İbrahim Hakkı Öçal Efendimiz Sohbeti 4

Sohbet: İbrahim Hakkı Öçal
Tarih:

Bismillahirrahmanirrahim;

Ramazan Efendi, Kuşadası’ndan sürülmüş, nereye? İslam diyarına. Senin Peygamberin sürüldü, Ayet; “Ant olsun biz kendilerinden öncekileri denemişken, insanlar, inandık, deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar”. Ceddiniz çekti , sizde çekeceksiniz. Onun için, bu din bize gelmedi. Geçen sohbetimde dedim ki; ”Kur’an indi ama para inmedi, bir çuvalda para inseydi !”…Parayı ne yaptı?; Canlarını, mallarını verdi bütün Ashab. O para yerine aşk geldi, muhabbet geldi. Şimdi bu o günde böyleydi, bugünde. Para nereye geldi; Büyük Millet Meclisine, yiyorlar birbirlerini, sendin, bendim diye. Ama islama para gelmedi, aşk geldi, camiler onarılıyor, mescitler yapılıyor. Bizi buraya toplayan jandarma değil, aşk , muhabbet topluyor. Aradaki fark bu…

Geldi Refref önüne verdi selam, aldı ol şahı cihan ol zaman, sidre’ye gitti ve götürdü heman. 1400 yıl evvel. Dedim ki mürşidime, 28 yıl evvel; “Bu Refref, Burak nedir efendi?”.  Şöyle tarif ederler büyüklerimiz,-At’tan küçük, merkep‘ten büyük-yahu ne işi var atın, merkebin sidre-i müntehada?. Güldü,  “Aşktır, aşk, insandır, insan”, dedi. Attan küçük, merkepten biraz büyük, işte refref budur.

Para gelmedi ama bütün varlığını, Cenab-ı Hak Hz., bütün, neyi varsa verdi.Bu Din-i İslam için, yükselmesi için. Ne kadar engel olursa olsun,Cenab-ı Hak nurunu tamamlar. ”Allah, nurunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemese de  Kur’an’ı Kerim  indiği zaman parayla inseydi bu topluluğu bulamazdık biz. Onun için bizim elimizde hiçbir şey yoktur, hiçbir dahilimiz yoktur. Biz, cennet için mi yaratıldık, cehennem için mi, kötülük için mi? Onu mülkün sahibi bilir.

Babam rahmetli dedi ki; ”Yalan söyleme, hırsızlık yapma, kumar oynama, şunu, bunu …yapma.” 57 yaşına geldim, bir bunalım var bende, bir ,ihtilal başladı bende, yenemiyorum, beni teskin edecek birini de bulamıyorum. Maddenin tamircisi, tedavicisi doktordur. Gittik, iki tane mütehassıs doktora, kalp için, ikisi de muayene etti, ertesi gün ,”Sinir !”, dedi, sinir. Sonra bulduk Mürşid-i Kamil’i ; O’da bize bir hap verdi. O hapın başında diyor ki ; -Şimdi, birisi Librun verdi, birisi de bir reçete verdi- “Kalb’i ancak Allah’ı anmakla temizlersin.”, İlaçla değil ! Parayla, mal mülkle değil. Mürşid’in evvela verdiği tedavi bize bu; Zikir. Aradaki farka bak, birisi maddeye dayanıyor, birisi manaya. Çocuklarla müşahede yaptım, kırıyorum, döküyorum, huysuzluk çıkarıyorum evin içinde, dedim ki ;”Bana dokunmayın… böyle gitmez bu… yapmayın böyle…bir daha !”, Haniya şimdi bu hal.

Niyazi Mısri de vardır, Divanı var ya, kendi kendine ; “Ey Niyazi sen böyle değildin ,vururdun, kırardın, ne oldu sana böyle, sende o hal kalmadı .” diyor, kendi kendine. Ben beni terk eyledim. Her şey ters geliyordu bana, Ahmet’ti, Mehmet’ti, o da, o da…Yani ben beni terk eyledim, varlıklarımı terk eyledim. İnsanı bu hale getiren variyettir, varlıktır, benliktir.

Şimdi, biraz önce efendiyi biat’a aldık, Zikrullah, 83-84 yaşında. Allah sen diyordun, diyemeyeceksin sen dedik. Senden diyen Allah olacak… Gitti sermaye.. ”Ben onla cennet alacaktım, cehennemden kurtulacaktım, hurilere rüsum verecektim, gılmanlara verecektim.”… Veremeyeceksin şimdi!..

İşi baştan onardın. “Ey niyazi n’oldu? Sende kaydı didar kalmadı. Ben beni terk eyledim, baktım ki ağyar kalmadı”, ağyar , sevgili olmayanlar, yabancı, ”Dost göründü çün ayan”, insanın bir dostu var, iki değil, kim o? Yaratanı…”Dost göründü çün ayan”, var mı ayet? Var tabii.”Ve lillahil Mağrib vel meşriki feeynema tuvellü fesemme vechullah”, İstersen mağribe dön -doğuya-, istersen batıya, Nereye dönersen dön , Allah’ın veçhiyle karşı karşıyasın. Başka yok.

İşte Niyazi de; ”Ben beni tek eyledim, baktım ki ağyar kalmadı, dost göründü çün ayan, kalmadı bir şey nihan”, yani gizli-saklı bir şey kalmadı diyor.”Kopsa kıyamet bugün ,bir katre tufan bana”, bir katre, damla demektir ve diyor ki  “Damlamız deryaya saldık , katre nice anlasın umman olan anlar bizi”.

Şimdi, burada şu mesele çıkıyor, açalım. Onun için, bir iki ihvan olsa da mutlaka bunlar sohbet için geldiler, bende öyleydim. Şimdi geldi işte, artık tetiği çekmek lazım? Bütün kainatın aradığı bir varlık var. Allah’ı ikrar edene de, inkar edene de sorsan, Allah der, aşkı, sevgisi, muhabbeti Allah’adır. Ama nerde bulacak onu şimdi, nasıl bulacak O’nu, anlatalım. Buraya kadar geldi bu. Şimdi katre dedikte; Denizden bir damla alsan, bir yağmur danesiyle karşılaştırsan; O’da damla o’da damla ama biri olmuş derya, biri damla. Biz hepimiz damlayız.

O yağmur daneleri iner. Nereden iner?; Yine arz’ın ve deniz’in buharıyla.Yüksek tabakalara, soğuk tabakalara uğrarsa kar olur, iner biraz daha, yağmur olur iner ve iner inmez yağmur danecikleri, hemen, arzı sular, ağaçları toprakları sular… Birikintiler olur, o birikintilerden bahçıvan bahçesini sular, biraz daha ilerde değirmen çevirir, biraz daha ilerde göller yapar, kurtlar, kuşlar o sudan istifade ederler. Ama o suyun gözü denizdedir, durmadan çeker, o hayli meşakkat çektikten sonra deryaya dalar, daldıktan sonra onun iddiası kalmaz, bütün emeli oraya kadardır ve deniz ismini alır. O daha evvel karada Seyhan’dı, Ceyhan’dı, Fırat, Dicle’ydi isimleri çoktu ama denize girdi mi, O deniz ismini alır. Bu sefer, mütemadiyen, verir alır. Mevlana öyle yapar, Allah’tan alır halk’a verir.

Öyle bir Ayet-i Kerime;  “nahnül varisun”. Bütün bu kainatın varisi biziz diyor. Bizden başka kimseye kalmaz bu kainat diyor, her şeyiyle… “O yağmur danesinin işi bitti mi?”, “Bostan, bağ suladı..” Bitmedi, yine veriyor. İşte bütün kainatın gözü Allah olmakta…Peki,Allah oldum ne oldum, diyor aşıklardan birisi. İbadet ettim, şunu, bunu yaptım, ne oldu?, diyor. Ne geçti, diyor, eline? Var mı bir paye?, diyor, geçti mi eline senin; Çocuklar öyle meseleler var ki; kabili taksim değildir . Allah kabili taksim değildir. Biraz ona versin, biraz ona versin, yok öyle şey. Allah bir bütündür. Hava bir bütündür, kabili taksim değildir, kimsenin uhdesine, inhisarına girmez. Herkes ondan istifade edecek ve Ayet-i Kerim’e devam edecek. İşte o denizde kayıklar vapurlar, balıklar, namütenahi…Errahman suresi.. Gittiğin zaman balık tutarsın…Sen tutamazsın, öyle şey yok. Allah’la olmak var, ama Allah’lığı vermiyorlar. Firavunlar bunu anlamadılar, yezitler Allah’lık iddiasında bulundular, bizim haşa, böyle bir iddiamız yok. Çünkü bir damladan ibaretiz.

Niyazi açıklıyor bunu; Şimdi bir damla nasıl anlasın deryayı. O deryaya; Ey Karadeniz, Akdeniz, Marmara, benim sende kaç metreküp suyum var ? Hesaba gelmez o, ne yapacaksın benim suyumu? Ayır benim suyumu!.. Neye yarar ki. İşte, bütün meselemiz bizim, Allah’ta müstağrak olmak, Fenafillah olmak, yok olmak. Var olmak diye bir iddiamız yok. Varlık yalnız Allah’ındır. Diğer yaratılanların iddiaları boşa çıkmıştır, çıkmaya devam edecektir. Peygamber, Evliya olsan… Ne olursan ol…

Nispet Fiil’i , nispet Sıfat’ı , Vücud’u terkettiğiniz miktarda Allah’tasınız. O Efal, Sıfat, Zat sahibi benim dedin mi, Firavun’un ta kendisisin, 80 sene namaz kıl…Bunu anlayan arifler, aşıklar.  “İstersen var bin hacca, iyiceden iyice bir gönüle girmektir”. Neymiş O gönül? Bütün kainatta, zerresinden, küresine kadar, yaratılanların hepsinde bir gönül var. “Yık kabe’yi”, diyordu Fadıl İncioğlu, “bin defa yık”, diyordu, “gönül yıkma”, derdi. Hacı Bayram Veli; Bizim II.Üstadımız, 500 sene evvel Anadolu’da, bizim tarikatımızı kuran. Hacı Bayram Veli şöyle topluyor ;  “Gönül bir taç imiş nur-u huda’dan”, Bütün Padişahlar taç giyermiş, herkes giymez onu, ondan ona, ondan ona,  “Onu giyen emin olur cümle beladan”, ancak diyor ki; bu tacı edepli olanlar giyer, edepsizler değil, onu giyen emin olur, “Edep iledir kemali alem ,Edep iledir kemali Adem.”Bütün seyyareler (Gezegenler), edep ile hareket ederler, yani aşk ile hareket ederler,ufacık bir…..

Cenab-ı Hak buluyor bunların hepsini, onları, işleri… “Düştükleri zaman, çaresiz kaldıkları zaman Allah, Allah. Ya Rabbi imdadıma koş,Ya Rabbi Velilerini gönder, Peygamber imdadıma koşsun, derler, Biz onu selamete çıkardık mı, onlar çoktan ayrılırlar, zannederler ki biz onlara aldandık,aldanan kendileridir”… Öyle bir Allah diyeceksin ki ak günde, kara günde. ”Çağırırım dost, dost diye”, Yunus’un. Her yerde her zaman dost.

“Namazı kıldın mı sen?”, ”Bana namazdan bahset.”. Bütün sualler namazdan. 5 vakit. Namaz iki saattir, sonra. 24 saat , 22 saati kaldı , melanetten başka bir şey yapmıyorsun, hıyanetten başka bir şey yapmıyorsun. Ama, seni alaydık zikre, “Vezkurullahe zikran kesira”, alaydık, sen o namazdan çıkamazdın, çıkmana da imkan yoktu. ”Kıyamen ve kuuden ve ala cünubihim ”. Nasıl ki aylar, güneşler, yıldızlar; Allah, Allah.. Bu kainatın kuruluşunu bilen var mı? Kıyametin kopacağını bilen var mı? Hiç yorulmadan onlar Allah’ı zikrediyorlar. Sen ne çabuk, 50-60 yıl ömründe bıktın, usandın. “Ee,ben 5 vakit namaz kıldım ya?” Kafi değil…

Ehlullah der ki; Bütün Peygamberler der ki; Namazın içine giriniz ve bir daha çıkmayınız. Ehli Tevhid namazın içine girmiştir ve bir daha da çıkacak yol bulamamıştır. Bir delik yok çıksın tekrar. Ne ile? Zikrullah ile, zikrullah devamlı namazdır çocuklar, uzlet bulamazsın. Allah’ın ismini zikretmekten başka bir işle meşgul olmak, hal hatır konuşmak, yahut şunu, bunu yapmak mümkün değil. Belki mümkün, dikkat ederseniz, geldi birisi, sizden bir şey istiyor. İsmail halı satıyor, öteki başka şey satıyor , ”Yahu ne kadar uzattı be kardeşim , alışveriş kesilivereydi de, şimdi ben zikrime dalaydım, bu alışverişten daha hayırlıydı”… Uzatır, uzatır, bunalırsın artık. Git be herif !. O’nu mecbur edersin gitmeye. Niçin? Malayani konuşuyor, havadan konuşuyor. Ama bu zikir ehli için. Zikre girmeyenler için ha-hu’dur, filanda öyle mi, falanda öyle mi, araştır dur artık, gıybetleri… Ama; ”girdim anın zikrine, azalarım dil oldu”.Bütün azalar, yalnız dilin değil. Gözün Firavun’sa, elin, ayağın Firavun’sa sen daha Müslüman olamadın…

Çocuklar, Ehlullah der ki; Kerametim var diyen, nefsin müslüman etsin, nefsin müslüman etmemiş, keramet bekliyor. Olmaz öyle şey…”Men arefe nefsehu fekad arafe rabbehu”, Dünyada cennete girmek istiyorsanız, nefsinizi müslüman edin. 10 tane aşare var, cennetle, ayetle müjdelenmiş. Cenab-ı Resulullah onları beyan ediyor. Nasıl müjdelenmiş bunlar! Ve bize Cenab-ı Fahri Kainat Efendimiz haber veriyor. Hangi muhabereden dönüyordu? Bedir’den, şöyle buyuruyordu, ”Cihad-ı Asğar’dan, Cihad-ı Ekber’e dönüyoruz.”, ”Aman ya Resulullah , hazır silahlarımız var ve hanımlarımızdan da ayrıyız, o cihadı da bitirelim de Medine’ye öyle dönelim.”,”yok”, dedi, ”Bu yaptığımız küçük cihad, büyük cihad nefsimizle”, dedi, ”O kıyamete kadar.Mezara girinceye kadar onunla mücadele etmek mecburiyetindeyiz”, dedi. İşte 10 tane Aşere cenk ettiler nefisleriyle ve cennet’le öyle müjdelendiler. Ve bu müjdeyi Cenab-ı Allah bize bahşediyor tekrar. O gün vardı da bu gün yok mu? O gün vardı da o ayet bugün yok mu? Bütün Evliyalar, bütün Peygamberan-ı izam bunun üzerinde durmuşlardır .

7 tane meratip ve makamat vardır. Birisinden kurtulursun öteki, ondan öteki, öteki… Sana emreden nefis, Nefs-i Emmare, bunlardan kurtulmadıkça cennetten avucunu yala!.. Sen, o sana emreden nefsi levm ettin mi, azarladın mı? Yo, hoşuma gitti benim, onunla şakalaştım, gül dedi namaza, kalkma dedi, ne o toplantılar oluyor, Allah Allah diyorlar dedi, ne olmuş, Allah affeder seni dedi, falan filan.. Eşkiyalar türedi, haramiler türedi… Nefs-i Emmare’den kurtuldun, levm ettin, azarladın, kınadın; Nefs-i Levvame. Nefs-i Mülhime, ilham gelen nefis, sana yardım edecek, Allah gelir bu sefer, Ey kulum mücadelene devam et ben seninle beraberim, ben yapacağım bu işi. Ta ki geldin nereye, şimdi hak diyor ki; ”Ya eyyetühen nefsül mutmainne”, Cümlesini sen serdin yere. Melametin manası ,manayı hakikisi levm etmektir. Hiç bir yaratık, kainatta yaratılan hiç bir mahluk, kendi kendini azarlamaz.Yalan söyler, iyi yaptın der, tilki tavuğu çalar, iyi yaptım, öteki, hepsi, iyi yaptım der.

Yalnız kimdedir bu melamet-Melametiyye, lugat manası azarlamaktır, levm etmektir.  “Ya eyyetühen nefsül mutmainne irci”. Hepimize bir irci var, zaman zaman, minareden bir irci nidasıyla karşı karşıya geliriz,  “Galu innaa lillah ve inna ileyhi raciun”, Rücu etti, nereye, Rabbine rücu etti, geç kaldı ya !, daha evvel rücu etmek lazım,o anda yapamazsın bir şey.

Acele et namazda ve tövbede, Aşere nasıl almış cenneti ? Bize bırakmamış mı?, Hiç kimse Allah’ı taksim etmek kudretinde değildir, biraz evvel, Allah kabili taksim değildir, bilgi kabili taksim değildir, kimse uhtesine alamaz o bilgiyi, herkesin malıdır, güneşte öyledir. Şimdi diyor ki; Dön diyor, öldüğün zaman değil, şimdi. Biz döndük, dön diyor,  “irci”, nereye?,  “ila rabbiki”, Rabbine.  “Radiyeten merdiyye”. Rabbin senden razı oldu, sende rabbinden razı oldun. Rab ne demektir? Kainatın kurucusu, yaratıcısıdır, bir yere inhisar etmez, bütün kainatı o yaratmıştır. ”fethuli”, dahil ol, ”Fethuli fiibadi, vedhuli cenneti”, onlar dünyada iken cennettedirler. Var mı itiraz!

Bir de cehenneme girenleri anlatalım bakalım; Dünyada iken cehenneme girenlerin ayeti var mı, yok mu?Cenab-ı Hak bize açıkladı, hiç süphe etmeyin. Fahri Kainat Efendimizin başına işkembe geçirdiler, malumunuz, çalı diken serdiler, eziyet ettiler, Taif’te elini kolunu taşlayarak kanattılar, hiç de şikayet etmedi. ”Ey Habibim,onları ben helak edeyim mi?”, ”Aman Ya Rabbi onlara sakın dokunma.”.Bak şimdi, bize birisi diken batırsa, birisi gelse, İbrahim Öcal öldürür onu, eshaba eziyet etti, dövdüm onu, sövdüm onu; iyi yaptın !..; ziyafet çekeyim ben sana, para vereyim sana!…Nasıl Muhammed bu?, Nasıl ibadet bu?…”Ey Habibim”, ”Yok,bunlar bilmedikleri için bana eziyet yapıyor” . Ebu Lehep, karısıyla beraber çalı serdiler, diken serdiler, ayakları kanadı, diken battı, Ayet, ”Tebbet yeda ebi lehebin ve tebbe maağna anhu maluhu ve ma keseb sayes la naren zate leheb”, Sırtlarında getirdiler, hamallık yaptılar, işte onun yeride cehennemdir, nar (cehennem), ikisini de gösterdi işte, ister o tarafa bak, ister bu taraf bak. Efendi Hazretleri buyurur, Asrı saadette bu oldu. Şimdi asrı saadet değil mi? Olmuyor mu? Oluyor, oluyor, açın gözünüzü, açın kulağınızı, göreceksiniz bunları. Hem dedi, hacıdır o, hocadır o, müftüdür o… yapmadığı melanet yok. Sonra; Efendi biraz ağır değil mi? Ağır geliyor ama hakikat, hakikatin ta içinde, içinden gelen hadiseler bunlar efendim

Ben oruç tuttum, tutmadım, namaz kıldım, kılmadım, neyle mümkündür oruç, namaz, hac; Heyeti mecmuasıyla mümkündür, tümüyle mümkündür. Bir taraftan yapıyorsun, bir taraftan yıkılıyor. Hz.Süleymanın Mescid-i Aksa’yı yaptığı gibi, akşama kadar yapıyorlar, sabaha kadar yıkılıyor.

Bir gün sevdiğim bir arkadaşımın evindeyiz, onun babası, İstanköylü 95 yaşında, benim komşum, hizmet etmiş, babası büyük bir alimdi, İstanköy’de Şükrü Kaya’nın öğretmeniydi. Çok sohbet ettik, gençtim o zamanlar ben. “ Bir hikaye anlatayım “,Hürmetim saygım çok, fikir adamı.” Bir gün bir mesele geçti. Bir Mürşid-i Kamil, sen bir tarikata intisab et , dedi bana, 30-35 yaşlarındayım, Ne yapacak beni? dedim. Kalay tutarsın. Tutmazsam? dedim, Tutsa da ,tutmasa da o tutturur dedi. Nerde dedim,Aydında, Nazillide var, dedi. İnşallah dedim, hürmet saygı gösterdim.O zamanlar araba yok,at var…”

Anlattım ben; Bir başladı ağlamaya, hüngür hüngür ağlıyor koca adam.. ”Neden, salih amca ağlıyorsun?”, ”o kadar kıymetli” dedi, ”Devlet kuşu konmuş başına ama haberin yok” dedi, ”Bana da İstanköy’de oldu,Anadolu’dan geldi bir mürşid-i kamil, bizimde içimizde bir koca arap var”, dedi. Duyduğumu aynen anlatırım, ”Akşam, namazdan sonra sohbet etti bize, arap öyle oldu ki, dört köşe. Sabahleyin, dört bir taraftan geldiler, koca arap gene orda. Sohbet etti ama (ııh) dedi. N’oldu koca arab dudağını sarkıttın ya, akşamınkini mi istiyorsun, akşamki bir rüzgardı geldi, geçti, dedi. Sarılmadım eline, almadım ; onun hasretini çekiyorum , sen daha gençsin, rastlarsın, eğer rastlarsan; yemin et” dedi. ”yemin et.”… Bu gün o mesele halledildi çocuklar, vakit geçmiş değil, geçmektedir nerede yakalarsan vakit odur. ”öğle namazı geçti”. Namaz geçmez, ilk defa söylüyorum, namaz hiç bir zaman geçmez, geçmeyecektir. Vakit geçiyor, gaflet geçiyor.

Işte o gün bu gün, o dem bu dem, var mı değişiklik ve ne diyor Ayet, ”Sizin, bütün seyyi’atlarınızı, haseneye tebdil ettik”, Biat ayeti, Hudeybiye’de geldi bu ayet, ”Ey habibim,…”, hemen, hazreti Ali kapıda, hepsi biat etti. ”Biz biat ettik ya”, dediler. O Akabe biatıydı, şimdi diz dize, el ele, işte…

Fetih;10. ayet,”Habibim, onlar bana biat ettiler, sana biat edenler Allah’a biat etmişlerdir”,Cenab-ı Hak habibine yapılmış olan biat’ı kendine yapılmış kabul ediyor, kendisinden ayırmıyor. Malumunuz biat’ta, Mürşid’in eli teslim olacak olan ihvanın elinin üzerindedir. Aynen sahabiyi kiramın ellerinin üzerinde olan Hz.Peygamberin eli gibidir. Cenab-ı Hak’ka el isnat edilmez ,eli vardır, ayağı vardır, gözü vardır denmez, bu bir tenzih ifadesidir.

Allah’ın bir eli vardır. Kur’an’da,”Yedullahi fevka eydihim “Allah’ın eli, onların elinin üstündedir. Vardır, ancak nasıl olduğu üzere biz tefekkür etmeyiz,düşünmeyiz olduğu gibi kabul ederiz. O’nun araştırmasına gitmeyin derler ancak, sonradan gelenler bu konuda ,bir takım tereddütlere düşünce, artık tevile gitmişler. Demişler ki, Allah’ın kudret eli. Yed kelimesi, kudretle açıklanmış. Allah’ın kudret eli demişler. ”Yedullahi fevka eydihim”,O el hak’kın elidir.

O biat esnasında bir söz veriyoruz biz, Sahabeyi kiram bir söz verdi Hz.Muhammed’e. Bizde bir söz verdik, kime?, Mürşid-i Kamil’e. Sahabeyi Kiram’ın Peygamber Efendimize vermiş olduğu söz, Allah’aydı. Aynı şekilde Mürşid-i Kamil’e o biat esnasında verilen sözde Allah’a verilen sözdür. Dolayısıyla kim ki verdiği sözden dönerse,”Femennekese feinnema yenküsü ala nefsi”, kim ben vazgeçtim bu işten derse, kendisinedir. Mürşid’e hiç bir zararı yoktur. Sahabenin biat’ından dönmesinde nasıl Hz.Muhammed’in bir zararı yoksa ,aynısıdır. Ama kim ki verdiği sözü ifa ederse, durursa sözünde, bundan zerre miktar ayrılmazsa biz ona çok ecir vereceğiz. Ecrin ölçüsü yok, araya ölçü konmamış, bazen 1-10-100-700 der, bazen sonsuz, nihayetsiz.

Ecir nedir? Ecir ücrettir, karşılıktır. Bizim Mürşidimize, biat’tan sonra, seyr-i süluk esnasında göstermekte olduğumuz sadakatin karşılığını, Cenab-ı Hak bize verecektir. Meratip ve makamatın zevklerini bize lütfetmekle karşılığını bize verecektir. Biz peşinciyiz, veresiyeyle işimiz yok. Dolayısıyla verecektir o gene, vaadinden hulfetmeyeceğine göre verecektir. O gene bizim malımız, fazla mal göz çıkarmaz, peşinini alalım. Cenab-ı Hak kabımızı genişletsin, idrakimizi arttırsın. Nimetleri sonsuz , sınırsız. Bu zamana kadar bize bir çok şeyler ihsan etti, lütfetti. Bu lütfü, ilmi, bereketi üzerimizden eksik etmesin, devam ettirsin. Mürşid-i Kamil’in şahsi manevisinde kendisine vermiş olduğumuz sözden bizleri ayrı düşürmesin. Mürşid-i Kamil’in telkinine sadakatten bizleri ayırmasın diyorum.

“En amte…”.Bakınız çocuklar, 40 rekat namaz kılarız… “Bir’i veren. 99’u da verir”,ertesi güne kalmıyor,Yahudi “Ben indirdim onu”, diyor, aşağıdan.”Ben Allah’tan istedim, Yahudi’den istemedim, söz verdin sen, bir noksan olur”, dedi. Onun şanı 99’da,1’de verir, vermez. Hadi, ertesi günü mahkemeye, ”Ben giderim ama” diyor, Nasrettin Hoca, ”Benim hırkam yok”, diyor, alıyor bir hırka, ”Hayvanımda yok “, diyor, alıyor bir katır, doğru mahkeme’ye; Anlat bakalım diyor , kadı, ”böyle, böyle”, diyor, ”Bu öyle bir keferedir ki ,bu Yahudi komşum, ister misin sırtındaki hırka benimdir, desin”, ”Ee, Benim değil mi yahu !”… Alıyor 99 altını veriyor.. ”Bir daha Allah’la kulunun arasına girme”. Ayet bu! Hikaye bu ha? Nasrettin Hoca anlatıyor sende hikaye diye dinliyorsun ha, yazıklar olsun, hapı yuttun. Mevlana’nın Mesnevi’sini hikaye olarak kabul edersin, ha. Yazıklar olsun, hep ayet.

“Beynel mer-i ve kalbih-ben kulumla kalbi arasındayım” yine bir Hadis,”Benim öyle bir anım olur ki; Kulumla benim arama ne mürsel bir peygamber ne de mukarrebun bir melek giremez.”.

Hangi makam bu? Ahadiyet Makamı, ”Huvel evvelü, ahiru vel zahiru vel batınu ve hüve bi külli şeyin alim”.O kul derse ki; Evvel vardım, ahir, zahir, batın varım, Hatmi meratip etmiş.

Güzel Allah’ım, çok güzel ama sen bunu yalnız yürütmedin,bu sözü â mâ ’da söylemedin, uyandığın zaman söyledin. Onun için öyle bir yere girdik ki; Bütün Hadis-i Şerif’ler, Kur’an’ı Kerim benim içindir, bu kainatta yaratılanlar içindir, bilhassa insan içindir. İnsanda beyan ediyor.

Kur’an’ı Kerim var, Hadis’ler var, camilerde namaz , oruç, zekat var, Kelimeyi Şahadet var, bizi başkasına Ahmed’e, Mehmed’e vasıta yapmadan, Cenab-ı Hak bizi alacağı yere, götüreceği yere götürür. Hiç şüphe etme ki götürür.Ama Cenab-ı Hak isteseydi, vasıtasız, delilsiz bu işide yapardı. Ne yaptı? Cibril-i Emin, Namusu Ekber vasıtasıyla. Hz. Muhammed’i zuhura getirdi, bütün emanetleri, melekleri vasıtasıyla, emirlerini Hz.Muhammede verdi. Böyle yaparsa böyle olur, böyle yaparsa böyle olur. Şimdi, Kur’an’ı Kerim indi yeryüzüne, Kur’an’ı Kerim inmedi ! Yani, bildiğimiz yazılı, matbuu kur’an’ı Kerim inmedi. Ne İndi ? Hitap, konuşma indi, kitap inmedi, vasıtaya bak şimdi ! derledi, topladı, derleyin şimdi bakalım dedi, zapt ettiler nüshalar çoğaldı. Kaybolur, oku bakalım, geldi, defaatle Cebrail Aleyhisselam, beraber okudular, takip ettiler, yanlış var mı? Yok, yok, yok.

Şimdi bir mesele soruyorum, dünyada yaratılan ne kadar nebatat, hayvanat, insan yaratılmışsa, hepsi aynı mıdır? , farkiyetleri var mıdır? Bir kere bu mektebe girdik, Tevhit mertebesine girdik. Tevhit dersini Mürşid-i Kamil, hiç kıskanmadan, hepsini anlatıyor. Hepinizin anlayışı aynımıdır? Değildir. Mektebe giriyorsun; Beni liseye götürdüler,Öğretmene dedim ki; ”Çocuklara aynı dersi veriyorsunuz”, ”Veriyoruz”, dediler. ”Ama, sene sonunda bakıyorum, karnelere, kimi 10 almış, kimi 0 almış. Ne demek bu, efendim”, ”Kabiliyetleri yok, istidatları yok, düşünceleri zayıf”, ”Verin düşünce, verin istidat !” . Şimdi sadede gelelim. İşte O çocuk, -hepimiz yaptık bunu-, leblebi şekeri alır, ” Ahmet, ne anlattı öğretmen? “, “Şunu, bunu anlattı “ Anlatır, anlatır, 10 seferde anlar. Öbürü bir seferde anladı, O 10 seferde anladı.

İşte, bu istidat ve kabiliyeti olanlar Peygamber oldular. Aynı tarladan seçtiler onları, anlatmak istediğim… Mahsülün en güzelini bahçıvan, topladı küfelere,1.kalite, sattı, 2 tertip, bir daha topladı, onu da sattı. Aynı ağaç, aynı toprak, aynı su.Bir kısmı Peygamber oldu, bir kısmı evliya oldu. Ötekiler ne olacak? Peygamber’lerle, Evliya’lara vazife düştü, hadi, siz bunlara merhamet edin, şefkat edin, onlar sizin affınıza uğrayacak.

Bende bunları geçirdim. Oraya ,buraya sordum, beni dövmeye kalktı, ama kuvvetliyim, azarladılar beni, hakaret ettiler, aklın almaz dediler. Siz anlatın dedim, aklınız eriyorsa. Baktım ki olmuyor. Nihayet İstanbul, İzmir, Bursa, Konya, Adana gezdim. Cenab-ı Hak buldurdu bana, benden 10 yaş küçük, Cenab-ı Hak vermiş ona. Ahmet Efendi merhum. İşte ondan naklediyorum, burdan da çıkacaklar, nakledecekler. Kelam kimindir? Bu kelam, Kelamullah’tır, sıfat, Sıfatullah’tır, vücut,Vücudullah’tır.

Abdülkadir Geylani Hz. diyor ki, ”Şeriat’i tamamlayayım da Hakika’te gireyim dersen ,ömrün vefa etmez, tamamlayamazsın”, diyor. Günahlar, sevaplar,… Şeriat’ı yeterince Hakikati bitirince,uğraş.

Scroll to Top