İbrahim Hakkı Öçal Efendimiz Sohbeti 5

Sohbet: İbrahim Hakkı Öçal
Tarih:

Bismillahirrahmanirrahim;

Meşiet ayrı maişet ayrı,deyince; Maddi, manevi öyle maişetleri bol evler var ki… Bir de hüsran olan, keder içinde…; Neyleyim öyle…Her iki cihanı bize versin, maddesiyle manasıyla. Verdi, verecek değil ,verdi .Hüner odur ki…; Şimdi, bütün ihvan’ı biliyorum, kendimden biliyorum.Bu maddi fikriyat değil, manevi fikriyat bu. Maddi fikriyatta rütbeyi taktımı gelişir; Vali, amir.. Bizim içimizde Padişah var Padişah…Mevlana çok güzel anlatıyor;”Padişahla sohbetteyiz, vezir gelmiş ne çıkar, o beklesin”,diyor.”Vezir ile sohbetteyiz, vali gelmiş ne çıkar?”. İşte bu manevi sultanlıkta öyle padişahlar var ki;” kapısında kul var, sultandan ileri”.İşte, bizim de var manevi rütbelerimiz, var ama,o manevi rütbeleri giydikçe küçülüyoruz. Ne diyor Niyazi Sultan;

Dervişlerin en alçağı Buğday içinde burçağı,
Bu Mısri gibi balçığı, Bin bir ayak basmak gerek.

Zahiri rütbe almışlar ,kıl kopartmazlar burunlarından. Onun için güzel bir yerimiz var,güzel mevkideyiz. Doğrudan doğruya Allah’la sohbetimiz var, istekler var.. Allah’ın bizden, bizim de Allah’tan; O, “ Sözünüzü tutun,Ben de sözümü tutayım” diyor. Buraya; işte o sözü tutmak için geldik.Kimimiz oradan, kimimiz buradan, o sözü tutmak için geldik. Allah dostları, mütemadiyen Allah’la alışverişte; Her nefeste 3 defa ! “Ne demek bu?”,Var mı öyle birisi? Yok öyle şey.Zararı yok, kör, topal,bazen unuturuz, bazen unutmayız . Ama bir seda geldiğinde hemen çizgiye gireriz.İstikamet….! Kulağımız duyar, gözümüz görür, gönlümüz açık. Allah’ın bütün zuhuratına, bütün tecellilerine gönlümüz açık… “ Hak dostları “, bundan daha büyük rütbe yok.

Öyle der Hacı Sabri Efendi;”Biz ,münezzehte olan Allah’ı zuhura getiririz”.Nasıl getiriyoruz? ”İnnel kuvvete lillahi cemia “,” innallahi basirun bil ibad…”. Münezzehte olan Allah’ı zuhura getirenlerdeniz.Okuyor Kur’an’ı Kerim’i; “6.666 Ayet ,senindir Ya Rabbi,senindir Ya Rabbi, saddak, sen söyledin Ya Rabbi”, ”Demek ki, siz Resulullah’tan benim selamı mı duydunuz.İşte benim öyle kullarım var ki arzımın üzerinde, onlar benim halifelerimdir”, ”Ela inne evliyaallahi la havfun aleyhim velahüm yahzenun.” Onlar hiç kederli, mahzun olmadılar, üzülmediler de,”Varmış şımarmadılar, yokmuş yerinmediler, hep hamd ettiler, onlar mahfuzdur onlar ve arzın üzerinde o halifelerim vardır benim”, Ve o halifeleriyle idare eder.

Biraz evvel dedim ki, Cenab-ı Hak Hz. hiç bir işini kendi yapmaz. Ne diyor Ziya Paşa;

Hak,kulundan intikamın yine kul ile alır,
Bilmeyen İlm-i Ledün’ü bunu kul yaptı sanır.
Cümle eşya halikindır, kul eliyle işlenir,
Emr-i Bari olmadan sanma bir çöp depreşir

Geçen hafta bir ayete temas ettim bu babta; Bedir muharebesindeydiler. Şavaşın kızgın anında Cibril-i Emin, Namus-u Ekber geldi; “Ey Habibim Muhammed “,hatırlarsınız bu ayeti; “At,bir avuç toprak , düşmanın üzerine”,Atma menzilinden uzak,-beşeri düşünce-, at emri verildi, alıyor atıyor, o toprak gidiyor, hangi vasıta ile gidiyorsa?, Gözlerini ovuşturuyorlar. Hz.Ali, diyor ki; “50 kişi öldürdüm”, öteki 10 kişi, öteki 5 diyor.Ayet devam ediyor.Hani demiştim, Allah kendi eliyle hiçbir zaman esmasını,sıfatını yapmaz, yaptırır. Efendilerden duymadım be bunu, tevhit ehli geliştirir, tefekkür eder. Çünkü, Allah’ın muhibbi, dostudur o,mahremiyete alınmıştır. “Felem taktulühüm velakinnallahe katalehüm vema rameyte iz rameyte velakinnallahe rame ”, “Siz mi katlettiniz onları? Yok, yok, sizin elinizden biz katlettik onları”, “Sizin elinizden,biz onları öldürdük”. İşte Allah’ın inayeti, yardımı budur. Çok sıkıştığı zamanda Cenab-ı Hak Hz. meleklerini ordular halinde gönderir, mücehhez… Bazı zamanda da mağlup ettirdi (Uhud), onun için tevhid ehli Allah’ın silahlı mücahit askeridir. Daima savaş yapan erleridir. Kiminle yapıyor savaşı? Allah’ın lanetlediği, istemediği, kovduğu kimselerle savaş yapıyor. Kim onlar? Nefsin, şeytan, kötü düşünce,iman etmeyenler.

Sahabiden birisi, muharebede babasıyla karşı karşıya geldi. Öyle kılıç sallıyordu ki, babası müşrikler tarafında, sahabiden; “Vallahi”, dedi , “babam değil, neyim olursan ol,ben seninle cenk edeceğim, kafanı alacağım”,dedi. Ayeti Kerime; “Muhammed Allah’ın elçisidir. O’nun beraberinde bulunan müminler inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler” Din ve iman bahsinde, kardeşlerini müdafaa hususunda babalarını bile katlederler. Bu bab’da…Onun için, kim onlar? Ehli Tevhit, ehli muvahhit, asker, silahlı !.. İşte Cenab-ı Hak Hz. dini mübini müminlerle koruyor. Niçin? Allah’a en yakın müminlerdir; “Allah müminlerin dostudur”.

İtibar et dedi, diyor ki; “Hem iman ettik dersiniz, hem vazgeçersiniz, cayarsınız”, onları ayıklıyor, onu kendi haline bırakıyor. İşte ne kadar büyük vazifemiz olduğunu tebarüz ettirmek istiyorum. Ne kadar yakiniyet var.Biz O’nun mülkünü seyrana geldik, temaşaya geldik, misafirliğe geldik. O’nun mülkünü elinden almak için değil. Kim tasdik etmiyorsa biz onlara ceberrutuz, her sahada… Bakma ufak tefek arazlar olur. Şudur, budur ama Cenab-ı Hak bırakmaz bu işi. Geçen gün toplantıda, “Bismillahirrahmanirrahim”, unuttu mu, unutulmadı mı? Demirel; “Diyeceksin”, dedi. Tecelliler… Kim olursa olsun, muvakkat bir zaman için böyle karışıklıklar olur, ama o mutlaka “ Allah nurunu tamamlayacaktır, müşrikler istemese de” Din’ini koruyacak ve nurunu her zaman payidar edecektir. Onun için her zaman öyle derdi Ahmet Efendi; “Ne iman durur, ne küfür durur, at başı gider onlar ,nerde bir iman varsa küfür dibinde, nerde bir küfür varsa, iman dibinde”. Ne olursa olsun Allah’ın askerleri, Kur’an’ı Kerimi müdafaa ve muhafaza eden insanlardır. Onlar Allah’la vasıtasız konuşanlardır. Hem bu alem, hem öbür alemde muzaffer kumandanlardır.

Bu bildiğimiz kumandanlardan değil. İlk işi Fahri Kainat Efendimizin, Hz.Ali’yle beraber putları kırmak olmuştur. ”Gel”, dedi, ”Ali, Kabe’deki putları kıralım”,yetişemediği yerlere, Ali omzuna çıktı, kırdılar. Var mı putlar şimdi? Var , hem de pek çok var.

Sevdiğim bir kumandan var, Fevzi Çakmak, manastır askeri idadisinde;onların hocalarının hocası Arap Hocaydı, Seyyid Muhammed Nur’ül Arabi, Pirimiz, onlardan ders gördü onlar,ve şu ifadeyi kullanıyor Oruç,Yugoslavyalıdır aslen, “14 tane katır öldürdü ablam”, diyor,”giriliyor eve,manastır gibi bir yerde,balta elinde,küçük çocuğuz biz diyor, kafasına, kafasına vurdum “, diyor. ”Fevzi Çakmakla, babam, aynı medreseden mezun oldular”, diyor,” ve aynı mürşid’e intisap ettiler ve bugün Ensariye camiinde, birisi hocasının sağında,birisi solundadır”. Hep hürmet,tazim topladı o kumandan. Anadolu’da yoktur, hatırlamıyorum,en büyük askeri mektep Manastır’daydı .Biz kusur aramıyoruz,noksanları düzeltmeye toplandık,kusursuz dost arayan dostsuz kalır.

İsmail geldi yanıma,Ali efendinin orada,”efendi” geliyor dedi,”gelirse selamlarımı ilet” dedim ona, o da “ peki” dedi. Çatıyor, “bana çatma”dedim ismail’e. Kurtarayım kendimi, ben müdafaa edemem kendimi !..Gece telefon etmiş,toplantıda demiş ki;”Selamını aldım,sende selam söyle,madem benim halimi hatırımı soruyor,sende söyle.”. 19 maddelik ayet meali getirdi,okudu…Bende çok yaptım onu. Her ihvan Arapça bilmese de mealiyle…Bunlardan bir şeyler çıkarır. “Bu geniş mesele”, dedim, “bizimki bu kadar geniş değil,bizimki derlenip, toparlanıp,hülasa edilmiş,icmaldir,onu verirler efendiler bize “ Ertesi gün eve geldi tekrar, “Hacı efendi,ben seni almaya geldim,efendi geldi”, dedi..”Durumum müsait değil,keyfim yok,nerde olacak”, dedim,”Sen gelirsen bizim evde olacak, gelmezsen abimin evinde olacak,”dedi, ”Selamlarımı, muhabbetlerimi söyle, gözlerinden öperim, yaşça ondan büyüğüm”, dedim.

Niye bu zuhura geldi,bu iltifat niye.Beni götürdüler İzmir’e, sizlerle gittik, bize yarar bir şey bulamadık Şimdi benim memleketime geldi, benim insanlarıma bir şeyler veriyor.Acaba ne veriyor,ne alıyor memleketimin çocukları? Bunu biliyorum… Bak dedim,”İsmail,hani Hasan bey vardı,profesör,geldi çok beğendim onu ,diyor.Ne olursa olsun, dinleyin onu,Kafirde olsa iyi taraflarını alın,kötüsünü bırakın, diyor. Evladım şimdi hep bunlar meal ayetler,ama o ayet ne diyor? O ayetten bir mana,2,3,4,5,6 mana,20 tane mana çıkaran efendiler mevcut. Biz bilmiyoruz,sizde açıklayamıyorsunuz onları,daha fazla faydalı olmaya çalışıyorsunuz ve geniş tutuyorsunuz,işi geniş tuttuğunuz için tasvip görmüyor pek,daha yumuşak,daha halim selim girilirse daha güzel olur.”,dedim.Çünkü Kur’an’ı Kerim alimlere inmedi, eğer inseydi onlara,onlar alır,anlar ,biz anlayamazdık. Kur’an Ortak maldır,bu gün ben bir şey bilmiyorum, yarın bilebilirim!..

Kur’an’ın dilinden anlarım, bir şeyler alırım,Yahut alanlara hürmet ederim. “Siz bildiklerinizin dostu, bilmediklerinizin düşmanı olmayın”.Şimdi,onları biz başıboş bırakırsak,ne oldu bizim işimiz !.. Mücadele, mücahede. Evvela, Melami’yiz ne demek? Levm etmek, evvela kendinde olan nefsi Levm edeceksin. Hasbel kader bir Müslüman evinde doğduk , adımızda Müslüman, Ahmet, Mehmet, hasan… Müslüman mısın ? Katiyen değilsin ! İsmen nüfusta İslam’dır diyor. Değil!.. Cenab-ı Allah,”Sen bir Müslüman değilsin”,dedi. Niçin; Nefsi Emmareye tapıyorsun,nefsinin emrettiklerine tapıyorsun, “Emmare’ye kul olan iman ile göçer mi?”Evliyanın birisi ne diyor ? Keramete bakma diyor,en büyük keramet nefsini Müslüman etmektir. Eğer Müslüman etmediyse,istediği kadar keramet zuhura getirsin. Muharebeden dönüşte,”Büyük cihada gidiyoruz,Cihad-ı Asğar’dan, Cihad-ı Ekber’e gidiyoruz”,dedi.

Hepimiz öyle . Müslüman böyle anlatır , öyle anlatır ki , ağlatır, güldürür, kul köle yapar seni.elini öpersin,ama yok. Tecrübe ediyoruz biz; Eğer bu sohbeti dinlemeseydik,cami cemaatinin en ileri gelenlerine hayran olurduk, kavga çıkartırdık. Oruç Hz. şöyle diyor; Hisarda vaaz ediyorum,sağ taraftan bir delikanlı,”Dinlemeyin bunu,bu peçenin uzun eteğin aleyhindedir, dinlemeyin”,dedi. Şöyle baktım, yabancıda gelmedi, sevdiğim dostlarımdan birinin oğlu.1 hafta sonra çarşıya indim, arkadaşlar geldiler,dediler ki, “Oruç,sana böyle yapan kişinin borçtan dolayı dükkanı satıldı “…İstemezdim, diyor,çok üzüldüm.. “Evliyaya taş atan iman ile gider mi?”ye misaldir.

Mürşid-i Kamil kimdir, nedir ?; Bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) ; “Siz Allah’la konuşmak isterseniz, Allah velilerini ziyaret ediniz”, demiştir. Şimdi bu Ehli Şeriat için ağır gelir.Onların düşüncesi; Allah gökyüzünde, yahut bir yerde,oradan bu alemi yönetiyor şeklindedir. Bu şekilde bir Allah düşünüyorlar.Tabii, Peygamber’imiz, size olduğu gibi, özel yaptığı sohbetlerde,anlayışı müsait olan kişilere İlm-ü Ledün sırlarını açıyordu.Yine Hadis’inde ;”Siz,cennet ağaçlarından birine rastlarsanız ,oturup altına, meyvesinden yiyin”, buyuruyor. Cennet ağaçları ahrette değil midir ? Hayır. Allah velileri cennet ağaçlarıdır, onlara rastlarsanız,onların sohbetlerinden yararlanın deniyor.Yine Mevlana,”Bir saat sohbette alınan feyz, senelerce yapılan ibadetle alınamaz”, diyor. Yani, burada yapılan İlm-ü Ledün sohbetinin çok önemli olduğuna işaret ediyor. Çünkü, burada İnsan-ı Kamil, hem haliyle, hem kalbiyle kişiye lütufta bulunuyor,ihsanda bulunuyor. Bu bakımdan Cenab-ı Allah Mürşid-i Kamil’in esmasından zuhura geliyor. Vücud’u Hak’kın Vücud’u dur, O’nun vücudunu haktan ayrı görmemek lazımdır, Cenab-ı Allah ancak sıfatlarıyla meydana geldiği zaman bilinebilir. Çünkü zatını idrak etmek mümkün değildir. Yunus’un dediği gibi; ”Ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm”…”O dilediğine hidayet eder”,Ayet-i Kerime’since sevdiği ve hidayet ettiği kimselere sırrını açıyor. Bu da Biat’la oluyor.Biat’ta Peygamber Efendimiz zamanında, kim ki Muhammed’e biad etti, Allah’a biad etmiştir.Çünkü Muhammed’in vücudundan tecelli eden yine kendisidir.

Yıldırım Hoca; Korkuteli’nde bir Cuma günüydü,şoför ve muavin Karadenizli çocuklardı,dindar çocuklardır.Dediler ki;”Şurada bir yerde duralım,namazımızı kılalım”,tamam dedik durduk. Turistlerde meraklı ya,seyrediyorlar.Sonra turistleri içeri aldık. Ben Hocaya rica ettim, dedim ki;”Kur’an’ı Kerim’den bir aşır okusan da dinleseler,çünkü anlamadıkları halde bizlerde de, manasını bilmediğimiz halde,Kur’an’ı kerim okunduğu zaman etkileniyoruz, manevi haller zuhura geliyor etkileniyoruz,huşu içinde dinliyoruz “, ”Hangisini okuyayım?”,dedi,”Amenu Resulü”, dedim, okudu. Orada; ”Biz Peygamber’ler arasında tefrika yapmayız”, ayırım yapmayınız, deniyor, biz buradan işin içine girdik.Onlar Hz.İsa’yı Allah’ın oğlu olarak kabul ediyorlar, esasında tevhit dinidir.Tek tanrılı dini Hz.İsa anlatmıştır, çok sevdiler Hz.İsa’yı, bu yüzden kendilerine Uluhiyet verdiler, ilahlık, Allah’ın oğlu dediler. Müslümanlardan da Hz Ali’yi çok sevenler oldu, O’nu aşırı şekilde yücelttiler,bugün bazı Alevi gurupların da olduğu gibi.

Benim kendi Tevhit zevkime göre , orada bunu Turistlere açtım. Dedim ki ;Kur’an’ı Kerim’de,Allah Ademi topraktan yarattı ve ona ruhundan nefh etti.Şimdi mülk Allah’ın mülkü,Adem yaratıldı, zahiri olarak,sonra ruhundan ona üfledi, bunun da manası var, ama sonra !.. Ve kendi varlığından varlık verdi. Adem yoktu ki.Ezeli ve ebedi olarak kendi var,N’ oldu kendi? Sıfatlarını Adem’de zuhura getirdi ve ona bir isim taktı, Adem dedi. Daha önceden Hz.Muhammed’in Nur’unu yaratmıştı, O nur Adem’de tecelli etti, Adem ismini aldı. Sonra O nur muhtelif Peygamber’lerde zuhura geldi. Musa’da,İsa’da en son Hz.Muhammed’de tecelli etti.Varlık bir, Nur bir, isimler değişik. Suret bizi aldatıyor.Suret şaşırtıyor bizi.Bu yüzden biz bütün Peygamber’leri bir kabul ederiz.

Köyün birine bir efendi gelmiş,köyde Müslüman’larda var, Hıristiyan’larda var.Önce camiye gitmiş,halka vaaz etmek için. Peygamber’in hayatını anlatacağım demiş.Hoca sormuş; “İcazetin var mı?”, ”yok”, demiş,”O zaman olmaz”,demiş Hoca. O’da gitmiş kiliseye, ”Papaz efendi,Hz.İsa’nın hayatını anlatacağım”,demiş,Papaz efendi de,”Buyurun,geçin kürsüye”, demiş.Anlatmaya başlamış,çok memnun oluyor Hıristiyanlar, para topluyorlar aralarında veriyorlar. O’da camideki Hoca Efendiye veriyor,bunu caminin ihtiyaçları için kullan diyor. Hoca diyor ki; “Yahu,önce sen geldin bize,biz seni Müslüman zannettik , sonra gittin kiliseye Hz.İsa’yı anlattın . Nasıl oluyor bu iş böyle?”. ”Ben diyor, Hz.Muhammed’in, İsa’nın makamındaki halini anlattım onlara”. Demek ki, birleştirici konuşmamızla onları dine yakınlaştırdık

Din bir, Allah bir, fakat Papazlar onu kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmişler. Hıristiyanlık teslis akidesi, şu anki Hıristiyanlık inancı; Baba,oğul ve Ruhül Kudüs dedikleri Cebrail A.S’den müteşekkil oluyor.Allah’ın varlığı üç şekilde meydana geliyor onlara göre; Aslında böyle bir husus Hıristiyanlıkta yok.Bunun meydana gelmesi ise şöyle: Tevhit; Hz.İsa 30 yaşında iken,Ürdün’de, Şeria nehrinde Hz.Yahya tarafından başına üç defa nehirden tuzlu su dökülüyor.Bu neden 3 defa ?.. Anlamı var. Ef’al’in, Sıfat’ın, Zat’ın Hak’ka ait olduğu söyleniyor burada.Vaftiz töreni olarak Hıristiyanlıkta adet haline geliyor ve M.S 5.Yüzyıla kadar bu şekilde vaftiz ediyorlar. Zamanla çocukları da vaftiz ediyorlar.Çocuk ne anlar vaftiz edilmekten, işlerin ne anlama geldiğini ne anlasın?

Efes’te bir Meryem Ana Kilisesi var,harabelerin içinde. Burada 431 yılında 300-400 papazın toplanmasıyla bir toplantı yapılıyor bu konu ile ilgili.İstanbul Patriği Nestormus, Hz.İsa’nın Peygamber olduğunu, Allah’ın oğlu olmadığını söylüyor.Ama İskenderiye Patriği Knidos; “Hayır O Allah’ın oğludur, Meryem Ana, hem cismaniyetinin annesi, hem ruhaniyetinin annesidir”, diyor. Büyük münakaşalar başlıyor, fakat İskenderiye Patriği taraftarları daha güçlü olduğu için İstanbul Patriği Ada’da hapsediliyor.Bu olaydan sonra Hiristiyanlık alemi 3’lü Teslis akidesine inanmak zorunda bırakılıyor.

Esasen böyle bir şey yok. Allah’ın varlığı Adem’de zuhura geldi ve bu nur devam etti, Peygamber Efendimize kadar geldi, tecelli etti. Hz.Abdullah, Peygamberin babası,çok yakışıklı bir gençti , o zamanlar, sokakta yürürken kadınlar kapının önüne çıkıp yalvarırlarmış, bizi eş olarak al diye,tabii edepli olduğu için böyle bir şeye yanaşmıyor. Evlendiğinin ertesi günü,aynı kapının önünden geçerken hiç ilgi duymuyorlar,soruyor neden diye; ”Senin alnında bir nur vardı, son derece çekici, cazip geliyordu bana, anladım ki, sen evlendikten sonra O nur hanımına geçti, onun için sen benim için cazip değilsin”,dedi.

Peygamberimiz Hira dağına çekildiği zaman, tefekküre dalıyordu. Allah nasıldır, nasıl bir yerdedir diye !..Sonradan hakikatine vakıf oldu ve Peygamberliğini ilan etti. Mekke’de o zamanlar edebiyat çok ilerlemiş, güzel söz, şiir yazmak çok ilerlemiş.Nasıl Hz.Musa zamanında sihirbazlık çok ileri düzeyde geliştiyse, bu zamanda da güzel şiirler, sözler, yazı yazmak çok ilerlemişti. Ne zaman ki Peygamberimiz ayetleri söylemeye başladı, o zaman bunun çok şaşırtıcı bir şekilde insanları etkilediğini görüyorlar ve soruyorlar; ”Sen, nasıl söylüyorsun bunları”,diye,”Bana vahiy geliyor,Cebrail vasıtası ile, bende bunları naklediyorum”, diyor.
Peygamberimiz, hakkın varlığı kendi vücudunda, nasıl söylesin, kanıtlayamaz ki !..

Mürşid-i Kamil ,Peygamberimizin vekilidir, bir anlamda onu Ebu Cehil’den ayıran ruhaniyeti, İlm-i Ledün’nü.Madem Mürşid-i Kamil,Peygamberin vekilidir, biz de kendisidir diyebiliriz !…Yansıma eski terimdir. Bir de İlka (Geçme)vardır. Şimdi, Hz.Meryem validemizle, Hz.İsa’nın doğuşu bir ilkadır.
Allah hiç bir şeye dayanmayan bir kuluna ruh verdi, Hz.Adem’e…

İbrahim Efendi; Biz Mücahidiz niçin dedim? Kur’an, 6.666 ayet, manevi düşüncelere havi, semavi kitaplara havi, kalmamış açık, bırakmamış açıklamadığı bir tarafını ve bize tevdi edilmiş. İnanmayanlar da var, İncil’e, Zebur’a, Tevrat’a mugalata diyenler olduğu gibi, Kur’an’ı Kerim’e de diyenler oldu. Esasen, bu dini bize, alan ve intikal ettiren büyüklerimiz,-noksansızca-, bir çok hücumlara rağmen müdafaa etmişler ve buraya kadar getirmişlerdir. Ve devam ettiriyoruz bunu, öyle.

Kur’an’ı Kerim’i tetkik eden çok .Kim ve ne olursa olsun Kur’an’ı Kerim’in önünde boyun eğmek ,mağlup olmak zorundadır Allah’ın tecellileri vardır, manevi emirleri. Öyle yaratıkları vardır ki onun, ıslahı mümkün değildir. O’nu terbiye edeyim, o ahlakından vazgeçsin…Mümkün değil…Akrep, yılan gibi. Hani anlatırız, Hz.Musa ile çoban hikayesini, ”Islah et”, diyor, bakıyorlar ki ölmüş kurt, kurtulmuş kuzu. ”Ya Rabbi, ıslah et dedim, imha et demedim”, ”Kurdun ıslahı imhasıyla mümkündür”, dedi. Verdiği emir yemektir, parçalamaktır. Mutlak emirdir. Bunu nebatatta ve insanlarda da görürüz. İncil’de ayetler vardır ;”Siz benim ayetlerimi taşa ekmeyin, anlatmayın onlara”; onlara ne yaz gelir ne kış gelir. Doğrudur, yasaklıyor.

Bu Mücahid-i Ekber olan kişiler, süzüle süzüle buraya gelmiş ve Resulullah Efendimiz buyurmuştur ki; ”El ulemayı veresetül enbiya”. Alimler bizim varislerimizdir. Hangi alimler? Öyleleri vardır ki, takılmış kalmışlardır, onu çeviremezsin, Diyanet reisi olsa çeviremezsin. O değil !.. O alimdir ki Hz.Resulullahtır, okuması da yoktu, yazması da, ama kabul etti. İşte Alim O …Ve benim gibi olanlar diyor, her ne kadar iki ilim varsa da, biri zahir, biri batın ilim; Mutlaka mana ilmi geçerlidir.

Batın ilminde muhabbet var, sohbet var, aşikare çıkmadılar. Zahir ilim Allahu Alem. Mana ilmi; muhkem ayetler, müteşabih ayetler… İşte bu sohbeti büyüklerimiz yapmışlar ve oradan, buraya intikal ediyor. Biz biat ettiğimizde,- nasıl ki 3 defa suya batırıyorlar, var yahut yok, bir hikaye geliyor ya; Bizimkide hikaye olabilir, ”Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir” , ayeti. Bir el var, bir göz var, kulak var. Zahirde ne varsa, batında da o var. ”Onlar kördür, göremediler, sağırdırlar işitmediler ,onlar inkar ettiler”. Nice Peygamberlerin çocukları böyle, hanımları böyle, yapabildiler mi? Yapamadılar.Demek ki mutlak bir emir var. Bütün ins ve cin bu emre itaat etmek mecburiyetinde, etmiyorum diyenler helak oldular.

Sohbetimizi bu bab’ta genişletiyoruz, oradan bir alıyoruz, bir ayet üzerinde sultanlık yapıyoruz. Onda tecelli etmiş O ayet, orada. Kur’an’ı Allah yasaklamış değildir, anlayışına bağlıdır, kabı miktarı kadar su alır, nasibi ne kadarsa o kadar alır.

Bir avukat vardı, geçenlerde geldi, misafir ettik, ”Ben seninle iftihar ediyorum, burada, pazar yerinde lahana, pırasa satıyordun, bugün avukat oldun. Demek ki ilim maluma tabidir, herkesin istediği gibi değil !..”, dedim. Kabristana gittik, bir sual sordu bana,-Birisi, bir şey sorarsa size, Ya’rab sen bilirsin, deyiver, içinden.Teslimsin ya, yanılmaz bir Allah var- ;”Hacı efendi, kimisinin sarıkları var, kimisinin yok?”, dedi. ”Sarıkları olanlar yetişmiş, bunlarda küçük talebe, molla”, ”Tamam”, dedi. “Sarık sarmaya mezun değil”, dedim. Neyi araştırıyor? Bana kimse sormamıştı böyle. Birde işaretli olmayanlar var.

Melamilerin olmazmış,herkesin dünya yaşantısındaki işine göre bir kisvesi var. Avukatlar giyer, hocalar giyer, Kisvelerle alakalı mezar taşları. Baktığınız zaman hangi işle iştigal ettiğini, icabında hangi tarikata mensup olduğunu belirtirler. Ama Melamilerin hep başsız olurmuş mezar taşları. Neden? Onlar yaşarken herhangi bir kisveye bürünmemişler, belirli bir vasıfla vasıflanmamışlar, halktan biri gibidirler.

Eskiden her tarikatın belirli bir kisvesi vardı.II.Devir Melami Hacı Bayram-ı veli hazretlerinin meşhur iki halifesi var. Biri Akşemsettin, biri Ömer dede. Hazret Hak’ka yürüyeceği zaman, bir su isteme meselesi var. Su istiyor birisinden, bir başkası getiriyor, Ömer dede getiriyor suyu. O bir işaret olarak hilafet benim diyor. Akşemsettin’de iddia ediyor, emaneti bana vermen gerekiyor, diyor. Hırka halifeye kalıyor. Gider Ömer dede ye; ”Hırkayı istiyorum, bana vermek zorundasın”, ”Gel Cuma günü vereyim”, der. O gün gelir, bakar ki Ömer dede’nin evinin önünde ateş yanmakta. İçerden çıkar Ömer dede, başında tacı, hırkasıyla gelir, ”Gel, emanetleri al”, der, ateşin içine girer, yanar. Ondan sonra Akşemsettin iddiasından vaz geçer. Ama II. Devre Melamilik taçsız, hırkasız, belirli bir kisve olmadan devam eder.Ta ‘ki; Pirimiz Nur-ül Arabi Hz. kadar. Tabii bu işin kisve tarafını bahsettik.

Tevhid’i, meratip bakımından Pir Hz. en kamil manada zuhura getirmiş oldu. Nasıl Hz.Muhammed(s.a.v.)Nübüvveti en kamil manada zuhura getirmiş oluyor, aynı. Daha öncede meydana gelmemiş miydi? Gelmişti. Ancak o zamanın insanının anlayışı farklı, bu zamanın farklıydı. O zaman kitap başka, şimdi başka. Pir Hz.herkesin anlayabileceği bir forma getirmiş. İki gün önce Soma’ya ziyaret yaptık, Zaki Baba’yla, İskender kardeşle. Dönüşte Nakşi Dergahı’na uğradık,-orada üşüttük Baba’yı-. Dergahta oturduk, sohbet ettik, mikrofon bize geldi, kulakları tırmaladık, ilahi okuduk. Biriside deyişler okudu, baktık ki Tevhid’i anlatıyor, o kadar güzel ki bizi mest etti. Onda var ama Salih efendinin ihvanında o zevk yok.

Neden mümkün olmuyor? Burası önemli; Biz efendiye biat’ımızdan sonra hemen tevhit sohbetine giriyoruz. Onlarda ise en son merhale oluyor, efendileri ilk intisaplarında onlara zikir veriyor. Ve başlarlar, günde 1000-5000 zikir etmeye devam ediyorlar. Ama, ”La mevcude illa hu”ya gelinceye kadar artık 30-40 yıl mı geçer; Allah bilir. Ama biz anlamazken bile kulağımıza kaçıyor, sohbetlerle, efendi sağ olsun bol kepçe veriyor.

Dervişlik hırka ile taç ile değil
Gönlünü derviş eyleyen,hırkaya muhtaç değil.

Bir meyvanın ilk vazifesi, dürülüp, tohuma saklanmaktır. Ve bu tohum… mesela; gider, ”erik fidanı getirdim, elma çubuğu getirdim”, ”Nereden?”, ”Azerbaycandan”, yahut başka bir yerden “Güzel elmalar, güzel armutlar”. Bu tohumlarda dünyanın her tarafına yayılıyor. Bir zaman neredeydi?; Ahmet Yesevi’deydi. Resulullah Efendimiz hicreti emrettiği zaman, bir anda bir işaret verdi.Ya meyva?; Habeşistanda. Bak orda tohum var. Biliyor Resulullah, Medine’yi işaret etti. Bizim de vazifemiz yalnız kendi kendimize değil ! Bir gün bu vücutlar fani olabilir. Bu tohumları, en yakın olan kardeşlerimize, evlatlarımıza, hanımlarımıza, torunlarımıza saçacağız ki ; Ondan sonrada onlar saçsınlar.

Bu gün Avrupa’ya giden din adamlarımız var. Hepsi değil öyle! Din adamları var ki, (mükni), ikna ediyor. Sorulan suallere cevap veriyor, ondan sonra sual tevdi ediyor. Derken bakıyor; Teslimiyet… Başka bir şey yok. Var böyle, sayısız din adamlarımız var. Onun için vazifemiz hem bunu almak, hem de yaymak. Kur’an’ı Kerim neşredilecek, dağıtılacak, daima söylerim. Başka çevreler der ki; ”Efendim, Bediüzzaman Hz.-Ruhu şad olsun, şefaatini üzerimizden eksik etmesin-,çok uğraştı, hapishane, hapishane…”,kolay değil bu ! İşte O kevser şerbetini içti, bir de Süleyman efendi…

Biz ne yapıyoruz? Ama Vatan, Millet, Memleket onları yola getirecek, Bayrağımız, Sancağımız dalgalanacak. Mutlaka bir fütuhat lazım, Din’i anlayışta bir reform lazım. İşte O Din’i anlayışta biz Kuşadasında bir reform yaptık.Yakın zamanda, bir çok hadiseler başımızdan geçti. En sevdiklerimiz bize cephe aldı, yapmadıkları kalmadı ama Din-i Mübiyn’i, Cenab-ı Hak Teala Hz. müdafaa ve muhafaza eder. Bereket bundadır, hikmet bundadır.

Her ne var, Kur’an’dadır… Her ne var, yaş, kuru, gelmiş, geçmiş, bitmeyen… Etmeyen Kur’an’a iman, akıbet hüsrandadır. Neler gelmiş, neler geçmiş, tefekkür edin. Bu sabah hanım bana soruyor; ”Atatürk 9’u 5 geçe vefat etti, daha evvel Hasan Reis’in düdükleri çalardı, ne oldu onlar?”, dedi. Bak şimdi ! Okuması, yazması yok. ”Gitti, ne isimleri nede müsemmaları kaldı, devirleri bitti”.Daha ona benzer neler var. Ama ben bilirim ki bu topluluğumuz bizim, talebe yetiştirecek, evlatlarımızı yetiştirecek, torunlarımızı yetiştireceğiz. Kendimize olduğu gibi, yakın etrafımıza, sonra daha dışarıya yetiştireceğiz.Yavaş, yavaş gelişecek böyle. Efendiler böyle yapmışlardır. Bütün ne kadar Veliyullah varsa ,hepsi yakmışlardır çırayı, hem kendileri yanmışlardır, hem etrafındakileri yakmışlardır. Işık versin diye, bu ilerleyecektir. Neler var Türkiye’de…Türkiye’de neler varsa gelecek, Dünya’da ne varsa gelecek, bizim imkanımız olsa, gitmez miyiz Arabistan’a, gitmez miyiz Bağdat’a? Ne var, ne oluyor diye, gezeriz biz.

5 tane. Ramazanda 5 tane Anadolu’yu gezen ,cemaatten din adamlarına rastladım, 30 sene evvel. Dedim, ”Sen nerelisin?” “Akşehirli’yim”, dedi, ”Ne yapıyor Nasrettin Hoca?”, ”Ne yapsın kendine güldürüyor duruyor”, dedi. Allah, Allah, yeni tevhide girmişim, Ödemiş’e gidiyorum, babamın bir arkadaşı var, onu ziyarete gideceğim. ”O kendine gülünsün diye mi yaratıldı”, dedim. ”Sen nereden geliyorsun?”, ”Urfa’dan”, ”Ne yapıyor İbrahim Halilullah Efendim?”, ”Filan Peygamberle yatıyor”, dedi. Yatıyor ha !, ”Esselatü hayrun minen nevm, Namaz uykudan hayırlıdır.Onlar yatmaz”, dedim. Toplandılar 5 kişi, Kur’an kursu hocası ve başkaları. Gezmişler ama hep hikaye. ”Nereye gidiyorsun?”, dediler, ”Ödemişte bir dostum var, babamın dostu, elini öpmeye gidiyorum”, ”Bizlerde gelelim”, dediler. Efendiye açtım, Ahmet efendiye. O kadar üzüldü ki… Şimdi, böyle din adamlarımız var, neymiş? O camide kılmışlar, bu camide kılmışlar namaz !.. Kılamadılar ! Bir cami bulupta kılamadılar…

Bak şimdi, hitabım onlara, ama bize !..Namaz hangi camide kılınır? Münafıklar bir cami yaptılar, Mescid-i Dıra !.. Müslümanlarda bir cami yaptılar; Mescid-i Kuba. Mescid-i Dıra’ da sen namaz kılma dedi, Resulullah Efendimize, terk etti o mescidi, Mescid-i Kuba’da kıldı namazı.Terk etti o mescidi, Mescid-i Kuba’da kıldı.Hiç düşündük mü bunu çocuklar, ne demek bu? Bak, birisi kötü niyetle yapılmış, Yahudilerin niyetleri ile yapılmış, biriside Allah rızası için, yani Allah yaptırmış. Bizde bir cami bulduk, bir Kabe bulduk, bir Mescid-i Aksa bulduk. Cenab-ı Hak’kın bizatihi kendi eliyle yapmış olduğu bu camide namaz kıldık. Camide O’nundur, mülk’te O’nundur, namazda O’nundur, Kur’an’da O’nundur. Bizim hiç bir dahilimiz yok.

Misal olarak Cenab-ı Hak bize gösteriyor; Mescid-i Aksa’yı Hz.Süleyman’a emretti, cin taifesine yaptırdı. Yaptırdı ama akşam yapılıyor, sabah yıkılıyor. Neye yarar bu? Milyonlarca sene geçse bitmez. O zaman anladı ki, bu caminin bitmesi ve devamı zikrullah ile mümkün, Allah’ıyla mümkün… Camekan yaptı, girdi içine, boyuna çalışılıyor, yıkamıyorlardı. Çünkü zikrullah var! Tamamlandı, ama Hz.Süleyman öldü !..Eğer cin taifesi gaybı bilseydi ! Ayette, ”Hz.Süleymanın ölümünü bilirdi”, ne zaman kurt eledi asayı, düştü, dağıldı, ama…

İşte bize işaret bunlar. Bu mescit de…O halde, mescitler cami, cem demektir, toplanalım. Dışarıda, orda burada kalacak değiliz, hem muarefe yapalım, hem dertleşelim. Ama niyet bu camidir. İşte burada bir fütuhat var, bir ihtilal, bir inkılap var. Daha gelişecek bu.”Efendim biz, sizin dediklerinizi anlamıyoruz ” , Hz.Resullullah zamanında da ; ” Biz sizin dediklerinizi anlamıyoruz”, Ebubekir bir türlü, Osman, Ali bir türlü konuşuyor, İlm-ü Ledün konuşuyor. ”Anlayamıyoruz, Anlatın”, anlatacak ama kabı müsait değil, vüsatı müsait değil. Anlattığın zaman iyilik yapayım derken, kaş yapayım derken, göz çıkarıyorsun…Onun için, onlar seçilmiş insanlardır, bize lazım olan. Kıymetli metaıyız, nereye gidersek gidelim Allah ve O’nun Resulünü ilan etmekle, yüceltmekle vazifeliyiz…

Yıldırım Hoca;

Bir misafir vardı, Hıristiyan, sakalı var cübbesi var, Piskopos, onların müftüsü gibi. Almanya’da İlahiyat tahsili yapmış, annesi çok yaşlı, ölmeden evvel doğduğum yerleri bir göreyim diye gelmişler kuşadasına. Karasu Otelinde kalıyorlar, bende ordayım, geldi yanıma oturdu, merhaba dedi. Konu dinden açıldı, bende Tevhit inancında, Allah’ın varlığını izaha çalıştım, bazı meseleler var Hıristiyanlıkta, onları açtım, durakladı.

Şöyle baştan alayım; Peygamberler arasında tefrika yapmıyoruz biz, neden? Aynı nurun değişik esma ve sıfatından ibaret. Tevhit; bütün kainattaki varlığın, gerçekte Allah’ın esma ve sıfatlarının tecelliyatından ibaret olduğunu idrak etmektir. Giriş bir tane ama milyonlarca yere tecelli ediyor, değişik surette görülüyor. Bunu konuştuk, sonra teslis akidesinden bahsettik ”Kur’an’da bazı ayetler okudum”, dedim. “Feeynema tüvellü semme vechullah”, diyor dedim, ”Nereye bakarsanız Allah’ın vechi oradadır”. Bir hadiste; ”O vardı. O’nunla beraber hiçbir şey yok”, diyor. O zaman kainatta ezeli ve ebedi var olan kendi varlığı. Bu isimler değişik görüntülerden ibaret, kesret alemi, ancak her varlıkta tecelli eden kendi sıfatlarıdır.Yalnız Allah noksan sıfatlardan münezzeh olduğu için, Celaliyle de tecelli eder, Cemaliyle de tecelli eder. Burada bir cemal tecelliyatı var, toplanmışlar tevhit sohbeti, Allah sohbeti yapıyorlar. Hiç bir kötü, art niyet ,düşünce mevcut değil ama bizim gibi, böyle her hangi bir yerde toplanıp, hangi bankayı soyalım, hangisini dolandıralım, kime ne kötülük yapalım diye bunun sohbetini yapanlar var. Planlar yapan topluluklar var. İşte burada da Hak’kın tecelliyatı var, ama Celalinden bir tecelliyat var orada.

İşte, Peygamberlerin yaptığı, bütün meselelerde kişileri fark ehli olmaya davet ediyorlar. Hayrı ve şerri yaratan Allah’tır, ancak siz şerre giderseniz, durumunuz kötü olur, zarar olur. Hayra giderseniz, kar edersiniz diye bizi fark ehli olmaya çağırıyor, yoksa her iki tecelliyatta da bulunan Cenab-ı Hak’kın kendisidir.

Hıristiyanlık ve Müslümanlığın, gerçeğinde tevhit dini olduğunu, varlığın bir olduğunu, ayrım yapmanın mümkün olmadığını, bu teslis akidelerinin sonradan çıkarılma ,uydurma olduğunu anlatmıştım. Adam ikna oldu Ertesi gün, Bayram namazı kılınacak, o gece annesi rahatsızlanmış, sabah kalkamamış, yoksa Bayram Namazını kılmak için kale içi camine gidecekmiş.

Efes müzesinde, bir mermerin üzerinde, Hz.İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban edişi tasvir edilmekte ve o eser Bizanslılardan kalma. Bu kurban olayı Bizanslılarda da mevcut, şöyle ki; Orda tapınaklar var, o devirde Romalı’lar çok tanrılılığa inanıyorlardı. Ay, güneş, bereket tanrısı gibi, aynı zamanda roma imparatorlarını da tanrı olarak kabul ediyorlardı, tapınakların önünde de kurban kesmek için özel yerleri vardı, oradaki tapınağa bakan rahipler o kurban edilen hayvanların etlerinin bir kısmını satarlar, bir kısmını da yerlerdi kendileri.

O zamanki Müslümanlar, Hz.İsa’ya iman etmiş olanlar bu etlerden yemezlermiş, aynı Müslümanlıkta olduğu gibi, çünkü bu etler diğer tanrılar adına kesiliyor, Allah’ın adı anılmadığı için yemiyorlarmış. Bu akide Hıristiyanlarda da varmış, çok büyük benzerlik var. O’da tevhit dini, bu da.Hz.İsa’da, ”Bana iman edenler, ancak Allah’a iman etmiştir”, demiştir. Birçok mucizeler gerçekleştiriyordu, ancak bunu elini dokunmasıyla yapıyordu. Bir gün yolda giderken biri çıkmış karşısına, ”Efendim,benim hizmetkarım var evde, bitkin vaziyette, lütfedin de onu da iyileştirin”, ”Nerde evin, geleyim”,dedi. ”Efendim , siz arzu ederseniz , gelmeden de buradan iyileştirirsiniz”, deyince Hz.İsa gülümsedi, ”Sen ne zeki insansın, hadi git iyileşti o”, dedi. Çünkü Hz.İsa’nın varlığı hakkın varlığı, oradaki o mucizeleri gösteren Hak’kın kendisidir.

Bu bizim papaz efendi tabii konuşmalardan etkileniyor. Yunanistan’a gittiği zaman gazetelere beyanat veriyor;”Ben Türkiye’ye gittim, onlarla konuştum, derin izahatlarda bulundular bana”,diye yazdırmış. Gazete elime geçti, fakat kaybettim.

Efendi;

Şimdi, akıl sahipleri olan insan… Aklı var bunun, tahsilini de yapmış, ancak bunlara makul bir şekilde… Eskiden hocalarımız gibi; ”sağa bakma günah, sola bakma günah, bunu yapma haram”, gibi değil de, mantıki, akli delillerle, ayetlerle bu insanlara anlatırsanız kabul ediyorlar.

Mehmet Oruç efendi anlatıyor; ”Hıristiyanlardan biri (İzmir yada istanbulda), toplamış izahat veriyor, gençlerde meraklı, yığılmışlar oraya , bende geçiyorum” , diyor , ”Beni tanıyanlardan birisi ”Hocam durum böyle,böyle” dedi, yanaştım ben, başladım sormaya,”sen git karşımdan, sana hitap etmiyorum”,reddetti beni”,diyor.”Ben bu dinin sahibiyim, salikiyim, benimle konuş, onları buldun konuşuyorsun”, ”ve sustu”, diyor. Bu bir.

Selçuk’ta Çakır Mehmet Emin Süleyman vardır. Otomobil tamircisi, Meryem Ana’da elektriklere bakıyor. Meryem Ana’da ikamet eden Papaz ,almış yürümüş, kırıp geçiriyor ortalığı, ”Yok mu bana cevap verecek”,diyor. Hakikaten onların, oraya gelinceye kadar tahsilleri uzun oluyor. Demişler ki; “Sen Mehmet Oruç’a gideceksin, ancak bunun hakkından Mehmet Oruç gelir”.Atlıyor arabaya gidiyor, ”Arabam emrinde, otelimde var”, diyor Süleyman.”Ben filan gün gelirim, arabaya, otele gerek yok”, diyor.Kalkıyor geliyor, Papazı çağırıyorlar ve başlıyorlar, uzun sohbetten sonra teslim alıyor. Onlar ancak bu işin içinden çıkabilir.

Mesleğim icabı 30 sene rehberlik yaptım diyorsun, karıştırmaya, araştırmaya mecbursun, şimdi aynı meseleyi benim damadım yapıyor. Urfadan Halil İbrahim Hz.hakkında bir kitap, -bir de yatır var-, Eyüp Aleyhisselam hakkında bir kitap aldım , o kadar memnun oldu ki. Şimdi onlar mütemadiyen araştırıyorlar. Hıristiyanlar.. Bizim daha çok araştırmamız lazım, mesela Hz.İsa dedi ki, ”hadi git, hastan iyi oldu”. Resulullah efendimiz bize dedi ki; ”Benim ümmetimin uluları, Beni İsrail’in Peygamberleri gibidir”, Hadis bu. Yok mu öyleleri?

Dinde yükselmiş kişilerin işleri var. Külluhüm reddetmek acizlerin işidir, bir şeyi tetkik etmek, araştırmak, ondan sonra iyilerini, kötülerini aramak meraklı kişilerin işidir.Bir tefekkür işidir bizim işimiz, bir muhakeme, bir araştırma işidir. Allah’ın esrarlarını, sırlarını arayan, vakıf olan insanlardır Melamiler. Yalnız kendini kurtarmışsın kafi değil. Ehlullahın biri keramet lazım değil dedi.Kerameti olanlar kendisini müslüman etsin. Müslüman evinde doğdun, nüfusa Müslüman geçtin ama Müslüman mısın? Yok. Geçen sohbette bir köyden bahsetmiştik, “La ilahe”,”İllallah yok mu efendi?”,”yok”.Bir sene,ondan sonra La ilahe illallah var. Bizde La ilahe diyorduk da, İllallah’ı burada tamamladık demiştim geçen hafta. Onun için Din her şeydir. Şahsa münhasır, herkese değil. Mecellede bir kural vardır; Tebeddül üz’zaman tegayyür ül’ahkam… Zaman değişir ahkam değişir… Biz iradeyi şahsa vermişizdir, topluma verilmez. Küçücük topluluğumuzda, bir Mürşid-i Kamil diyoruz, Kaymakam diyoruz, Belediye Reisi diyoruz, oraya geçmek için çırpınıyor ama bütün meşakkatimizi alıyor bizim. Reisicumhur… herkese verilmez, herkese verilirse işin içinden çıkılmaz.

İrade bahsinde… Onun için bu kainat herkese yeter ve herkes için yaratılmıştır, herkes nispeti dahilinde… İbrahim Hakkı Erzurumlu Hz. Marifetnamesini yazdı, İstanbul’a geldi, ziyaret ediyorlar, gelenlere bir tek kelimeyle cevap veriyor. Yanındaki arkadaşı;”Ya hazret,sen bir deryasın, soruyor, bir tek kelimeyle cevap veriyorsun, açsana”, diyor.” Bakıyorum kabı dar, ona bir tek kelime kafi geliyor ama kabı genişse ona damla damla vermekte hakaret olur, ona aç, beyhude yere açarsan olmaz, israf haramdır”, diyor İbrahim Hakkı Hz.

Oruç’la ikimiziz, açtık, ”Nahnü”,dedi, dedim; ”Efendi bu kadar şumüllümü, nahnü?”. Bir mesele anlattım da; Bir Mürşid-i Kamil’e hizmet ediyor bir kahveci, İnegöl’de. O masayı kimseye vermiyor, diyor ki; ”Ali baba gelecek”, diyorlar ki;”Boş”,”Ne zaman geleceği belli değil onların”, diyor. Vaktaki vefat ediyor, Ali baba manasında görüyor; ”Senin namazın, şuyun yok, buyun yok, sana hizmet ediyordum ya, bu köşkü ondan verdiler “diyor. Doğrudur.

Allah hiçbir şeyini tesadüfe bağlamaz, sebeplere bağlar. İşi neyse odur düşü, sevdiği neyse onunla beraberdir. Şimdi, hiç kimseye buğz etme, adavet etme hiç. Niçin? Kulluğun gider, kulluğun.En büyük rütbe, makam, kulluktur.Yokluk demektir, yokluktan çıkıverirsen varlığa, hesabın meydana çıkar, hesap veremezsin . Bütün mesele Hüve, Hu… Yokluktur. Bunlara bürüneceksin. Ama çok dikkat edersek, kainatın efendisi bunları bize bırakmamış, almış.Ne yapmış ? Abdiyeti almış evvela, ”Abduhu ve Resuluhü”. Abdiyetim benim, Resulluktan üstündür. Birde aczi almıştır, ”El fakru fakr”, nesi varsa almıştır.

Öyle manalar,öyle kelimeler vardır ki,insan okuyor 40 defa. Ama birgün tefekkürü der ki; ”Bu kadar okudum yabancı geldi !”. Şimdi senin dostun oldu o, yabancı değildi o kelime, o hakiki bir dosttu ama sen oraya gelemedin !..Onun için her gördüğünü hızır, her geceyi kadir bil . O kadar merak ederdim ki, sizde merak ederdiniz benim gibi. Ne olur, Ramazanda (Kadir), ”Fi leyletül kadr”, aman yarabbi, sabahlara kadar ibadet, sabahlara kadar Kur’an okumak. Ne zaman tevhide girdik, kolaylaştı iş. Eğer her geceniz leyleyi kadir değilse, ki leyleyi kadir’dir, niçin? Hak dostusunuz, yatıyorsunuz ve zikre giriyorsunuz, uyuduğunuz zaman, kiramen katibin melekleri devam ediyorlar sizin namınıza, uyandığınız zaman alıyorsunuz emaneti. İşte oldu , işte kadir gecesi.

Yalvarıyor Cenab-ı Hak bize, biz O’na o kadar yalvarmıyoruz, biz O’na okadar gözyaşı dökmüyoruz. Ne yapıyor O? Recep, Şaban, Ramazan, Leyleyi Berat, Kadir, Miraç vs… yalvarıyor, yalvarıyor, ama o istidat yok bizde, o kabiliyet yok bizde (idi), ne zaman o istidat, o kabiliyet verildi, açtın gözünü ya. Mesela, bir milleti toplamak için-dünde öyleydi, bugün de öyle- davul zurnayı çal, toplansın millet,o sese meraklı. Ama güzel güzel Allah konuşuyor, Muhammed konuşuyor!.. Gelir döver o Muhammedi, o Allah’ı dövüyor. Muhammedi hele, çok döveriz biz, dövdükte!.. Ama onların şanı affetmek oldu. Ya…Şimdi anladık, anlamadıkta,anlamak dersine girdik.

Musa A.S.’a; ”Tutma anamın oğlu, tutma sakalımdan”, dedi kardeşi Harun.”Vallahi bu yaptı”, dedi. O yapmadı. ”Fitne sendendir Allah’ım”, dedi, Tevhit !.. ”Sen yaptın” dedi. Ve 3 meselede sabredemedi, kaçtı, usandı, Hızır A.S ile…”Biraz sabretseydi”, diyor Resulullah Efendimiz,”daha çok ilim öğrenecekti”.Onun için Resulullah Efendimiz,;”Benim ümmetimin uluları Ben-i İsrail’in Peygamberleri gibidir”,diyor.

Kalp hastası Ahmet Efendi ,Bornova’ya gittik, Kadirle beraber. Hacı Sabri efendide geldi.”Üzülüyorum”, dedi Efendi, ”Sabaha kadar inleyenler var, ölenler var, ah çekenler var”, dedi. ”Niye üzülüyorsun efendi”, dedi Sabri efendi. O mülayim, ipek gibi insan, Ahmet Efendi; ”Ya, ayrımı sanırsın sen, Halkı ayrı ,Hak’kı ayrımı sanırsın sen?”, dedi.” Hak’kı , Halk’ı ayrı sanan Allah’a itaat etmez”, dedi. Efendisini şey düşürecek, sana ne; Kader-i ilahi bu…

Tevhid-i Ef’al, Sıfat, Zat…Yok öyle şey. Bütün… Hayrı ve Şerri kendi enfüsünde cem etmedikçe, sen Allah’ı bilemezsin kardaşım, tevhid edemezsin kardaşım, inkardasın kardaşım… Boşuna mı dedi; ”Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”. Yeriyorsun ha?.. ”İnleyenler var” dedi, “ölenler var” dedi, ”çok üzülüyorum” dedi.. ”Ne üzülüyorsun?” dedi. Anladın mı şimdi?.. Baktın ki, bir mühür vurmuş Allah; Sende bir mühür vur!..Onun için; ”Minel kalbi ilel kalbi sebila”, temiz bir kalp. Bu taşıdığımız kalp kimindir çocuklar? Allah’ındır. Allah kalpsiz, vicdansız değildir. Nesi varsa sana vermiştir O. Ama sen hayvanlığından bu farkiyete gelmedin, anlayamadın daha.Hep bekliyorsun Mürşid-i Kamil’i, O hangi birini sana anlatsın, sen kendinden çıkaracaksın.

Yunus’un güzel sözü;”Hak tecelli etmeyince, neylesin mürşid sana!”.Yok riayatı, inancı yok…”Efendi ben olmadım”.Ne olmak istiyordun? Keramet sahibi olmak ha? Hastaları iyi etmek istiyordun vs…Onlar sana fayda vermez, Vallahi zarar verir, zarar. Nefsine maledersen, hapı yuttun. Kaç kişi var nefsini yenmiş?..Hiç endişe etmeyin çocuklar, Hz.Muhammed gibi, Pir efendimiz gibi, Ahmet efendi gibi, Hacı Sabri efendimiz var diyelim.

Enfüs, Afak, Hareke, Sükun..Bunun dördünü birleştireceksin , ondan sonra tevhide gir bakalım, tevhide. Gözünün içine bakıyor!..Son merhalede Allahlıktır. Allah’ta Fena Fillah olmak, müstağrak olmaktır, son bulmaktır. İrci !,”İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”. N’oldun? Allah’ta kayboldun. Allah olmadın, dikkat edin! Allah, Allah’tır, hiç bir varlık O’nun yerini ikame edemez, etmedi, edemeyecek. Ama O’nda yok oldu, O’ndan geldin O’na döndün.

Çok eski zamandı, yeni intisap etmişim.Müftü Arif bey, Hakim Mehmet bey gece gündüz beraberlerdi, bende. Dedim ki; ”Namaz bir gaye değildir”. ”O kadar hoşuma gitti ki, o lafı yakaladım” dedi, ”konuş” dedi. ”Namaz, Oruç, Zekat bir gaye değildir, bir binektir” dedim, ”nasıl merkebe biniyorsun, arabaya biniyorsun”,”Öcal sen mi söylüyorsun?”.Ben söylüyorum ya.

Çok açık, bunu bilmek için ululelbab, ululebsar olmak lazım. Burak’a binmedi mi? Refref’e binmedi mi Hz.Muhammet? Allah’a gitmedi mi?. Refref’le, Burak’la beraber mi gitti Allah’a. Refref, Burak aşktır, aşk, bunlar götürür. Bütün kavuşturan, konuşulan her şey aşktır. Ne diyor Veysel Şatıroğlu; ”Sendeki güzellik on para etmez, bendeki bu aşk olmasa”. Alıveriyor güzelliğini, oluyorsun leş!.. Bunları hep böyle idrak etmek lazım. Allah bereket versin, feyzini arttırsın, rahimiyetini arttırsın. Eğer Rahman olmasaydı Rahimiyet olmazdı, Malikiyet olmazdı.

Scroll to Top