ACI VE TATLI SULU İKİ DENİZ
NİYAZÎ-İ MISRÎ
İRFAN SOFRALARI
2.SOFRA S.18-20

Kaynak Kitap: İrfan Sofraları
Yazar: Niyâzî-i Mısrî (k.s)
Siteye Eklenme Tarihi: 08.04.2026

irfan sofraları

“Acı ve tatlı sulu iki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.
Aralarında bir engel vardır, birbirinin sınırını aşamazlar.”

Rahmân Suresinin 19. ve 20. ayetleri

Âyetin anlamı şudur:

Tatlı denizi ve acı denizi salıverdi. Bunlar karşılaşıyorlar, yaklaşıyorlar, yüzeyleri birbirine temas ediyor. Fakat aralarında birbirine geçmelerine mâni bir berzah (açıklık) vardır. Bundan dolayı biri diğerine karışarak onun özelliğini bozmaz.

Yani sınırlarını geçemez ve aralarındaki engeli bozmazlar. Burada iki denizden maksat, şeriat ve hakîkattir.

Allah Teâlâ onları salıvermiştir. Karşı karşıya gelirler, komşu olurlar, yüzeyleri birbirine dokunur. Öyle ki şeriatte bulunan her ilim ve amel hakîkatte de bulunur. Hiçbiri o ilim ve amelden ayrılmazlar. Fakat yine de aralarında Allah’ın hikmeti ve kudreti icabı birbirlerine karışmalarına engel bir berzah vardır. Bu engel sebebiyle biri diğerine geçemez.

Bu mâni, iki taraf adamlarının vehimleridir. Yani bu iki ilim, aslında tek bir ilimden ibarettir. İki ilim itibar edilir. Bu itibardan dolayı, iki taraf erbâbı arasında daimî bir ihtilâf vardır.

Bunun zâhirde misali dağdır. Dağ, dağ olması dolayısıyla tektir. Çıkışı ve inişi dolayısıyla ikidir. Çıkışı şeriate misal, inişi hakîkate misaldir. Dağda yürümek çıkan için zordur, inen için kolaydır. Ama dağın zirvesinde olan kimse çıkış ve iniş zahmetinden kurtulmuştur. Bu engelden dolayı iki taraf ehlinden gizli kalan bir hikmet gereğince, biri diğerinin hükmünü kaldırmaz.

Zira bu engel, iki cihanın imarı için konulmuştur. Bunun içindir ki tamamen birbirine geçip karışmazlar.

Şeriat ehli, hakîkat ehlinin ilmini bilmediklerinden ve onları şeriata aykırı sandıklarından dolayı hakîkat ehline karşı koyarlar.

Tam kemâle ermiş muhakkikler müstesna, hakîkat ehli de şeriatı hakîkate aykırı görerek onu terk etmekte bir sakınca görmedikleri için şeriat ehline karşı koyarlar.

Fakat dağın zirvesine ulaşan en yüksek kulelerde oturan ârifler, âraf ehlidirler. Bu iki ilmin, bir tek ilim olduğunu, iki taraf erbâbının gözlerindeki illet örtüsünden dolayı iki ilim gibi göründüğünü bilirler. Ve iki taraf ehlinin de haklarını verirler. İki tarafın benzerliklerini açıklayarak, müşküllerini çözerek bu iki ilim erbâbının arasını mümkün mertebe düzeltmeye çalışırlar.

Her asırda bunların aralarını bulan kimseler mevcuttur. Eğer aralarını bulan kimseler olmasaydı, aralarında savaş olur, düzen bozulurdu.

Bundan dolayıdır ki “Ahlâk güzelliklerinin en iyisi, iki kişi arasını ıslâh etmektir.” denilmiştir. Bu iki ilim, sulh ile karışacak, birleşecek gibi olur, lâkin aralarındaki berzah ile ayrılırlar. Ve böylece daimî olarak hâlleri birbirine tecavüz etmez.
Tâ ki birinin hükmü diğerini yenerek iki cihanın dengesi bozulmasın.

Niyâzî-i Mısrî (k.s)

Scroll to Top