Yoksa biz, Kur’an’ı Kerim’e ne diyoruz? Mukaddes, fevkalade bir kitaptır. Niçin? Allah tarafından gelmiştir, bizatihi Allah ‘ın kelamıdır. Hz.Adem’den beri onlar nasıl ibadet ettiler? Nasıl oldu?.. Geliyor Hz.Muhammed’e.
Mukaddes kitap, inkarı mümkün değil. Ama bir yer var orda… Benim Peygamber’im ne demişse, ben onu yaparım ve bütün Peygamber’lerin yaptıklarını tasdik ederim. Benimle alakası yok diyemem. Muhammed’i bilmeden Kur’an’ı bilmek mümkün değildir. Hz.Muhammed’de bilmiyordu Kur’an’ı, 6.666 ayeti. Sende bilmiyorsun, sende görmedin bunları. Anlatıyoruz sana, böyle oldu, oldu, oldu diye.
Birgün Koca Hoca geldi Kuşadasına, Hacı Ali Tosun. Kaleiçi’ne misafir olarak geldi. Cami’nin hocasının amcasıydı, iki gece kaldı. Mustafa vardı, yemek getirttik, Hacı Ali’de geldi bu arada. Kapıdan girince sağ tarafta; Sohbet ediyoruz. Dedi ki (Mustafa); ”Hz.Muhammed’in kaç tane çocuğu vardı, amcaları, dayıları kimlerdi?” diye sordu.”Ne soruyorsun bunları, sana ait değil onlar”dedi. Hacı Ali Tosun’da aksiydi; ”Onlardan sana ne, hangi sülaleden olursa olsun, onlar sana sorulmayacak”,dedi. “Emirler sorulacak” dedi. Kur’an’ı Kerim 24 tane Peygamber’i açıklıyor. Onlardan da mesul değiliz. Yalnız Hz.Muhammed’den. Bana sorsalar, ”Kaç kızı, kaç evladı vardı?” diye, bilmem. Mesulde değilim, böyle bir kayıt yok. Mesuliyet; O’nun bana gösterdiği farzlardır, vaciplerdir… Eğer onları bildirmemiş olsaydı bize, Kur’an’ı Kerim’i anlamamız mümkün olmazdı. Yahya kim, İsa, Musa kim…
Senin Peygamber’in ne diyor; ”Ey ümmeti vahide (Tevhid ehli), Allah cesurları, cesaretli olanları sever, pısırıkları sevmez”. Ve Allah der ki; ”Her sınıf, zümreyi affederim. Onların mükafatları, cezaları olur. Bir zümreyi affetmem”. Kim o? “En kıymetli zümreyi affetmem” diyor. Ehli Tevhid’den istediği çok ağır. ”Şirki affetmem, müşriki, bana şerik olanı affetmem” diyor. “O tevhit etmiş kişiyi…”. Ayeti; ”La Yüşrik…”. Tek olan Allah’a sen ikilikle secde edersin. Nedir o? Kurtulmadın nefsinden, vehimden, varlığından. Varlığından soyunup uryan olan anlar bizi. İşte tevhit ehli. Bütün Peygamber’ler tevhit etmişlerdir. Öyle olmasına rağmen, Ümmet-i Vahide’yi Hz Fahri Kainat Efendimize vermiştir. Ve Hz.Muhammed demiştir ki; ”Benim ümmetimin uluları, -tevhit ehli-, Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir”. Geçen gün TGRT; ”Üstündür”, dedi. Kimler üstünmüş? Akabe’de biat eden tevhit ehli ulular. Bir… Aşere-i Mübeşşere, cennetle müjdelenmiş 10 kişi. Hülafa-i Raşidin dediklerimiz ve diğer altısı. İki.. Birde Hudeybiye’dekiler. Oldu mu üç!..
Hicret ettiler Mekke’den, Medine’ye, bir sene sonra, tekrar Kabe’yi tavaf etmek istediler, bütün Peygamber’ler tavaf ederdi. Gittiler, mani oldu Mekke müşrikleri, müzakere oldu, orda Hz.Osman’ı gönderdiler Mekke’ye. Geldiler bir heyet, enteresan bir noktayı açayım istedim. Geldiler, müzakere yapılıyor, Hz.Ali’de katip. Mekke müşrikleriyle Hz.Muhammed arasında. ”Yaz”, dedi, ”Ali”, ”Allah’ın Resulü Muhammed”, ”Biz böyle bir şey istemiyoruz”, dediler. ”Abdullah oğlu Muhammed”, ”Yaz”, dediler “Yaz”… Ömer, Osman, Ali… “Ne oluyor bu?” dediler. ”Durun, acele etmeyin”. Koca Peygamber, o kadar tevazu sahibi ki; Abdiyetiyle iftihar ediyor. Abdühu ve Resulühu. Resul’lük sonra geliyor. Yazıyorlar, ”Ne yaptın sen Muhammed, korktun!..”. ”Yok” dedi, ”Bizi daha güzel bir yer bekliyor”, dedi. İşte, orada biat edenler… Onlara diyor ki; ”Beni İsrail Peygamberlerinden üstündür”. Bir kaç gün evvel, şahitlerim var; TGRT. Onu Diyanet tekzip eder yahut teyit eder, beni alakadar etmez.
Demek ki; Allah’ın Resulü, Allah’tan ne aldıysa, bize ne bildirdiyse, onunla mesulüz. İşte, bize Kur’an’ı açıklamasaydı; Biz hem ikrarda, hem de inkarda olurduk. Mesela şeriatta; ”Siz Ebu Cehil’e rahmet okumayın, lanet okuyun”, ”Sen amcanın mezarına gittin, Kur’an okudun!”, diyor Resulullah’a. ”Okuma, biz onu şirk ehlinden kabul ettik”. Eğer şeriat olmasa, Muhammed olmasa, biz Kur’an’ı nasıl anlarız, İmkanı yoktur. Demek ki; Farksız iman, tevhid zındıklıktır. Müslüman olmak için evvela Hz.Musa’nın dinini kabul edeceksin. Duydunuz mu bunu? Sonra İsa’nın, sonra Muhammed’in. Biz…. Doğrudan doğruya Müslümanlık… Yok, olamazsın!.. Fark ehli olacaksın, Cenab-ı Allah diyor ki; ”Seni yaratmasaydım”, 3 defa, ”yaratmazdım eflaki”. Evveli O, Ahiri, Zahiri, Batını O. ”Muhammed’siz birşeyin bilinmesine, anlaşılmasına, anlatılmasına imkan yoktur”, diyorum. ”Adam sende”, diyor, ”Allah sevsin de beni”. Yok, Allah’ın sevmesi için, Muhammed’in sevmesi lazım. Açın Kur’an’ı, çok yerde; “Beni seviyorsanız, Muhammed’i seveceksiniz”, diyor. ”O’nu sevmeyen beni sevemez”, diyor. Bir sevgiliyi yarattı O. Seni sevenlerdendi, biz tasdik ediyoruz, yarın bizide sevenler olacak.
Şimdi, şeriatte var hakikatte yok mu? Şeriatın anlamadığı, mesul olmadığı bütün meselelerde, Tevhid ehli mesuldur. Namaz nasıl kılınır, bilemezdik biz. Şimdi öğrendin de vaz mı geçiyorsun? Oruç ne demektir?, Ne oldu şimdi sana?, Hem Zülcenaheyn oldun, hemde vazgeçtin. Kur’an’ı Kerim ehli tevhide inmiştir. Ehli tevhit Allah’ı zuhura getirir, meçhulü, maluma getirir. Başka şey getirmez tevhit ehli. Bütün dillerden, dinlerden anlayan insandır. Onun için Oruç demiştir ki; ”Tevhit zor şey”. 3-5 gün… Biat ettikten sonra…
Cenab-ı Hak diyor ki; “Öyle bir kavimdiniz ki siz, baştan başa günahla doluydunuz. Sizi helak, mahvettik, kaldırdık, yerinize öyle bir ümmet getirdik ki, onlar günahlarına tövbe istiğfar ettiler ve hiç günahsız olarak onları kabul ettik. Onlar bizim muhafazamız altındadır”. İki zümre ayırıyor; Birisi Peygamberler, “Hiç günah işlemezler, onlar ismet sahibidirler”. İşte Ehli Tevhit de günah işledi, işledi… Hepinizin suç işlemesini istiyorum! Yapamazsınız. Küfür istiyorum! Yapamazsınız. Eski halinize dönün diyorum, bu yol uzundur, sarptır bu yol, yiyecek lazım, azığını hazırla yol uzun. Vakit varken dönün eski halinize, kumar oynayın, yalan söyleyin, rakı için…..
Bir kul günde 24.000 defa Merhaba diyor Allah’a. O’da Merhaba diyor kuluna. Sen 4 senede bir gelmişsin merhaba diyorsun, mavi boncuk bekliyorsun. Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye… Vatan-ı Asli’de olanlar birbirini tanıdılar. İlmi ezeli’de bir hitap oldu bize; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?“, ”Bela(Beli). Evet demektir. Birinci saf olanlar Peygamberler, 2’inci Saf olanlar Evliyalar. 3’ünçü saf olanlar (Sordular); ”Ne dedi, Ne dedi ?”, ”Ben sizin Rabbiniz değil miyim? “, “Siz ne dediniz ?”, “Evet”, “Bizde öyle diyoruz” 4’üncü saf ‘ta olanlar ne la, ne Bela dediler. Şimdi, orada bilişenler, burada buluştular. “Ben ilmi ezeli’deki hitabı duymadım?”. Yok, duydun. Çünkü Allah’ta zaman mefhumu, mekan mefhumu yok, kalktı. O dem bu dem. Duydun değil mi Mürşid-i Kamil’i?..
“Size iki ilim verdim ben. Hem mana, hem zahir ilmi. Sakın onlara açmayın”, diyor Cenab-ı Hak. Ayet var.
Resulullah Efendimiz; “Sakın açmayın”, diyor.
“Eğer isterlerse azar azar ver”, diyor. “Onların aklının alacağı kadar konuş”, şeriat’ta. Namaz böyle kılınır. Abdest böyle alınır.
Ama ehli tevhide… Ne derler sana? Kafir derler, demiyorlar mı? Niye?.. Onları günaha katalım!.. “Açmayın”, diyor.
İşte Hay olanlar, diri olanlar… Onlar Allah’la beraber, burada. O nidayı duydun, buraya geldin. Kim getirdi seni? Polis mi, Jandarma mı. Damadın, kızın gelmez buraya.
İşte, “Onlar hay’dır”,diyor. Niçin?..



