İbrahim Hakkı Öçal Efendimiz Sohbeti 6

Bismillahirrahmanirrahim;
İşte şimdi! O günü bekleme. Şimdi varız, çoğuz. Bu çokluğa bakma, cümlesi bir noktadır. Her ne harfi ki okursan nokta-ı ba ondadır. İşte bunların hepsi ölsün istiyor O ! Öldürecek, öldürüyor da. Ama Allah’ta ve onun Resulünde ölmek başka, isteyerek; Bir daha var, o ölümü kimse istemez, korkarlar.
Hiç birimizi Jandarmalar, Polisler getirmedi buraya. Hidayet meselesi. Allah mutlaka verir karşılığını. O kadar çıktı minarelere, o kadar ezan okudu. o kadar cemaate kamet getirdi, müezzinlik yaptı boşuna mı?
Koyacaklar seni bir gün musalla taşına
Vaktiyken giy başına tac-ı kalender ara bul
Olagör ehli feragat,dile dildar ara bul
O dil ki Allah’ın dili olsun.
O Mürşid-ı Kamil’den Allah’ın dili olsun ve sana anlatsın onu. Mürşid-ı Kamil kantardır. Allah’ın kantarıdır. “El-hamdülillahi Rabbi-l’alemin”. Kim der bunu? Allah der. Tanzim etti kainatı.”Kün-feyekün” dedikten sonra “El-hamdülillahi rabbi-l’alemin” O dedi. Biz de diyoruz şimdi. Ama bu ağzımızla değil, bu kelam Kelamullahtır. Bu Kelamullah olan ağızda söylüyor. Hiç yanlışı yok Ben yaptım, ben kıldım. Evvelki gün birisi “Ben diyorsun ya ?” dedi. Dedim “Evladım, ben demeye benim hakkım selahiyetim var,oraya geldim” ;Sen de oraya gel ,sende “Ben” de. Ama biz teeddüben…! Haya ederiz, gene demeyiz.
Ne oldu şimdi? “O kulumun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ,yürüyen ayağı, konuşan ağzı olurum” diyor Kudsi hadiste. ”Onların yemeleri ibadettir, içmeleri ibadettir, uykuları ibadettir” demiyor mu Hadiste? Resulullah Efendimiz “Girsene” dedi. “Namaz kılıyorlar”, Ömer’i gösterdi.”ondan korkuyorum” dedi.”O uyuyor “ dedi.”Uykusu ibadet onun”.
Acizane, Cenab-ı Allah’ın bütün, 6’666. Tane ayetine doğru demişimdir. Resulullah efendimizin fem-i saadetinden, güzel ağzından çıkan bütün hadisleri ayıklamışlar büyüklerimiz. Ömer ne dedi? “Bunun iki şahidini getirmezsen seni bırakmam” dedi. Gitti, Kufe’de buldu,”Ben’de gördüydüm resulallah’ı”. Öldürecekti Ömer, yalan hadis diye.
Kur’an-ı Kerim de bütün maddeleri bulmak mümkün değil. Açıklık vardır ama elleri böyle kaldır, böyle yap..! Bir çok şeyleri hadislerden bileceğiz. İcma-i ümmetten,Kıyas-ı fukaha’dan. Bazıları duyuyorum,”Mutlaka Kur’an da mı?”. “Evet”.”Yok ya bu!” diyor.
Kur’an’ın müfessiri hadis’tir. Sen bulamadın diye yapmayacak mısın? Mutlaka orada, kurtuluş yok. “Bu bir devran gelir geçer, bilemezsin demedim mi?”.Ömür geçer, ömür bir gölgedir ,geçer. Eyvah yok. Ayeti kerimede;”Onlar çok pişman oldular ve dediler ki; Ya rabbi, tekrar dünyaya getir bizi, gör nasıl ibadet olur, gör nasıl tevhit olur”ve devam ediyor “Bu dünya’ya gelmek mümkün değil ”, diyor. Bu dünyayı altından kaplasalar , gene de mümkün değil. İş işten geçtikten sonra , eyvah para etmez. Bu bir devrandır, gel dediler mi, gel, durmak olmaz.
Gel denildi durmak olmaz,alem-i beka’ya çün,
Hüsnü Hak ile Hak oldu,Kalktı hail aradan.
Niyazi de “durma sana gel oldu”der. Bize de gel denilmese idi buraya gelemezdik. Bize, hepimize gel emri verildi. Gel emri olmasaydı olmazdı bu iş. Var mı art düşüncemiz? Sizden bir şey istediğimiz yok Allah’tan istiyoruz her şeyi. Kanaat sahibiyiz, zikir sahibiyiz. Bu bir devran gelir geçer, bilemezsin demedim mi?
Öyle bir nimet ki bu, En’amte. El’ham’ı okuyoruz, 40 defa günde. ”en’amte aleyhim,ğayri-l-mağdubi aleyhim ve la-d-dallin”. Beni delalette bırakma, gayrilerden etme, o nimetini ver bana . İşte nimet budur. Arpa buğday nimet, oda nimet ama eşeklerin, beygirlerin. Bizimde hayvan yönümüz var, onu da biz yeriz. Ama nimet verilmedi ne Aya, ne Yıldızlara , ne Güneşlere, ne Meleklere verilmedi. Bu nimet, ”Ya eyyhe-llezine amenu”, onlar icabet edecekler. İşte onlar geç kalmadılar, pişman olmadılar. Allah bizi de pişmanlardan ederdi, etmedi “el-hamdülillah”.
Zannedersin ki namazladır, oruçladır, hacladır, zekatladır. Onlarladır ama onları doğru dürüst kılmak lazım, Allah diyebilmek lazım. Allahu ekber diyebilmek lazım.La ilahe illahlah, ne demek La ilahe illallah ? Bak ne diyor sevgili Peygamberim(s.a.v.), “ Men kale la ilahe illallah dehale-l-cennete”. Bir defa “La ilahe illallah” diyen cennete girer, hiç şüphe etmeyin. Doğrudur.
Demek başka, bulmak başka.”La ilahe illallah”. İşte mahsus, bunu diyebilelim diye, uğraşmayalım, diyebilelim diye , tevhid’den aldım. Tevhid-i ef’al, Tevhid-i sıfat, Tevhid-i zat. Kiminmiş bunlar? Hepsi Allah’ındır. Gözüm üzerindeki kaşım, kirpiklerim, neyim varsa, hepsi onundur. Bizim hiç bir şeyimiz yok. Biz, bu suret libasını, Allah’ın var ettiği, işte aldanmak buradadır, Hayat, İlim, İrade, Kudret, Sem-i, Basar, Tekvin var ya ? Bunları biz zannediyoruz ki bizimdir. Kur’an’ı kerim, Resullallah, büyüklerimiz araştırıldıktan sonra; Bunların hiç birisi senin değildir. Bunlar muvakkat olarak sana verilmişler. Mesela kuvvet,”İnnel kuvvete lillahi cemi’a”.Allah’ın kuvveti var. Benim de var ya? Allah görür, Basir’dir, bende görüyorum. Semi’dir, işitir, bende işitiyorum. Ama sen Allah’la yarışa sakın girme. Bu görmen, bu duyman, bu konuşman O’nun delaletiyledir, O’nun müsaadesiyledir, O’nun iradesiyledir Aramızdan biri çıktı gitti mi, öldü mü, ne Allah diyebilir, ne namaz kılabilir. O zamanı beklemeyelim. O zaman, heyhat, iş işten geçer, fırsat kaçar. Büyüklerimiz diyor, ”Nerede geçirdin bu ömrü?”.Hep bunlar sorulacak. Kimlerleydin? Nasıl konuştun? Nasıl ettin?. Ama bir yer var ki ,oda hidayet meselesi. Hidayete erenler delalette kalmadı, delalette kalanlar da hidayete ermedi. Niçin? Niçinleri sorma. Niçinleri, nedenleri anlatmak mümkün, Cenab-ı Hak Teala hazretleri bizi oraya kadar getirdi ama vaktinizi alırım. 1 günde, 5 günde, 1 senede anlatılacak, anlaşılacak mevzuu olsaydı 27 yıl konuşmazdım ben. Hala da konuşuyorum. Fahr-ı Kainat Efendimiz, Cenab-ı Allah bize ne dedi Kur’an’ı Kerim’de ? Tamamdır. Hadis-ı Şerifler’inde? Tamamdır. İcma-ı Ümmette? Tamamdır. Kıyas-ı Fukaha da ? Tamamdır. Kimler bildi bunu? Peygamberlerin hepsi bildi. Ondan sonra kimler bildi? Bilmiyor musunuz kimler bildi? Ne diyoruz? Adalı merhum, Mevlana merhum, Cüneyd-ı Bağdadi merhum, Abdul Kadir Geylani merhum, Hacı Bayramı Veli merhum bunlar hep bu yoldan geçmişler. Ama adetleri ne kadar? Adetleri çok az, işte bu yolun yolcularını da Cenab-ı Allah bu kainatın içerisinden seçip seçip gönderiyor. Nasıl ki Peygamberleri içinizden seçip seçip gönderdik Tevhit ilmi de, Tevhit Akidesi de böyledir.
Fehmi Efendi;
Ayet-ı Kerime de Cenab-ı Allah buyuruyor ki “Ellezi ersele rasulehu” ,O resulünü göndermiştir, Elçisini. “bi-l hude” hidayetle, ”bi-ddini-l Hakki” ve Hak diniyle göndermiştir. Ne için? “li yuhzirahu ‘ale-d-dini kulli” Dini bütünüyle zuhura getirmesi için, açığa çıkarması için, Allah resulünü cenabı mevla göndermiştir. Allah Resulü, asrı saadette dini mübini, İslam’ı açığa çıkarmış, tebliğ etmiştir. Din dediğimiz zaman Ayeti kerimenin ifadesiyle bir bütün bu, yani ilahilerimizde geçer bu. Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet.Hepsi bir bütündür ve İslam dini olarak adlandırılır. Şeriat, tarikat yoldur varana, hakikat marifet ondan içeri ifadesiyle bu dini mübini islam’ı yaşama, zevk etme, anlamanın yolunu Ehlullahta bize göstermiş oluyor.
Demek ki şeriat bazdır, temeldir, esastır. Şeriat dediğimiz zamanda biz İslam’ın beş şartını aklımıza getiririz.İslam sadece ondan ibaretmiş zannederiz.Bu bir yanılgı.Bu beş esas bir temeldir. Allah Resulünün ifadesiyle;İslam beş temel üzerinde bina edilir. Nedir onlar? İşte bizim malumumuz; Kelime-ı şahadet, namaz, oruç, hac, zekat.
Bunlar temel.Bu temelin üzerinde bir bina yapacağız.O binanın tuğlası, harcı, süslemesi tarikat dediğimiz şey iledir. İnsan da bir bina olduğuna göre, bu binanın tezyinatı tasavvuf olacaktır. Nefsimizin kötü sıfatları bu vücut binasını kirletilmiş oluyor.bu kirliliği giderecek olan, temizleyecek olan.. tasavvuf dediğimiz,”ilm-i ledün” dediğimiz,” ilm-i hikmet” dediğimiz, “ilm-i batın” dediğimiz husus. Bu husus’sa yine şer-i şerifin içerisinde gizli. Yani şeriatın dışında bir şey değil. Bunu da Kamilimiz Hasan Fehmi Hz. ilahisinde gayet açıklıkla beyan buyuruyor,”şer-i paki Ahmedi’de ilm-i ledün gizlidir “ .Bir başka ifadesinde;
Fehmi mahremdir hakikat Bahrının gavyasıdır
Libas-ı Şer’i büründü Giydi dibalar gibi
Hakikat mahremdir, herkes o mahremiyet içerisine giremez. Hakikat deryasının dalgıcı olur, dalar, çıkarır, ne çıkarır? İnci, mercan çıkarır. Yine Hasan Fehmi Hz. hakikati inci’ye benzetmiştir. Der ki:”İnci sedefin içindedir”.Sedef o inciyi muhafaza eder.”Bir sedeftir ol kim ancak dürr’i yekta onda var”. Orada bir inci gizlidir, Nerede? Şer-i şerif’te. Şer-i şerif bu işin muhafazası, incinin muhafazası , yani hakikatin muhafazası. Libas elbisedir , ne yapar? Bizi örter , dışarıya üryan olarak çıkarsak ayıplanırız. Onun için ne yapıyoruz? Elbisemizi giyip o şekilde dışarıya çıkıyoruz. İşte şeriat elbisesi de hakikati örten , gizleyen, muhafaza eden bir elbise.
Şeriat, tarikat. hakikat, marifet birer bütün, İslam’ı teşkil eden birer unsurlar.Yani şeriat’ı aldık tarikat’ı bıraktık veya hakikat’ı bıraktık, yok öyle olmaz. O zaman ne oluyor? O zaman yarım oluyoruz, eksik oluyoruz, nakıs oluyoruz. Allah Resulü , insanların en kamili ,en mükemmeli. Mustafa diyoruz , Mustafa demek en seçkin , seçilmiş, süzülmüş, artık özün özü, O’nun üzerinde kemalatta herhangi bir varlık düşünemiyoruz. Diyor ki; “Şeriatı tebliğ edin , anlatın”. Ancak hakikat geldiği zaman onu herkese açmıyor. Liyakati olanlara, bu bab’da nasibi olanlara açıyor. Onlardan biriside Ebu Zer Hazreteri, Ona ifade ederken “Ya Ebu Zer,gemini yenile,zira deniz derindir” diyor ve “azıgını çok al, zira bu sefer uzundur ve kendini hafiflet, yüklerini at zira bu ağır yükle bu menzil-i maksuda varmak mümkün değil”. Nedir gemi? Gemiyi yenile zira okyanuslara açılacaksın, deryalara açılacaksın. Eski gemiyle o okyanusa, açık denize çıkarsak o gemi parçalanır, dayanamaz batar. Zahir neyse batın da odur, hiç fark etmez, bunun ledün manasına geldiğimizde, ”gemiyi yenile” yani şeriatın sağlam olsun, şeriat gemisini yenile zira sen bundan sonra bir deryaya dalacaksın, hakikat deryasına gireceksin,hakikat deryasında bozuk gemiyle yol alınmaz, gemi sağlam olsun ki O hakikat deryasının dalgaları karşısında bocalamasın, rahatlıkla O deryada seyr-ü sefer etsin.
Bizde Hakikat deryasına girmek isteyen ve giren talihlilerdeniz. Cenab-ı mevla lütfetmiş, İhsan buyurmuş, bunun şükrünü eda etmek mümkün değil. Bu hakikat deryasında Allah Resulünün ifadesi ile yol alabilmemiz için şeriat gemimizi sağlam yapmamız gerekiyor.
Nedir şeriatımız? İşte sohbetin başında ifade buyurduğumuz gibi, hemen aklımıza gelen Namaz. Namazımızı kılacağız, orucumuzu tutacağız ama efendi az önce dedi ki “Ef’al salikinin namazı olmaz, orucu olmaz; sıfat salikininde olmaz, zat salikininde olmaz.” Niye? Çünkü burada artık bütün ef’ali biz Cenab-ı Hak’ka nisbet ediyoruz, bütün fiillerimizde fani oluyoruz.O zaman biz namaz kılmayalım mı? Yok, yine namaz kılacağız ama bileceğiz ki namaz kılan biz değiliz. Namaz kılarken yapmış olduğumuz hareketlerimiz, Kıyam’ımız, Ruku’umuz, Secdemiz, oturuşumuz, selam verişimiz de, tüm bu hareketlerin failinin ve Halik’inin Allah olduğu bilinci,şuuru içerisinde, zevki içerisinde namaz kılacağız.
Namazda kıraat farzlardan bir tanesi . Okuyacağız, Fatiha’yı okuyacağız, Fatiha’dan sonra Zammı sure okuyacağız. Bu bir kelamdır ama dedi ki efendi “Kelam senin değildir, Kelam Kelamullahtır. ” Okumuş olduğumuz zaten onun kelamıdır. Öyleyse onun kelamını kim okuyacak? Yine kendisi okuyacak. Ama biz okuyoruz ya? Sen okuyorsun ama senin ağzından çıkan bu kelamın Hak’kın Kelamı olduğu , zevki, bilinci, şuhudu içinde olacaksın.Peki bu hareketlerimiz ef’alimiz,sıfatlarımız! Mazharıdır. Mazhar demek zuhura gelen yer, açığa çıkan yer demektir . Bir alet düşünün ; Ef’al aynasında parlayan, teceli eden, sıfatlardır ve sıfatlar aynasında tecelli eden zat’tır.Yani ef’alimiz, sıfatlarımıza bağlı; sıfatlarımız da zat’a bağlı . Zat’ı hiç kimse göremez, kimse kimsenin zatını göremez. Bizim gördüğümüz nedir? Karşımızdakilerin sıfatlarıdır. Karşımıza baktığımızda arkadaşımızı, dostumuzu, eşimizi neresinden tanırız? Veçhinden tanırız.Yüzünden tanırız. Bu Veçh’te bir takım sıfatlarımız var.Nedir o sıfatlarımız?
Yedi sıfat dediğimiz bu sıfatların hepsi bizde ve yüzümüzden okunuyor bu. Yüzünüzü kapatın şimdi, örtün, hiç kimse kimsenin kim olduğunu bilemez.Bu sıfatlarında bizim olmadığını bildiğimiz zaman Hak’kın olduğunun idraki, zevki, şuhudu içerisinde olduğumuz zama ne yapmış oluyoruz? Sıfatlara tecelli eden zatı biz bilmiş oluyoruz Cenab-ı Hakkı hiç bir zaman zatiyle bilmemiz mümkün değil.
Marufsun bilinmez zatın Her şeyi kaplamış tahtın
Görenler görmüştür seni Gözsüzlere pinhan rabbim
Marufsun, bilinmişsin.Ne ile biliniyor? Bilinmez zatın demiş , zatını bilmiyoruz biz. Cenab-ı Mevla’nın ama bu sıfatlarda bir varlık kendisini ilan ediyor.Her sıfattan zatı ilan edilmiş, bu sıfatlardan bir varlığın olduğunu biz zevk ediyoruz, şuhud ediyoruz.Namazımızı kılarken bir hareket yapıyorsak ,o hareketin , o fiilin Hak’ın olduğunu zevk edeceğiz. Sıfatlarımız devreye girmiştir. Bir güç kuvvet sarf ediyoruz fiil işlerken , nedir? Bu da bir sıfattır . Kıraat yapıyoruz, okuyoruz Kur’an-ı kerimi, bu bir kelam sıfatı. Namaz kıldığımız yere bakıyoruz , bu bir görme sıfatı ,okuduğumuzu işitiyoruz. Sem-i sıfatı hemen devreye giriyor .
Böylelikle ef’alin , sıfatın , vücudun , zatın, varlığın Cenab-ı Hak’ın olduğunun zevki içerisinde namazımızı kıldığımızda, kılan kimdir? Kılan Hak’tır, Biz değiliz ,daha sonra biz’de kılacağız ,bizim kılacak olduğumuz yerlerde gelecek. Ne zaman ? Cenab-ı Hak kendi sıfatlarını yine bize giydirecek , Nerede? Hazretü’l cem dediğimiz bir makam var ki; Şeriat makamı dediğimiz, farkiyetin makamı.Orada salik derse ki:”Ben namaz kıldım .”doğrudur ama o yine demez fena’ya verir .Fena ender fena, ikinci bir fena , sözü yalan değil. Doğrudur, namaz o kılmıştır, orucu o tutmuştur, zekatı o vermiştir; Fail o’dur artık. Hareketleri yapan, namazı kılan o’dur artık ama daha öncede namaz kılıyordu, fakat o zaman hepsini Cenab-ı Allah’a nispet etmiyordu.Bu defa diyebilir;Ben namaz kıldım. Ama yine demiyor efendiler , yine fena’ya veriyorlar.Teeddüben yine diyorlar ki:”Kılan O’dur ,yapan O’dur, eden O’dur , işleyen O’dur.
Şeriat çok geniş, bizim yaşantımızı A’dan Z’ye kaplıyor. Gerek kendi yaşantımızı, gerek beşeri münasebetlerimizi,O’nu da kaplıyor.En basitinden bir eve girişimizde nasıl davranacağımızı tespit etmiştir. Kapıyı çalınız , üç defa çalacaksınız. Hacı Sabri Ef.’de üç defa çalarmış ve efendiside dermiş ki “Hacı Sabri Efendi geldi, ilk vuruşunda Tevhid-i ef’al,ikinci vuruşunda Tevhid-i sıfat , üçüncü vuruşunda Tevhid-i Zat “ dermiş.Üç defa…Hacı Efendi geldi…Ve hep deriz, bu halk arasında da geçer.Allah’ın Hak’kı üçtür, niye üçtür Allah’ın Hak’kı ? Niye bir, iki değil? Niye dört, beş değilde üç. Allah’ın Hak’kı üçtür. Allah’ın bızden istediği üç şey var, diyor ki: ”Ef’al’inizi bana vereceksiniz, Sıfat’ınızı bana vereceksiniz Zat’ınızı, Varlığınızı bana vereceksiniz. Ef’al’in, Sıfat’ın, Zat’ın sahibi benim, siz değilsiniz” diyor. Kapıyı çalmanız , içeriye girmek için izin istemeniz bir şeriat’tır, bunu yapacaksınız ve içeriye girdiğinizde selam vereceksiniz. ”Es-selamüaleyküm ve rahmetullah“diye. İzin verilirse. İzin vermeyebilir, cevap vermeyebilir veya dön git diyebilir. Dönüp gideceksin, bu da şeriat.
Hazreti Ömer Kıssası; Gece dolaşırken bir evden naralar geliyor. -Bu kıssada hem şeriat var, hem tarikat hem de hakikat. Şeriatın emri gereğince, idaresinde olan insanların hallerini izlemek için dolaşıyor. Açıkta kalan var mı? Bir derdi olan var mı?- Bunun üzerine sesin geldiği evin bahçe duvarından atlayıp kapıyı adeta kırarak eve giriyor ve ev sahibini içki aleminde yakalıyor.” Utanmıyor musun, Allah’ın haram kıldığı bir şeyi içmeye?”,diyor. Adam da; “Ben bir günah işledim, sen se üç günah işledin. Allah tecessüs etmeyin diyor, sen ettin. Bir yere izinsiz girmeyin, diyor,sen girdin.Bir yere girdiğinizde selam verin, diyor, sen selam bile vermedin.”,diyor. Şer-i Şerife ters bir harekette bulunuyor. Öteki de ters bir harekette bulunmuş ama ikisi birbirine ders veriyor. Daha sonra camide karşılaştıklarında ömer yanına çağırarak; “O halini kimseye anlatmadım, der.Ötekide diyor ki “Bir daha yapmadım ve bir daha yapmayacağım, İnşallah”. Bu basit bir misal. Bir eve girişimizi, çıkışımızı dahi şeriat’ın tespit ettiğini gösteren, beşeri münasebetlerimizde alış verişimizde, ticaretimizde; Bütün bunlar en ince teferruatına kadar tayin ve tespit edilmiş.
Nasıl yaparsak helal kazanç elde etmiş oluruz, nasıl yaparsak haram dairesine girmiş oluruz? Bunları bilmek durumundayız ve uygulamak durumundayız. Çünkü kazancımızın helal olması lazım, yediğimiz lokmanın helal olması lazım, çocuklarımıza yedirmiş olduğumuz lokmanın helal olması lazım. Çünkü haram lokmayla beslenen bedenin zevki ve şuhudu olabileceğini söylemek mümkün değil. Hazreti Ali “Bir kuyunun içine bir damla şarap kaçsa o kuyuda abdest almayın” diyor. Şeriat’ın emirleri ne ise onu yapmak durumundayız, yapmamak mümkün değil. Çünkü o emir kimin emri? Cenab-ı Allah’ın emri.
Biz şimdi diyoruz ki “Cenab-ı Allah’ı seviyoruz” ,bu yol O’nun yolu, O’na vasıl olmaya çalışıyoruz,O’nda fani olmaya çalışıyoruz, hem de ondan sonra O’nun dediğini yapmayacağız. Bu nice sevgidir ki hanım kardeşlerimizin tesettür mevzuu; Ayet gayet açık. Kur’an emri, Allah’ın emri, Ahsab ve Nur suresinde Hazreti Peygambere açık bir emir ”Önce hanımlarına söyle, sonra kızlarına söyle .Sonra müminlerin kadınlarına söyle. Örtülerini örtsünler. Tesettürlerine riayet etsinler” .Hazreti Aişe validemiz der ki;”Ensarın kadınları çok üstündür, çok faziletlidir ,çok değerlidir.Bu ayeti kelime geldiğinde, elbiselerinin bir kısmını hemen kestiler,yırttılar ve başlarına örttüler.”Hemen anında, hiç tereddüt göstermeden yani. Yapınız, yapılır. İçki ayeti kerime ile yasak edildiğinde Allah’ın Resulü vahyi tebliğ etti ”Bizlere artık içmek yasaktır” diyor ve sahabe anlatıyor: “Bir grup içki içiyordu kimisi kadehi dudağına götürmüştü, hemen çevirdiler, attılar, içmediler artık” günlerce Medine sokaklarında şarap küplerinin yollara döküldüğü ifade ediliyor. Bu neyi gösterir? Cenab-ı Hak’kın emirlerine bağlılığı gösterir.Hem Allah’ı sevmek iddiasında bulunacağız ,Allah’ı seviyoruz diyeceğiz ve O’nu sevdiğimizi, O’nun ism-i celalini ağzımızda,dilimizde,gönlümüzde 24 saat zikredeceğiz hem de ondan sonra diyeceğiz ki “Ya Rabbi,bu emrin iyi hoş ama! Nefse biraz ağır geliyor. Ben bunu yapmasam!!” . Seven sevenin sözüne tabii olur. Eğer Allah’ı sevdiğiniz iddiasındaysanız, Allah’ı seviyorum diyorsanız, Fettebiuni, bana uyun yani Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimize uyun ki Allah’ta sizi sevsin . Allah Resulü hiç bir zaman hevasından konuşmamış.”O hiç bir zaman hevasından konuşmaz.O’nun konuştuğu vahiydir” Cenab-ı Hak’tan aldığını konuşur, Cenab-ı Hak’tan aldığını verir. Gerek Kur’an, gerek Hadis-i Şerif olsun.
Efendi sohbetimizin başında 4 tane delilden bahsetti, Ku’ran dedi,Hadis dedi, icma-i ümmet dedi, Kıyas-ı Fukaha dedi. Şeriat’ın 4 delili. Varsa Kur’an’da bir hüküm, tamamdır. Kur’an’da yoksa hadise bakılır, hadiste yoksa icma-i ümmet dediğimiz, ümmetin o konudaki görüş birliğiyle vardığı hususlara bakılır. Ve Kıyas-ı fukaha, fakihlerin o konu hakkında, o konuya benzer meselelerde, Hadis ve kur’an ayetlerinden Kıyas yoluyla çıkarmış olduğu hükümlerdir.
Bunlar temel deliller. Şeriat bunlara dayanıyor. İlk başta Kur’an’a dayanıyor sonra Sünneti Peygamberiye ye, Allah Resulünün sünnetine dayanıyor.Yapınız.
Diyeceğiz ki,”semi’na ve ata’na”,işittik ve iman ettik.Hiç bir zaman demiyeceğiz Yahudiler gibi,”semi’na ve asayna”, işittik ve isyan ettik. Bakara suresinin son iki Ayeti olan “Amene’rrasulü” her zaman okunur. “Amene’rrasulü bima ünzile ileyhi min Rabbihi ve’l mü’minin”, Rabbinden kendisine gelen ne varsa, her şeye inanmıştır. Kim? Allah Rasulü inanmıştır, mü’minler de inanmıştır.
“Küllün amene billahi ve melaiketihi ve Rusulihi”, imanın şartlarından, meleklerine, Kitaplarına ve Rasüllerine inanmışlardır.”La nuferriku beyne ahadin min Rusulih”, Peygamberler arasında hiç bir zaman tefrik yapmazlar.”Ve kalu semi’na ve atayna”, ve derler, işittik ve itaat ettik. Allah diyorsa şunu yapın, hemen derhal, yapmayın diyorsa, yapmayacağız. Efendi derse şu konuda şunu yapın, yapacağız Yapmayın derse, yapmayacağız. Niye? Efendiye bağlılığımız varsa. Ne olacak? Bu bağlılığımızı, teslimiyetimizi O’nun yap dediklerini yapmakla, yapmayın dediklerini yapmamakla göstereceğiz.
Aynı şekilde Cenab-ı Hak’ka olan bağlılığımızı, teslimiyetimizi nasıl izhar edeceğiz? Evamir-i İlahi dediğimiz hususları aynen, harfiyen yapmaya çalışacağız ve yapmayın dediklerini de kesinlikle yapmamaya çalışacağız.Cenab-ı Hak’kın bize vermiş olduğu güç nispetinde ,imkan nispetinde, takat nispetinde; O zaten bize vus’atımız dışında bir yük yüklemez, ”La yukellifu’llahu nefsen illa vus’aha”.Her kişiye vus’atince yük yükler , ki bu şer-i şerifin eeirleride herkesin kaldırabileceği, takat getirebileceği hususlardır ki, artık buna yük diyemiyoruz, dememiz mümkün değil. “Şeriat, Tarikat yoldur varana, Hakikat, Marifet andan içeru”.Bütün bu emir ve nehiyleri yaparken, yerine getirirken, bunlar bize bir şeyler kazandıracak. Ne kazandıracak? İşte, Hakikat ve Marifet kazandıracak. İbadetlerimiz bizim belirli bir hal almamızı sağlayacak, sağlıyorsa, ibadetlerimizi biz doğru dürüst yapmışız demek. Namazımızı düzgün kılıyorsak, O namaz bizi kötülüklerden, fuhşiyattan koruyacaktır. ”Ekime’sselate inne’sselat tenha ani’l fahşei ve’lmunker” , Namaz kıl, çünkü namaz insanı fuhşiyattan, kötülüklerden alı kor. Eğer alıkoymuyorsa, demek ki kılmış olduğumuz namaz ,namaz değil. Peki, nasıl kılarsak bizi kötülüklerden alıkor? Namazı efendinin anlatmış olduğu şekliyle kılarsak bizi kötülüklerden alı kor, yoksa “Feveylül li’lmusallin” ayeti kerimesinin muhatabı olmuş oluruz ki çok yazık etmiş oluruz kendimize.Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar kılmış oldukları namazın farkında değillerdir. Kılmış olduğumuz namaz; Şekline riayet ederek, farzına, vacibine, sünnetine, zahirine riayet ederek kılmış olduğumuz namaz; bize, zamanla bu işin batınını anlamaya yardımcı olacaktır. Çünkü , diyor
“Siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi de öğretir”. Riyadan uzak bir şekilde namazınızı eda ederseniz, orucunuzu tutarsanız, sair ibadetlerinizi yaparsanız, Allah sizlere daha sonra bilmediklerinizi öğretir.
Pir Hazretleri der ki: “İnsanlar Cenab-ı Hak’ka vuslat ederler” Nasıl? Şeriatla vuslat ederler, Tarikatla vuslat ederler ve hakikatle vuslat ederler. Şeriatla vuslat nasıl oluyor? İşte, delil getirmekle oluyor. İstidlali iman ederler. Hak’kın varlığını, birliğini akli delillerle bilmeye ve Allah’ı birlemeye çalışırlar. Ama Cenab-ı Hak’ka vuslatın en kestirme yolu hakikat üzerine seyr-i sulük’tür. Nedir hakikatta seyr-i sulük ? Pir Hazretlerinin beyan ettiği ve bizlere kadar efendiler vasıtasıyla gelen Tevhid-i Ef’al, Tevhid-i Sıfat, Tevhid-i Zat, Meratip ve Makamatla Cenab-ı Hak’ka yapılan vuslattır. Bu en kısa ,en kestirme yoldur. Namaz kılarak, çok oruç tutarak, ki buna zahidlik denir, zühd ve takva göstererek insanlar yine bir takım yerlere varırlar. Ancak, bu işin kestirme yolu ; Hz.Peygamber diyor; ”Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine tutunursanız o sizi hidayete götürür”. Bakıyoruz şimdi Ashab-ı Kiram’a, hepsi farklı farklı.Onlar farklı farklı olup, farklı farklı insanları Cenab-ı Hak’ka ulaştırdıkları gibi ,Efendilerde farklı farklı. Bu yol büyükleri farklı farklı, Tarikatlar da farklı faklı, işte bu farklı farklı insanları, farklı farklı Efendiler, farklı yönlerden yine Cenab-ı Hak’ka vuslat ettiriyorlar.
Hakikat üzere seyr-i sulük dediğimiz zaman, Tevhid-i Ef’al’de hemen ilk dersi veriyorlar; “la faile illallah”,fiilerde fail Cenab-ı Allah’tır. Nakşi tarikatında da , okumuş olduğum bir kitapda “La faile illallah” ‘ı ta kitabın sonlarında görebiliyorsunuz “La mefsufe illallah” ‘ı da ancak kitabın sonunda görebiliyorsunuz, yani bir insanın ömrü ya yeter ya yetmez.
Biz esma’yı bırakmışız, biz esma’dan müsemma’ya bakıyoruz. Kimdir o müsemma? O müsemma Cenab-ı Allah’tır. Efendiler, bize Lafza-ı Celâ l dediğimiz zikir olarak Allah zikrini veriyorlar, esma vermiyorlar. Niye? Çünkü Allah lafza-ı Celali,bütün isimlerini içinde toplamıştır. Zat-ı Uluhiyeti’ne has bir isimdir.Bunun içinde Rububiyet de vardır, Rahmaniyet de vardır,Rahimiyet’i vardır, Malikiyet’i vardır.Allah diyerek her nefeste ne yapmış oluyoruz? Meratip ve Makamatı güzelce zevk ederken en kısa yoldan Cenab-ı Hak’ka vuslat etmeye, O’nda fani olmaya ve yine onda baki olmaya çalışıyoruz.
Allah’a sonsuz şükür ve hamd olsun, bizi bu yola getirdi. Başka yerlerde de gezdirebilirdi, başka yollarda bizi uğraştırabilirdi, Malik O, Mülk O’nun, bizler memlukuz, yani Cenab-ı Hak’kın biz mülküyüz ve yerde ve gökte ne varsa onun mülkü. ”Ve lillahi ma fi’ssemevati ve ma filard”. Biz de onun mülkü olduğumuza göre ve mülk sahibi mülkünde dilediği şekilde tasarruf ettiğine göre,”Malik-ül mülk”,tasarruf etmiş . Bunun için Hasan Fehmi efendi buyurdu;
İlahi şükründen acizdir fehmi
Kendini izhara mazhar eyledin
Fehmi şükret haline düştün güller bağına
Ol gülistan içinde dost ile didar olur.
Şimdi sizler düştünüz,burası bir gülistan, güle gül didar oluyor.
Efendi;
Durma,Niyazi,sana gel oldu,diyor.Hepimizi çağırıyor, Cenab-ı Allah Teala Hazretleri .Allah’a ve onun Resulüne ne kadar dua etsek, ne kadar ümmetine hizmet etsek o nispette Allah’ı buluruz. Allah’a kulluk, Hazreti Fahri Kainat Efendimize ümmet olmakladır. Emri Ferman, emri ilahi; Ey habibim, uğraşma,içinden ne ki geçiyor, bunlarda iman etsin diyorsun, hidayet olmadıkça bizden, onlar iman etmeyecekler. Kuru kuruya iman yok çocuklar, imanın yolları vardır. Kuru iman taklidi imandır, taklidi imandan kurtulmak için istidlali imana girmek lazım. Ondan sonrada hakiki imana gelmek lazım.”Ey habibim deki:onlar bari Müslüman olduk desinler, henüz biz onların kalplerine imanı yerleştirmedik”. İmanın dereceleri, şubeleri, makamları vardır. Bir kere Allah kim, kul kim! Tırnaklarımıza kadar Allah’ın esması, sıfatı, vücudu var bizde. Ve bizi bizden müşahede etmekte. Bizi bizden gözetlemekte. Hem emrediyor hem de emirleri yerine getiriyor musun, getirmiyor musun? Takip ediyor. Ayeti kerimeye göre Cenab-ı Hak Teala Hazretleri:”İnsan başı boş yaratıldığını mı zanneder”. İstediğiniz gibi hareket edesiniz, gidesiniz, gelesiniz, oturasınız, kalkasınız diye yaratmadık. ”Vema halektu’l cinne ve’l inse illa liya’budun”. Bana ibadet edesiniz diye yarattım. Buraya gelmeden evvel,bu topluluğa iştirak etmeden evvel, büyük günahlarımızda vardı, küçük günahlarımızda vardı. Cenab-ı Allah’ın buyurduğu mağfiretine geldik, rahmetine geldik. O’nun bağışına geldik. Siz ,dönmemek şartıyla tövbe-i nasuh ediniz, bütün seyyiatınızı haseneye çeviririz. Ahdi misak ettik, bu ahdi misakımızı bugün değil, ruhlar aleminde.”Elestü bi rabbiküm” diyoruz ya! Bize bir hitab verdi, o hitabı duyanlar burada buluştular, birleştiler. Bunu anlamak için Fetih suresine bakmak lazım.
Allah esmasıyla, sıfatıyla bilinir, zatıyla bilinmez. O esma ve sıfat nerdeydi? Hz. Fahr-i Kainat efendimizde. Niçin tecelli etmedi bir yerden Cenabı Hak,”Ben Allah’ım”? Niçinleri, nedenleri pek çok. Bu Tevhidi tam anlayanlar, anlayabilenler, zevk edenler, Cenab-ı Allah Teala Hazretlerinin nereden hitap ettiğini, nereden konuştuğunu, nereden gördüğünü, nereden işittiğini, onlar bilirler.
Hz. Fahr-i Kainat efendimiz O’nun aynasıydı. Öyle olmasına rağmen Cenab-ı Allah bütün varlıklarda mevcut. Zat’ı, şuhuda gelenlerde, zuhura gelenlerde, meydana gelenlerde. Bir ile bir olan, fena ender fena’ya uğrayan, bu varlık dağını delen, şirinine yaklaşan, şirini bulan mecnun gibiler. Şimdi, evamir-i ilahiden bahsettik bugün.
Emri bi’l maruf, nehy ani’l munker , yap dediklerini yapacağız, yapma dediklerini yapmayacağız. Şimdi ,Cenab-ı hak diyor ki:”rakı içme“, içiyoruz ya biz. Şunu yapma! Aksine! Sen mi emrettin bunu! Ben de yapmayacağım, senin peygamberinin sözlerini dinlemeyeceğim, Ayetlerini dinlemeyeceğim, hadislerini dinlemeyeceğim! Biz deriz ki ; Ya rabbi, hidayet ver, onlar da sevinsinler. ”Vema erselnake illa Rahmeten lil’alemin”. Buraya geldiğimiz zaman bir yemin ettik, eğer Kur’an’a muhalif hareket yapmazsak, eğer yapma dediklerini yapmazsak, yap dediklerini yaparsak…Bir şüphemiz mi var ki? Allah bizi kabul etti. Böyle bir şüpheyi, bir şek’i çıkarın ,atın.
Resulullah ashabına bir gün dedi ki ,”Siz cennete gidecekleri bilmez misiniz ?”,”Nasıl bilelim Ya Rasulallah ?”, “Onların işaretleri vardır”. Bir gün cenaze geçti ,cemaat : ”Allah rahmet eylesin” … Defalarca…”İyi insandı, şart oldu” dedi. “Ne şart oldu Ya Resulallah?”,”Cennet şart oldu” dedi. Öbür gün yine evamir-i ilahi’ye riayet etmeyen birinin cenazesi geçti. ”Aman kurtulduk” dedi cemaat. ”Şart oldu” dedi ”cehennem şart oldu” . Hüküm zahire göre verilir. Zahirde şeriat’tır. Şeriatı olmayanın tarikatı olmaz, illa ki bu kapıdan içeriye girmek için şeriat lazım.Hem söz verelim hem de yalan söyleyelim. Onların akıbetleri hüsrandır, eğer emirlerine uyuyorsak, Peygamberine itaat ediyorsak niye almasın bizi? Niye vermesin cemalini? Vaadinden döner mi? Verdiği sözden döner mi Allah? Böyle,böyle yaparsanız, benimle beraberseniz, cennette sizindir… Böyle yaparsanız cehennem sizin… Niye hakkımız olmasın? Bir gün Resulallah Efendimiz “Hiç biriniz cennete gidemezsiniz” dedi.”Yaptığınız ibadetlerle cennete gidemezsiniz namazla ,oruçla ,zekatla ,hacla gidemezsiniz ” dedi. ”Aman,Ya Resulallah sen de mi?”,”Ben de gidemem” dedi .” Allah’ın rızası olmadıkça gidilmez”,”Ya Resulallah Allah’ın rızası nerededir ?” “Bana bildirmedi ki ben size bildireyim” .Onun için hem cennet vaat oldu, hem de cehennem vaat oldu. Burada gurur yok; teslimiyet var, tevazu var, esaret var, kölelik var.
Cenab-ı Resulallah Efendimiz ilk defa yalanı ve köleliği kaldırdı. Niçin? Kul kula köle olmaz dedi. Kime olur? Kul Allah’ın kölesi olur, Allah’ın esiri olur, Allah’ın miskini olur, Allah’ın yetimi olur. Hepimiz burada şimdi Allah’ın köleleriyiz, miskinleriyiz, yetimleriyiz, esirleriyiz. Kölenin var mı namazı? Esirin namazı var mı? Kimin var? Allah’ın…O bakımdan bizim münacatımızı emin olun bütün melaike-i kiram Cenab-ı Hak’ka yalvarıyor: ”Ya rabbi, bunlar avaz ediyorlar, can-ı gönülden seninle, seni anıyorlar, seninle sana ibadet ediyorlar, seninle sana yöneliyorlar”,”Onlar yüreklerini, kalplerini rahat etsinler”,”La havfun aleyhim”, ”Mahzun da olmasınlar”.Ne mutlu ! “Biz onları sevmedikçe onlar bizi sevemezler, biz onlarda tecelli etmedikçe onlar bize mütecelli olamazlar” Tecelli ve mütecelli nasıl olur? Birisi katil, birisi maktul olursa olur. Allah hiç bir zaman maktul olmaz, maktul ölendir. Allah ölür mü? ”Biz onları katlettik, siz mi onları katlettiniz?,Sen mi attın Habibim o toprağı?Atan,attıran biz olduk”.
İşte Allah’a vuslat etmek için mutlaka ölmen lazım, ölmeden olmaz. Şimdi diyeceksiniz ki, buradaki şu cemaat var ya? Allah şahidimdir bunlar öldüler!
Ölmeden evvel ölüp kabre giren anlar bizi
Haşr olup neşr olmadan mahşer gören anlar bizi
Anlamaz hayvan olanlar
İnsan olan anlar bizi
Ne diyor? “Mutu kable ente mutu”,var mı canın? Hiç bir şeyin yok, ölüsün… Geziyorsun ama, içiyorsun, yiyorsun, münasebette bulunuyorsun, alış veriş yapıyorsun ama, ölüsün ölü ! Var mı Ayet-i Kerime ? Çok. “Onları biz öldürürüz ve sonra diriltiriz” , her akşam tebarekeyi okuyun. ”..tebarekellezi bi yedihi’l mülk ve huve ala kulli şeyin kadir. Ellezi halaka’l mevte ve’l hayate”. Öldürecek ,tekrar hayat verecek, işte biz öldük, tekrar hayat verdi bize. Her ölümde bir dirilik vardır. Nas uykudadır, insanlar dolaşırlar, yerler içerler ya…Uykudadır diyor. Ne zaman uyanırlar? Öldükleri zaman, yani bu varlığı Hak’kın varlığına iade etmedikçe, izdirari bir ölüm gelecek, bir gün yakamıza yapışacak ama o zaman iş işten geçmiş olacak, mundar olacağız o zaman. Yenmemiz için boğazlanmamız lazım; Bir davar kendi kendine ölürse yenmez ama bir kasap onu keserse, katil keserse, bir Mürşid-i Kamil keserse, Mürşid-i Kamil’in elinden Allah keserse … Hepimizin etleri, canları ve malları Cenab-ı Hak’ka helal. Ne zaman izdirari ölümle öldük, düşünecek O. Bizde düşünüyoruz, cehenneme mi gidecek, illiyuna mı gidecek, berzahta mı kalacak?
Ne diyor erenlerden birisi, ”Haşrı, neşri burada gördük, İsrafil’in suru ötmeden, Biz hesabımızı burada gördük.”. Fahri Kainat Efendimiz diyor ki” Her gün, her an her saniye hesabınızı görün”, ”Hasibu kable entühasibu”. Hesaba çek kendini. Diyor ki, ”Koyacaklar seni bir gün musalla taşına, vaktiyken bir tac-ı kalender ara”. Kalender meşrepli ol. Yatacaksın oraya ama nasıl yatılır? İki rekat cenaze namazı! O musalla taşına gelmeden senin cenaze namazını kıldılar. Cenab-ı Hak Teala Hazretleri Fetih suresinde beyan ediyor: ”Onları ben teslim aldım”. İkinci ölüm olacak, izdirari ölüm olacak ama ihtiyari ölüm güzel. Onun için diyor ki “Ölmeden evvel ölün” . Haşrı neşri burada gördük diyor. Nefha-i Sur olmadan. Haşır nedir, neşir nedir?.Haşır toplanmaktır; toplandık şimdi,Cenab-ı Hak’kın vadettiği melekler vasıtasıyla toplandık, yanıyoruz şimdi. Hem nasıl yanma o. Hazreti İbrahim ateşi. Firavunun attığı ateşten daha çok şiddetli bir ateşte yanıyoruz biz. Görmedik biz, benim söylediğim ateşi görmüyoruz, yanmıyoruz. İbrahim’e dedi ki:”Ya naru kuni berden ve selamen ala ibrahime”, Selamet buldu,biz de selamet bulduk. Ateşin içerisine atılmakla huzura geldik, rahata kavuştuk.



