MELamet NEDİR?

melamet nedir? (Yazar: burak anılır)

melamet hakkında genel bilgiler şöyledir;

Melamet, Hakk’ın katında makbul olabilmek için halkın iltifatına tenezzül etmemektir.
Melamet, her türlü fanatizmden uzak olmaktır.
Bu sebeple Resulullah Efendimiz,
şöyle buyurmuştur;

“Doğru yolda olun, orta yolu tutun!”

Melamilik, bir bakımdan, insanın kendine ait sandığı varlığının Hakk’ın varlığı olduğunu anlayarak fenâfillah mertebesine ulaşması ve ardından bu varlığı her türlü taassuptan (fanatizmden) arındırarak Bekâbillah’ta Hakk’ın varlığı ile yeniden bezenmesidir.
Melamet’te esas olan, mutlak surette Cenâb-ı Hakk’ı tevhit edebilmek, mutlak vahdete erip her yönden “semme vechullâh’ı” (her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır) müşahede etmektir.
Melametin kökeninde “levm” (kınama) vardır. Fakat bu kınama, halkın nefretini kazanmak için kötü fiillerde bulunmak ve Şeriat-ı Muhammediyye’ye aykırı davranmak demek değildir. Buradaki “levm”, doğruyu ve hakikati ikame etmek için halkın kınamasından çekinmemektir.
Melamet erleri, Şeriat-ı Muhammediyye’ye tamamen riayetkâr oldukları gibi dinin emir ve yasakları konusunda da hassastırlar. Bu sebeple kendilerini kınatma adına bilerek dinin hükümlerinin dışına çıkmaları söz konusu değildir.

Birçok Melami şeyhinin esnaftan olduğu görülür çünkü Melamiler, ekmeğini alın teriyle kazanmayı kutsal sayarlar.
Terzilik, peştamalcılık, ticaret gibi birçok işle uğraşan melamet ehli bilinir.
Melami erlerinin ortak özelliklerinden biri de kendilerinden sadır olan iyilikleri ve güzel halleri sahiplenmemeleridir.
Onlar, bu fiil ve sıfatların yegâne sahibinin Cenâb-ı Zü’l-celâl olduğuna iman eder ve kendilerini aradan çekerler.

Bunun zıttı olarak, nefislerinin kusurlarını gizlemek yerine, onu terbiye etmek amacıyla halkın kınamasına açık bırakırlar.

Hatta bu durum bazen öyle bir hâl alır ki Hamdun Kassâr hazretleri bu konuda şöyle der:

“Eğer yolda yürürken sendeleyen bir sarhoş görürsen, sen de onun gibi sendeleyerek yürü ki Allah muhafaza, kalbine ‘Ben Allah’ın salih kuluyum, o ise asi bir kuldur’ diye bir gurur ve kibir gelmesin.
Çünküsü Cenâb-ı Hak, seni onun gibi, onu da senin gibi yapmaya kâdirdir.”

Yine bu noktada Şemseddin Sivâsî hazretlerinin,

“Hakk’a makbûl olmak ister, halka menfûr olmadan”

sözü çok manidardır.

Esasında Melamiler, Hakk’ın katında makbul olabilmek için halka şirin gözükmeye çalışmazlar. Onlar her daim hakkı, adaleti ve şeriatı ayakta tutarlar. Onlar daima Hak ile beraber ve iç içedirler.

Melamiliğin “meslek-i Muhammediyye” olarak adlandırılmasının iki sebebi vardır:
Birincisi, “meslek” kelimesinin “süluk yolu” anlamına gelmesidir. Melami; ahkâm-ı Muhammediyye’yi, ahlak-ı Muhammediyye’yi ve hakikat-i Muhammediyye’yi kendine süluk yolu olarak kabul etmiş kişidir. Bu anlamda o, Muhammediyet’i kendine marifet edinmiştir.

İkincisi, Melamiliği tarikatlerden ayıran en önemli unsurun, Melamilerin yaşamlarını sürdürmek için bir meslek erbabı olma zorunluluğudur. Tarihte tarikat mensupları, kurdukları tekkelerde hizmet ederek, nefis terbiyesi ve ilimle meşgul olarak yaşamlarını devam ettirirlerdi. Melamilerin tekke kurumu oluşturmamasının sebebi de bu yola giren herkesin bir meslek sahibi olması gerekliliğidir.

Bu kimseler, hakikat-i Muhammediyye’yi mesleklerinde tecrübe eder (zevk eder) ve marifetullahı kendi meslekleri üzerinden sunarlar.
Bu, tarih boyunca hep böyle olmuştur.
Nitekim Adem (a.s.) çiftçi, Şit (a.s.) hallaç, İdris (a.s.) terzi, Davut (a.s.) demirci, İsa (a.s.) marangoz, Efendimiz (s.a.s.) ise tüccardı.

Diğer peygamberlerin de meslekleri vardı. Efendimizden günümüze gelen melami erlerine baktığımızda da Ömer Dede’nin bıçakçı, İdris Muhtefi’nin terzi, Beşir Ağa’nın sütçü, Hacı Maksud Efendi’nin sabuncu, İsmail Hakkı Efendi’nin esnaf, Hz. Pir‘in müderris olduğunu görürüz.

Görüldüğü gibi hepsi birer meslek erbabı olup marifetlerini bu meslekleri aracılığıyla göstermişlerdir.

BURAK ANILIR

Scroll to Top